5 Nisan 2011 Salı

Etten kemikten insanlardan annesiz Anneler



Bir buçuk yaşından beri annesiz olan Annem’e ithaftır.
Alt sağdaki annem.Ablası, abileri babası Yusuf Ziya Güvenç. 

Her insan içinde saklar gizli kırılganlığını. Kaya gibi, kale gibi görülse de.Dağ gibi dursa, taş gibi gözükse de.

İnsan etten kemikten değil mi sonuçta. Etten kemikten olup da kanamayan olur mu? Kanayan yaranın da acımadığı olur mu?

Herkes gönlünün sesini dinler. Usludur kimi gönüller kimisininki de deli. Uslu da olsa gönüller deli de her gönül sırça mayalıdır. Tuz buz da edilebilir, sakınılabilir de. Ama hepsinin birer gözyaşı şişesi olduğu ne zamanlar gelip geçer yaşam boyu.
Annem ve ben.

Yüz hatları sert, elleri kaba olabilir insanların; ama sol yanlarında hepsi bir yürek taşır. Herkes bir kalp atışı kadar daha dünyadadır. Kalpler kırılır, kalpler gözükmez, içte bir yerde saklıdır; ama dil yaralarını, ayrılık acılarını, yitirmişlikleri, aldatılmışlıkları, sevinçleri gizlice saklayan not defterleridir onlar.

“İçi başka dışı başka” derken aslında içindekileri dışına vurmadan yaşayanları kastederiz. İçi kan ağlasa da yüzü gülenlerden mesela.

Dışı güçlüyken içi kırılganlar, bu başkalığı yaşayanlardır. Dimdik olmak tercihi çoktan yapılmış ayakta durulurken içerdeki sırça köşk, ne depremler atlatmış, ne fırtınalarda damı akmış, kiremitleri uçmuş, kırılmış, duvarları su emmiş, nemlenmiş, küf  bağlamıştır.
Annem ve kendisini büyüten, öz bir anneden fazla seven teyzesi

Her gönül yaşamıştır sırça köşkünün karşı koyduğu fırtınaları. Bazen de koyamadığı kasırgaları.

“Hayatın sabah yeli de olur, rüzgarı da; fırtınası da olur, kasırgası da” diyebilerek fırtınanın hasarını tadarken, kırılan sırça köşkün cam parçaları oraya buraya batmış kanatırken işe koyulmak, kendi gönlünü onarmak için gönüllü amele olmak, güçlü olmanın gerçek tanımıdır.
Annem, en yakın arkadaşlarından Somuncular'ın Mualla ile.

Güçlü olabilmek bazen maddi güç olarak anlaşılsa da manen güçlü olabilmek maddiyatla elde edilebilen bir şey olmadığından gerçek anlamda güçlü olabilmektir. Güçlü ya da güçsüz, ayakta ya da sürünen, her yürek sıcak dokunuşları duyumsamak ister.

Her kulak, en yumuşak tonda seslerle seslenişler işitmek ister. Ses dalgaları, kulağından içine işlesin ister ağıları temizleyip içini ağarta ağarta.

Hani şöyle dostça ya da içten sözcüklerin sıcaklığında ısınmaktır insanların bir başka insandan isteyeceği ilk şey.  Katı bakışların, ağır, kaldırılamayacak, bıçak izi bırakan sözcüklerin yüzüne de arkasından da edilmemesini arzular normalde insanlar.

Güzel bir sözün nasıl bir ilaç olduğunu bilmeyen yoktur. Yumuşaktır; hem de yumuşatır güzel sözler. Merhem gibidirler. Yaraları iyileştirir; yara olmayan yerlerin de nasır bağlamaktan, katılaşmaktan uzak kalmasını sağlarlar.
Annem, en sağda.

Güzel sözler kadar güzel gülüşler de aydınlık bir lisandır. Daha ilkten en olumlu dalgaları yayan sade bir lisan.

Bir şefkatli elin dokunuşuyla hissedilenler, ruha masajdır. Ağlayan bir çocuğun başını okşama, sıkıntıdaki bir arkadaşın sırtına dostça dokunuş, yapayalnız bir yaşlıyla bir kaç laf etme, “ben buradayım; sen yalnız değilsin, düşünülüyorsun” demektir.

Herkesin istediği, başını koyacak bir omuzdur. Her baş, aynı zamanda yaslanacak bir omuz da olabilmelidir ama.

Omuzların yükü ağırdır. Omuzlarda ağlanır, sorumluluklar omuzlara yüklenir,
hayatın tüm ağırlıkları omuzlarda taşınır. Omuzlar da bazen kendi arkasında duracak başka omuzlar ister.

En çılgın haykırışlarla bağıran, gözlerinden alevler saçarak tehdit savuran kızgın insanlar görürüz. Onları yolda, okulda, işte her an görmeyiz; ama dizilerde, filmlerde onlardan sıkça vardır. Sevgi  dolu bir yaklaşımla, sıcak bir sözle, “ben sana yakınım” mesajı vererek ona dokunan, omzuna atılan bir el olmamıştır onların hayatında kolay kolay.

Kaç yaşında olursa olsun bir insan canı yanınca “Anne” der. Anne der; çünkü anne, sevgidir. Karşılıksız her türlü vericiliğin tanımıdır anne. Baş okşamadır, gözyaşlarını silmedir, yüzünü sevmektir, sırtını sıvazlamadır.

Sevginin doyula doyula yaşandığı tek kucaktır anne. Nerede olursa olsun baş sıkışınca yardıma koşacak tek yakındır belki de. Anne sadece sever, korur, okşar, sevgiyle dokunur.

Düştüğümüzde, canımız yandığında, sırtımızdan hançerlendiğimizde hep “Anne” 
deriz. Tek kelime vardır o anlarda edilebilen. Sadece “Anne”.
 Annem ve arkadaşı yerel giysilerle.

“Anne” demek, sevgi istemektir. Sevilmeye, korunmaya, bakılmaya ihtiyaç duyulduğunu anlatan tüm cümlelerin tek kelimelik özetidir ‘Anne’ sözcüğü. Yetişkinlikte bile ne denli çocuk ve aciz kalınabildiğinin itiraftır “anne” diye haykırış.

Anneler de sevilmek ister. Anneler de “Anne” diyebilmek ister. Ama bazı anneler, annesizdir. Bazı annelerin anneleri hiç olmamıştır. Onlar daha bebekken, daha küçücükken anneleri göçmüştür bu dünyadan.

Anne nasıl olur, nasıl sever, nasıl kızar, azarlar hiç bilememiştir annesiz anneler. O yüzden de nasıl kızılır, azarlanılır hatta nasıl sevilir hiç bilemezler. Kimileri yakınlarınca büyütülmüş ve anne sevgisine neredeyse ulaşmışlardır; ama yine de ait oldukları kucakta büyümediklerini hep hissetmişlerdir.

Annesiz anneler, anne ararken anne olurlarsa, yavruları, hem çocukları hem de
anneleri olabilir.

Canından doğduklarının kucaklarında büyümemiş olabilirler; ama canlarından doğurdukları yavrularını kucaklarında büyütürken onların sevgisinde anne de olmuşlardır, annesi olduklarının yavruları da.
Sağdaki Annem. Daha on sekizinde bile değil.

Annesiz anneler, aynada hep bir anne görseler de gerçek bir annenin neye benzediğini hiç bilmemenin acısını hep yaşarlar. Onların sırça köşkleri hep bir yanında derin bir çatlak taşır. Annesizlik kırığı. Bu kırık hiç yapışmaz, hiç yok olmaz.

İnsan bu. Kırılmamak için kırar, üzülmemek için üzer. Ağı da olur derman da; ama derman olmak zordur.

Teselli etmek hem de nasıl zordur. Teselli edecek sözcükler yoktur ki. Daha icat olmamıştır o sözcükler. Gözyaşlarını hangi sihirli sözcük bir çırpıda durdurabilir? Sözcükler değil; ama zaman yapar bu tedaviyi.

Ne kadar teselli edilemeyecek durumlar olsa da, sözcükler ne kadar yetersiz, dil dökenler ne kadar aciz kalsa da yine de yakında bulunanlardan yatıştırıcı çabalar beklenir.
En ön sırada, en büyük kurdelalı; Annem.

Dil dökmek, teselliye çalışmak, yakınlarda olmak, düşünmek; kederleri gidermek için orada olmak anlamına geldir. Bu yüzden istenir işte en istenmedik durumlara düşüldüğünde yakınlar, eş dost, arkadaşlar uzakta olmasın, hemen dibinde olsun insanın. Omuz olsun, uzanan el olsun istenir yanı başlarda, zorlu günlerde.

Duygu, coşku, öfke, acı, sevgi, yalnızlık her insanca çok iyi bilinir. Her nefes alışta, her an birisiyle içiçeyizdir bu etkileyenlerden. Şımartacağımız etkileyeni iyi seçmemiz lazım. Öfke, yalnızlık, acı vermek gibi seçenekler sadece karşıdakileri etkilemez, hırpalamaz, yormaz;  bunları seçenleri de için için yiyip bitiren bir semiz kurttur. Meyve kurdu gibidir. Kemirdiği meyve, uygun gönüllerdir.

İtilmişlikten, dışlanmışlıktan, ilgisizlik ve sevgisizlikten duyduğu üzüntü, acı gözyaşı olmuş, gözyaşları içinde kalmış birine en güzel söz, yumuşak bir bakış

ve uzatılan bir eldir.

Bir el. Çok şey demektir. Vermek demektir. Dokunmak demektir. Yara sarıcıdır.

Gönlü kırık bir insan kaç yaşında olursa olsun, annesinin kucağında annesinin şefkatli eli saçsız başını kavrayarak göğsüne bastırırken sevildiğini duyan, korunduğunu hisseden, kucaklanılmış, sahiplenilmiş olduğunu duyumsayan bir bebek gibi ister aynen o bebeğin gördüğü muameleyi. Sarılıp, kucaklanmak, insan olmanın dikeni, çakılı, sivri kayalıkları olan ağlamaklı anlarında başını bastıracak sıcak bir sine ister.

 Çocuklar da ister bunu. Anneler de babalar da. Güçlü görünenler de. En güçsüzler de. İnsan, insanca bir sarmalamayla insan gibi kucaklanmak ister anne kucağı gibi kucaklarda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 05.04.2011
Paylaş :

12 yorum:

  1. Canım arkadaşım..yürekten dökülen sözler..okuyan herkesin yüreğine değecek..
    Eline-emeğine sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım Arkadaşım, senin gibi bir yüreğin hiç kayıtsız kalamayacağını biliyorum bu konulara. Senin de ellerine sağlık.

      Sil
  2. Anneniz hayata şanssız başlamış fakat sizin gibi harika bir evlat yetiştirebilmiş. Yazdıklarınızı okurken gözlerim doldu, " ana gibi yar olmaz... " Kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de ne zaman okusam gözlerim yaşarır. O yüzden Annem bu yazımdan habersiz. Okumadım ona. Çocuksuz teyzesi büyütmüş Annemi. Tek kızı olaaak. Ve öyle severdi ki. Hatta beni. Hayatının merkeziydim anneannemin.

      Sil
  3. Okurken insanın boğazı düğüm düğüm oluyor.Kalemine sağlık. ..
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Şenay. Annesiz anneler gerçeği. Çocuksuz teyzesi, annemi büyütmüş. Bana da aşırı düşkündü anneannem.

      Sil
  4. Okurken insanın boğazı düğüm düğüm oluyor.Kalemine sağlık. ..
    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Böyle olsun istemem; ama duyunca seviniyorum. Çünkü yazım hissettirmiş, amacına ulaşmış.

      Sil
  5. Ey insan evladı! Bir kalem bu kadar mı keskin olur da yürekteki yarayı deşer, dağıtır. Eğer kağıda yazıyor olsaydım şu anda yazdıklarım sırılsıklam olurdu. Yüreğine sağlık... Düğüm düğüm boğazımdan çıkamayan cümleleri sen anla gayri...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ağlattı mı? Bu konular ağlatıyor. Ben artık ağlamıyorum da içimde kalmış, yazdım sonunda. Şöyle sevindim ağlattığıma :)))) yazım, amacına ulaşmış diye. Komik öykülerim de var. Denemede komik olamıyorum, hiç çekmemişim Annem bu konuda. Ama gerçek yaşanmışlıklardan yola çıktığım bazı öykülerim var komik. Bir tane onlardan önersem :)))

      Sil
  6. Mükemmel aktarmışsın.Yüreğine kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Bu konuyu böyle dedirtecek halde anlatmayı çok isterdim. Olmuş galiba :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci