17 Mart 2012 Cumartesi

Bir tezgah öyküsü: Yazar Yarası; Korsan Yayın

Korsan filmlerini sevenler çoktur. Hele de süslü püslü, zülüflü, gözü sürmeli, omzundaki küçücük maymunuyla geminin o direğinden bu direğine koşturan, tek gözlü dürbünüyle güverteden ufku gözleyen korsanların filmlerini izledikten sonra onları sevmeyenler de sevmiş olabilir. 
Kurukafalı siyah bayrakları okyanus esintisine kapılmışken kâh savrula savrula kâh pupa yelken giden, ahşapları gıcırdayan hayalet gemilerde yaşar bilirdik biz korsanları. Canları sıkıldıkça ganimetle dolu sandıklarını açıp, nohut büyüklüğündeki inci kolyeleri, iri taşlı yakut yüzükleri, okyanusun ortasındaki adalardan çalınmış yeşilliği yansıtan zümrütlerden gerdanlıkları sırıtarak seyrederler sanırdık. Işıltılı elmasları, altın liraları avuçlarken gözleri altınların, elmasların ışıltısından bile çok ışıldayan korsanlardı onlar. İçlerindeki yağmacılık ateşini okyanus suyunun bile söndüremediği, hazinelerini saklayacak ıssız bir ada arayan yaralı yüzlerdi. Karaib Adaları kıyılarının korkunç kahkahalarıydı korsanlar bizim için.
Engin denizlerin “Korsan” adlı gezginleri, denizleri bıraktı nicedir. Gemileri karaya oturdu onların. Kaldırımlara.  Kahkahaları da değişti. “Kitap” diye bağıran cinsten bir sesle gülüyorlar artık. Deniz kıyısı korsanlarınınki gibi üstü işlemeli içi mücevherle, değerli taşlarla dolu sandıklardan değildir karton yaygıdan tezgâhı olan korsanların sandıkları. Onların sandıklarının mücevherleri, kuytu kelimelerden, ince düşüncelerden, izlenimlerden, gözlemlerden feryatla, çığlıkla, sızlayarak, nazlanarak doğan kitaplardır.
Karada kol gezer oldu korsanlar. Ellerinde, çalıntı olduğundan ucuza sattıkları kitaplar ile. Yol kenarlarında, akşam saatlerinde, zabıtanın mesaisini bitirip evine döndüğü anlarda, karanlık birer siluet olarak beliriveriyorlar. Karanlığın, bilinmeyenlerin içine ışık huzmeleri gönderme gayretindeki eli kalem tutanların onca yıllık emeğini sömürmek için. Kelime kelime nakışlar dokuyanların göz nurunu; gözlerini kırpmadan iç ediyorlar.  Bir sözcük için bin dereden su getirenlerin, kılı kırk yararak düşünenlerin düşüncesini çalıyorlar güle oynaya. Çaldıkça da iştahları açılıyor.
Pişkince satıyorlar çaldıklarını herkesin ortasında. Okumanın insanı güzelliğe götüreceğine inananlar da, korsan kitapların nelere mal olduğunu bilmeksizin üç beş kuruş az vereceğim, ucuza alacağım diye sevinerek kapışa kapışa alıyor korsan yayınları.
Kalabalık kaldırımlarda uluorta çalınmış emek satan korsanlar, yazarın, yayıncının ve kitapevlerinin ceplerine ellerini sokuyorlar. Ama daha da ötesi kitapçılarda satıldığında vergi olarak devletin kasasına girecek, oradan da toplum için kullanılacak gelir kaynaklarını kurutuyorlar. Kaldırımlara kurdukları tezgâhların başındaki kaldırım korsanları,  çoklukla öğrencileri, gençleri hedef alırken onlara bir de davette bulunuyorlar bağıra çağıra. Kitap satın alıp okuyan, aydın, temiz düşünceli insanlar olmaları için gençleri korsan kitap sattıkları tezgâhlarına çağırıyorlar. Ne tezgâhlarla kurdukları o tezgâhlara üşüşmesini istiyorlar gençlerin, yaşlıların, herkesin. 
Öğrencilik yılları, kültüre, sanata, edebiyata daha bir düşkün olunan yıllardır. Pek bahanesi yoktur sınav dönemleri dışında okumamanın. Bunu iyi biliyor korsanlar. Öğrenci bu, nereden bilecek telif hakkını. Telif hakkıyla ayakta duran kurumların, nice edebiyatçının haklarını koruyacağını. Bir de okumaya düşkünse üstelik,  gözünü kırpmadan alıyor o çok merak ettiği serüveni, polisiye romanı.  Ucuz korsan tezgâhlarından kitap alarak tezgâha düşüyor gençler, ucuzundan.  Ya da kitapçılardan değil de kaldırım korsanlarından kitap alanlar.
Kaldırımın ortasına, her bir kenarı açılarak büyükçe bir yaygıya dönüşmüş karton kutuların yayılmasıyla oluşturulan, koltuk altında taşınabilir tezgâhlar aslında kitap tezgâhları değildir.  Uzunca bir zamandır kurmaya çalıştığı cümle tam gecenin üçünde aklında uyanıp, gecenin soğuğunda kalkarak yazmaya koyulanların ve bundan maddi hiçbir şey ama manevi doyum olarak çok şey bekleyenlerin emeklerine kurulmuş tezgâhlardır.  Vergi ödememenin, haksız kazancın, sömürünün, saygısızlığın ha orada ha burada; ama her yerde ve her zaman karşılaşılan bankolarıdır.
Aylarla, yıllarla ölçülen zaman dilimlerinde bir eser ortaya çıkaranların eserleri sayesinde, birkaç saat içinde o eserlerden binlercesine haksızca sahip olmaktır.  Tek bir özgün kitaptan, binlerce korsan kitabın çoğaltılacağı o esere onca yatırım yapan yayıncının elinden tüm gelirini almaktır. Telif hakkını korsan yollu gasp ederek yazarın, yayıncının, kurumların haklarını çiğneye çiğneye, göstere göstere ezip geçmektir.
Bir doğum sancısı edasıyla gün yüzü gören kitapları, korsanlar bekleme odasında beklerler güle oynaya. Kitap daha rafa konar konmaz, anasının kucağından çalınan yeni doğmuş bir bebek oluverir korsan yayıncıların elinde.  Doğduğu topraklar hayrını göremez bu çiçeklerin. Yazarın uykularını, aylarını verdiği; yayınevinin varını yoğunu ortaya koyduğu taptaze fidanlar gibi kitaplar,  klonlanırlar acımasızca. Kitapların aslı, yayınevinin rafında raflara dekor olurken klonları haksız kazancın, çalıp çırpmanın zevklerinde iflah olmayan korsanların doymayan hırslarını birazcık yatıştırmakla meşguldür.
Korsan tafrasıyla bir gecede aslından türetilen kitapları bile bile almak, “Kitap okuyorum, kültüre, sanata, edebiyata meraklıyım, hakka saygılıyım, yasal yollar varken dolambaçlı karanlık tavırları yeğlemiyorum” diyen birinin kendini tekzibidir; kendini yalanlamasıdır; kendini tanımadığının göstergesidir. Yalanı hayatından çıkaramadığının ifadesidir. Yazarı, yayıncıyı zora sokma yollu, güya kültürel bir etkinliktir. Bilmeyenlere de anlatılması gereken bir konudur. Bir kitap, yazarca yazılır; yayıncı tarafından basılır. Ama bir kitap, korsanlarca çalındığında yazarın ve yayıncının ortaya koyduğu onca çaba ve harcama bir kalemde silinir. Telif hakları ortadan kalkar. Yazar ve yayıncı zarara uğrar, korsan kazanır.  Kitap korsanlığı özetle budur.
Korsan kitap almak demek, telif haklarının elden gitmesi demektir. Korsan kitap için ödenen paranın yasal yerlere değil, ne menem amaçlar için kullanılacağı bilinmeyen yerlere oluk oluk kaynak olarak akması demektir.  Korsan kitap satışı, tek suçu bildiğinin bilinmesini, duyduğunun duyulmasını isteyen yazarın; tüm dileği yazarlarca emek emek ortaya koyulmuş eserlerin okuyucuya ulaşmasını sağlamak olan yayıncının; tamamıyla yasal olmaktan başka bir kusuru bulunmayan kitapevlerinin kayıtlı, vergisi ödenen kitaplar sattıkları için ellerinden, avuçlarından gelirlerinin korsanlarca kanata kanata alınmasıdır. Emek hırsızlığıdır korsan yayın. Edebiyatın vurgun yemesidir. Sanat talanıdır. Yazdığı için yazarı, yayınladığı için yayıncıyı cendereye sokmaktır.
Bir kitap, aslında bir kitaptan daha fazlasıdır. Bir kitap; ince ince anlatılan gözlemleri, yaşanmışlıkları, görmüşlükleri, geçirmişlikleri, çıkarımları bir çırpıda bunların hiçbirini tatmamış olanlara kolayca sunuverir. Okuyanlar, aldıkları kitaptan bunları soğururken o kitabın geliri pek çok yararlı işlere ve toplum için çok gerekli kurumlara da gitmektedir telif hakkı yoluyla.
Bir kitapevinin raflarında satılan bir yayınevince basılmış kitap,  vergisi verilen bir ürün manasına gelir. Yasal yolla satışlar sonucunda elde edilen kazançtan, onu yazana, yayınlayana ve satana hakkı verilir. Oysa korsan kitaplarda hak kavramı, haksızlıktır. Korsanca usullerle, hak edilmeyen haklara el uzatmaktır. Ne yazan ne basan bir kazanç sağlayamaz korsanların eline geçmiş yapıttan. Yorgunluktan gayri. Raflarda yasal şekilde satılan bir kitap almak, sanata hak ettiği değeri vermenin, hakka, emeğe saygıyı göstermenin tek yoludur.
Keşke o sevimli bile gösterilen sürmeli, zülüflü korsanlar okyanuslarda kalsaydılar. Gıcırdayan gemilerinde, küpeştede ay ışığı altında uçsuz bucaksız sularda oynaşan yakamozları seyretselerdi. Arada bir gerçek korsanlar gibi incileri, yakutları, safirleri, elmasları avuçlarına alsalar; çılgın kahkahalar atsalardı denizin ortasında.
Şimdi korsanlar şehrin ortasında. Haksızlığın, hukuksuzluğun orta yerinde. Korsanlar parmaklarını dahi oynatmadan, parmaklarıyla tuşları döverek kitap yazanların, o kitapları yayınlayanların haklarını, paralarını çalıyor. Vergi vermiyorlar. Yetmedi bir de vergiden çalıyorlar. Yani yoldan, sudan, okuldan. Okunsun diye korsan kitap satarken “Okul yapılsın da okuyalım” diye bekleyen pırıl pırıl gözlü çocukların geleceğini çalıyorlar. Kitap satarak cahillik pazarlıyorlar. Kitap satmak gibi aydınlık bir iş yapıyor görüntüsünün ardında kapkaranlık gelirler elde ediyorlar. Kapkaranlık gelirler, aydınlık işlerde de kullanılmaz ayrıca.
Kitap satarak, kitapsız işler için kazanç sağlıyorlar. Kan renkli mürekkepten onların kitapları.
Kendi gelirimizin, aylığımızın tek sahibinin kendimiz olduğunu gayet iyi bilsek de söz konusu kitaplar olunca sıklıkla ne yazarın emeği hatırlanır,  ne yayınevinin onca yatırımı, çabası. Ne hakkın, hak edene ait olduğu hakkındaki başka zamanlarda uluorta söylenenlere sahip çıkılır ne de bu konularda ateşli birer savunucular olunduğu hatırlanır.
Hiç kimse kendi evinden bir şey çalınsın istemez.  Herkes, kendi yaptığının hayrını kendi görsün, emeğinin getirileri yine kendine dönsün ister. Ancak konu kitap olunca ödediğimiz paranın kimin cebine girdiğini göz ardı edebiliyoruz çarçabuk.
Kaldırımdan aldığımız kitaba ödediğimiz paranın gerçekten ödenmesi gereken yere ve kişilere mi gidiyor yoksa hırsıza çanak mı tutuyor olduğunu göz ardı edebiliyoruz küçük bir kazanç uğruna.  Telif haklarının yok oluşuyla kimlere, nerelere zarar verdiğimizi, telif hakları gelirleriyle ayakta kalacak kurumları düşünmüyoruz zaman zaman. Ucuz kitap alalım da tek, para hak edenin mi eline geçmiş yoksa bir başkasının mı, oralı bile olmuyoruz. En değerli bilgilerin kaynağı, en gizli hazinelerin saklandığı yerler olan kitaplar, kitap olmaktan çıkıyor korsanlarca satılırsa. En olmadık amaçlara araç oluyorlar, masum bir kitap görünümüyle. Kötülük, kitap halinde pazarlanıyor. 
Kitap okumak, aydınlanmak içindir diye bilinir. Bilmedikleri bellemek; tarihi, buluşları, coğrafyayı öğrenmenin hazzına sayfa sayfa ulaşmak demektir okumak. Romanlardaki sevdalarla başka dünyalara gitmek, sözcüklerle çizilmiş karakterleri sanki karşımızda görüyoruz gibi olmaktır. Kitap okumak, bilgili olmak,  adam olmak içindir. İyi, kültürlü, aydın olmak için okurken, bencilliğimizin kurbanı olarak kitabı alınması gereken yerden değil de karton yaygılara serilmiş halde yer tezgâhlarından almak neyin nesidir?  Olsa olsa bilmemekten ya da az bilmekten kaynaklanan bir yanlış tutumdur. Yerden kitap almak için eğilmiş olanlar, haksızlığın, hukuksuzluğun, hırsızlığın, çalıp çırpmanın karşısında eğilmişlerdir.
Oysa raflardan kitap alınırken eğilinmez. Hatta o kitaplara ulaşabilmek için parmak uçlarına basarak yükseldiğimiz bile olur.
Eğilerek yerden alınan kitaplar, yeraltına giden gelirlerdir. Raflardan alınan kitaplara ödenen paraların kuruşu kuruşuna nereye gittiği gün gibi açıkken, eğilerek yerden alınan kitapların gelirleri balçığa gömülmüştür.
Eğer kitap okumak aydın olmanın ilk koşullarındansa; okunan kitabın daha nereden ve nasıl alındığı aydın olunup olunmadığının ilk sınavıdır aslında. İlk göstergesidir, hem de kesinkes göstergesidir.
(Hakkı saklıdır)

Acemi Demirci
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci