25 Mayıs 2019 Cumartesi

Bir kırmızı kanatlı siyah kelebek


Al kanatlı kelebek.
Gövdesi siyah. Kömürden de kara.
Ankara’da daha önce hiç rastlamadığım bir tür.


Birkaç saat önce çektiğim bu karem, fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 25.05.2019

Paylaş :

200 belki 250 metrelik yol boyunca

Yeter ki toprak olsun. Mutlak bitiyorlar. Renk renk, tür tür. İçlerinde soğanlılar var, endemikler bile var belki.





200 belki biraz daha uzun bir yol boyunca üzerine hala kule dikilmediğinden beton altında kalmayıp, karşı kulelere karşı büyüyen kır çiçekleri. Renkleri, kendileri çok hoş. 



Birinin de kokusu burcu mu burcu. Taa ötelerden duyuluyor.



Bu bir yabani havuç çiçeği.



Dün fark ettim. Çoktan çiçek açmış, çiçekleri yapraklarını döküp ceviz büyüklüğünde elmalara dönüşmüş elma ağacı, Mayıs ayı sonuna doğru tek bir çiçek açmış.30 derecelik Ankara sıcağından sonra çiçek açan bir ağaç. Nasıl olduysa.



 Bir de tomurcuk var berisinde. Bunu görmüş olmayı bir şans olarak addettim.



Yeni çıkmaya başladılar. Zamanları geldi.

Yemlikler uzaklardan seçiliyor..










Çıtlık yani karahindiba tohumu. Üfleyince tohumlar uçuşur. Çocukken şeytan tekeri derdik.  








Sütleğendi bunlar sanırım.









Sütleğen. 










Soğanlılardan.











Havaciva çiçeği.









Sarı papatyalar.









Ban otu. Zehirli. Çok güzel çiçekler açtı ve artık zamanı geçti. 









Geniş alanda ne güzel  serpilip dekoratif görünürdü.  








Çok incelikli, zarif beyaz çiçekleri var bu soğanlı olduğunu sandığım çiçeğin. 









Dikenler. 









Kırmızı beyaz. 










Kır çiçekleri. Rengarengarenk. 














Müthiş bir kokusu var. Uzaklardan 












duyuluyor. Yabani havuç çiçekleri. 














Diken olmak için büyüyorlar. 













Diken silsilesi.  














Demet halinde  bir arada olduklarında nefis bir buket oluşturuyorlar.   








Metropolün en işlek yollarından biri kenarında şimdi boş arazi olmuş eski tarlanın mini kır haline gelmiş görüntüsü.   









Bazı yapraklar, ucu dikenli. Batınca acıtıcı.  









 Kır çiçekleri cümbüşü.  









  Peygamber çiçeği, pisi pisi otları  ve gelincik. 










Açılıp kapanan bir çiçek. Yerde ilerliyor. Parfüm için kullanılırmış. Kilosu çoook pahalı imiş.  










Sabah kısıtlı vakitte ancak bu birkaç türü çekebildim.   







 (Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 25.05.2019

Paylaş :

24 Mayıs 2019 Cuma


 Bir devam öyküsü olan

“Bizon Gönünden Gocuk Giyen Adamın Öyküsü” adlı çalışmama,

(“Bidonda  Yaşayan Bizon Derisinden Gocuklu Adam” adlı öykümün devamı)


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.05.2019

Paylaş :

23 Mayıs 2019 Perşembe

İLESAM Dergisi 17. Sayısı ile bir öyküme değer katıldı. Çok teşekkürlerim ile.

İLESAM Dergisi, 17. sayısında bir öykümün yer alacağından gurur ve mutluluk duyarak...

Öykümü, bu kez de bir dergiden okumanız dileği ile :)



 (Facebook, İLESAM sayfasından alıntıdır.)


İLESAM İlim ve Edebiyat Dergisi’nin 17. Sayısı baskıda…
Edebiyat dünyamıza hayırlı ve uğurlu olsun...
Derginin kapak resmi için Azerbaycanlı ressam Arif Hüseyov'a ve Ulduz dergisine teşekkür ederiz.
Dergimizin bu sayısında dosya konumuz:
Derisi Yüzülerek Ders Veren Şair NESİMÎ
Dosya Yazarlarımız:
Mehmet Nuri Parmaksız
Prof. Dr. Atabey Kılıç
Prof. Dr. Ziya Avşar
Doç. Dr. Özer Şenödeyici
Sayyad Aran
Anar
Vügar Ahmed
Dr. Mahmud Akkam
Qezenfer Pasayev
17. sayımızda yer alan diğer yazar ve şairlerimiz:
Rabia Barış
Vahdettin Oktay Beyazlı
Salih Kozan
Prof. Dr. Nurullah Çetin
Prof. Dr. Ahmet Atilla Şentürk
Prof. Dr. Hülya Kasapoğlu Çengel
Prof. Dr. Hayrani Altıntaş
Şerife Köksal Badısaba
Baxtiyar Vahabzade
Zeynep Engel
Abdullah Akay
Kenan Yavuz
Alaeddin İkican
Merih Baran
İbrahim Etem Ekinci
Naci Konyar
Ayşei Yasemin Yüksel
İlter Yeşilay
Durak Turan Düz
Nihat Bozdağ
17. sayımızda yer alan kitap tanıtımı olan yazar ve şairlerimiz:
İLESAM İlim ve Edebiyat Dergisi içinde 20 üyemizin kitapları ile ilgili fotoğraflı tanıtımlar yer almaktadır.
Tanıtımları olan Kitaplar:
Mehmet Nuri Parmaksız (Hasretin Nârında)
İLESAM ( 3. Milli Birlik ve Beraberlik Sempozyumu Bildiriler)
Elif Yavaş (Deneme Tahtası)
Ertuğrul Yılmaz- Ali Altınlı ( Yaren Sofrası Güldeste 2018)
İLESAM (Esere Saygılı Korsana Karşıyız)
Nuray Saygılı Demirtaş (Duygular, Umutlar ve Aşklar)
Selahattin Aydemir (Denize Dönen Dalgalar)
İLESAM (Esere Saygılı Korsana Karşıyız Hikayeler)
Funda Özyurt (Adanmış Hayatlar)
Sıddık Demir (Pîr-i Gâlîbî)
Hanife Mert (Bakış Acısı)
Hikmet Özdemir (Sağır Kuş)
İsmail Özçelik (Tarih Yazımı Üzerine)
Nurser Göze (Süper Matematik)
Mehmet Nuri Parmaksız (Dinle Kuşların Sesini)
Ahmet Yıldırım (Kedilik Bende Kalsın)
Nesime Açılmış (Okyanustan Geliyorum)
Songül Dündar (Şoför Aga)
Hüzeyme Yeşim Koçak (Hicaz Yaprakları)
Ziya Zakir Acar (Bir Gananın Sorağında)




https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10156242069721188&set=a.10150967285171188&type=3&permPage=1&notif_id=1558611897327719&notif_t=feedback_reaction_generic_tagged
Paylaş :

22 Mayıs 2019 Çarşamba

Kırmızı poz


Aynı baharın aynı karedeki ikizleri.


Bu sabah çektiğim bu karem,

fotoğraf gruplarım ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
22.05.2019

Paylaş :

19 Mayıs 2019 Pazar

Leylek yuvası ve sakinleri; anne leylek ve üç yavrusu


Havanın puslu, kapalı olduğu bir Nisan gününde, götürdüğümüz kabanları yağmurluklardan fırsat bulup da ilk kez orada kullandığımız, leyleklerin baraj suyu kenarındaki yuvalarında yavru büyütürken karelenebildiği bir Elazığ günüydü 03.04.2019.

O gün, Karakaya Barajı kenarında, Elazığ’da çektiğim bu karem, tüm fotoğraf gruplarım -bird watcing and…………- ve blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.05.2019

Paylaş :

18 Mayıs 2019 Cumartesi

SESSİZ BEYAZ EV



Baharın leylak kokulu taptaze havası yokuş çıkmayı nasıl da kolaylaştırıyor. Bunda, ikide birde gördüğüm sarıpapatyalar ya da çiçeklenmiş elma ağacının resmini çekmek için duraksamamın da payı var. Serince rüzgâr, soluklandırmak için doğanın nefesini üfler gibi. Yokuş, anayolda bitince karşıya geçmek için bakınırım, ilkokulda öğrendiğimce. Önce sağa, sonra sola, sonra tekrar sağa.

Hiçbir yana bakmama gerek kalmadan bir jandarma minibüsü belirdi tam gözümün önünde. Hoş, bizim buralar jandarma  kontrolünde  olduğundan bunda şaşacak bir şey yok. Ama farklı bir his kapladı içimi. Değişik bir duygu gölgeledi bahar havasının tazeliğini.

Eve girip  çantasından kol saatine tüm gün ya da yol boyunca hamallığı yapılan her şeyden kurtulmak ne keyif. Bir de balkondan arkalara bakıp nefes almak. Bahar uyanışının tazeliğiyle hücreleri doldurmak. Nisan ayının eli değince çiçekler açmış  ağaçları seyretmek.

Tepeler sakin. Ne tilkilerden birini  ıssızda  kıstırıp da durmaksızın havlayan köpeklerin  sesi var ne de sesi kısılmış bir köpeğin havlamasını andıran tilki çığlığı. Ne şahinler  görünürde ne  keklikler ötüşüyor. Bahar çökmüş arkalar, baharın kokusundan sarhoş sanki. O kadar sessiz her yan.

Ama… İşte orası sakin değil gibi. Birkaç dönümlük koskoca bahçesi olan, kendisi de en az çeyrek dönüm üzerine kurulu iki katlı müstakil evin etrafındaki bunca araba da ne? Demin gördüğüm jandarma aracı, ambulanslar, üzerinde olay yeri inceleme yazan şu araba? Ne olmuş olabilir ki balkonlarında, pencerelerinde bir kez olsun insan gözükmeyen o evde?  İçinde kimse yaşamıyormuş gibi ıssız, havalar ısınınca kırk yılda bir misafirlerin uğrayıp bahçede kiminin koskoca mangal başında, kiminin şezlonglarda güneşin tadını çıkardığı, bekçi köpeklerinin ev sahibinden daha çok gözüktüğü bu evde ne olmuş olabilir ki? Üstelik köpekler eve kimseleri yanaştırmazlar, hemen havlarlardı. Hay Allah… Offf!!! “Olay yeri incelemesi” yazan şu araca bakınca… Biri ölmüş olmalı. 

Tek başına yaşıyordu ev sahibi bildiğim kadarı ile. Bahçe ile ilgilendiğini hiç görmedim. Bahçesinde vakit geçirirdi; ama ya mangal başında ya bahçe kanepesinde pineklerdi. Veya köpekleri ile oynardı. Ağaçların budandığına, meyvelerin toplandığına hiç rastlamadım.

Çitleri sanki Avusturya dağ evleri havasında olduğundan bir kartpostaldan çıkıp da oraya oturtulmuş hissi veren, belki geniş bahçesinden ötürü biraz da  çiftlik evi görünümlü iki katlı evde neler oldu da jandarmasından cankurtaranına gelmiş halde?  Orada yaşayan adam ne durumda peki? İntihar mı etti acaba? Kız arkadaşı, nişanlısı ya da alacaklı verecekli oldukları vardı da onlar ile mi tartıştı? Neyse sorun, çözemeyip  gırtlak gırtlağa mı geldiler? Silah sesi, çığlık duyulmadı ki geceleyin. Ses duyulmayacak uzaklıkta da değil, iki yüz metre bile yok arada. Bir kaçış, kovalamaca, haykırış olsa işitilirdi mutlak. Çünkü mangal partilerinde tek tek sözcük olarak anlaşılmasa da bahçeye insanların doluştuğunu  haber veren konuşma uğultusu duyulur.
 
Herkes mışıl mışıl  uyurken mi oldu acaba olaylar? Gecenin koyusunda, korku filmi gibi. Belki tek başına yaşayan evin sahibi adam cinnet geçirdi. Borç batağına battı… Tefecilerin eline düştü. Başına içinden çıkılamaz haller gelince  gazetelerde okuduğumuz haberlerden birisi oldu… Kendi isteği ile göçtü… Offf, neler gelmiyor insanın aklına. Belki de kötü alışkanlıkları vardı. Bir gün  yaşayacağı kaçınılmaz son, işte bugün olmuş olabilir mi? Ne acı tüm bunlar.
 
Yahut da adamın tek başına yaşadığını bilenler, sessizce içeri girdiler. Adamın nesi var nesi yok almak için. Sonra ev sahibi ile  karşılaştılar. Boğuşma çıktı. Belki adam kan kaybından öldü belki  evine gireni de ağır yaraladı. Ve şimdi kapıda iki cenaze arabası olduğuna bakılırsa, ikisi de öldü. Belki de arkadaşlarını ağırlıyordu evinde. Televizyonda maç izliyorlardı. Hiç olmayacak bir şeyden aralarında tartışma çıktı. Sonuç, şu an evin önündeki araçlara kadar geldi.

Veyahut da kız arkadaşı veya nişanlısı vardı belki. Birden anlaşmazlığa düştüler. Orada yaşayan adam, hiç olmasın istesek de  gazetelerde rastladığımız, kravat takınca az ceza alacaklarını bildiklerinden kendilerinden ayrılmak, boşanmak isteyen nişanlılarına, eşlerine hatta kendileri ile arkadaş olmak istemeyen okul ya da sınıf arkadaşları kızlara  bıçak, tabanca ile saldırıp sonra da kendi canını kurtarmak için atları geçercesine koşup kaçanların yaptıklarını mı yaptı? Ve bir gelecek kurmak için yola çıkmış, ileride beyaz badanalı evlerinin bahçesinde çocuklarının koşturmalarını seyredip seslerini duyacak adam ve kız arkadaşı, şimdi o ev onlara mezar olduğundan tüm bu hayallerden çok uzakta  mı?
 
Hava karardı. Tüm araçlar hala orada. Başka araçlar da geliyor. Beyaz evin sahibinin yakınları olmalılar. Haberi alan geliyor demek ki.

Gece yarısı oldu. Arabalar hala orada.  Off off… Filmlerde olur sanırdım bu görüntüler. Çok yakınlarda ve gerçek de olabilirlermiş. Biraz ilerde şimdi mesela. Oysa o evi  bambaşka görüntüler içinde görmeye alışkındım. Ağaçlar çiçek açarken, ana yoldan giriş kapısına uzunca bahçe yolunun iki kenarındaki  sedir ağaçlarına konan kerkenezleri görmeye alışkındım. Misafirlerin mangal başı keyiflerini ve sahibi adamın köpeklerini eğitmesini görmeye alışkındım. Hayat, dümdüz akarken aniden öyle kavisler çizebiliyor ki akış, yüksek dağlardan denizlere dökülen akarsuların  şelale olup dökülmesince zerre zerre savrulmaya dönüşüyor. Yaşam, alıştığımız çizgisinde ilerlerken hep öyle devam edecekmiş gibi geliyor; ama çizgi bir anda kırılabiliyor, sonlanabiliyor. Bu gerçeği hatırlatan da bazen bahçeli beyaz bir ev oluyor.
 
Belli ki büyük bir şey yaşanmış o evde. Büyük bir arbede, boğuşma. Orada yaşayan kişi için endişeliyim.  Apartman görevlisine sormalı iyisi mi yarın geldiğinde.
*****
Az ilerideki evde neler olup bittiğini apartman görevlisi de bilmiyor. Kendisi de görüp meraklanmış onca arabayı. Belli ki evin yakınına gitmemiş. Ama “ben öğrenirim” diyor.
*****
Apartman görevlisi ertesi gün de öğrenememişti. Daha ertesi gün yüzünden belliydi öğrendiği.
-Orada tek başına yaşayan bir adam vardı ya. Gençten. Kırkını az geçmiş. Akıl sağlığı pek yerinde değilmiş. Ailesi ona iki gün boyunca ulaşamamış. Telefonlara cevap vermemiş. Bunun üzerine polise haber vermişler. Adam kalp krizinden ölmüş  meğer.
*****
Çok üzüldüm. Sadece adama değil, o adamın içinde bulunduğu yalnızlık gerçeğine de. Orada olanlara ilişkin akla ilk gelenlerin hiçbiri değildi gerçek. Bir insan tek başına ölmüştü.

Bunu duyunca bu çağın tek başına yaşamak zorunda kalmış, kalacakları geliyor akla.
*****
İki hafta sonra yine arabalar ile doldu beyaz evin önü. Plakalar farklı farklı. Daha çok İstanbul ve İzmir. Hepsi de pek lüks. Evden bavullar ile, koliler ile bir şeyler çıkarıp bagajları doldurdular. Eşyaları pay ettiler belli. Sonra da tek tek uzaklaştılar. Beyaz ev şimdi, gece karanlığında gözükmez halde. Değil bahçe ışıkları, evin çırası yanmıyor artık.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), ‎30 Nisan   07 Mayıs 2019

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci