27 Mart 2012 Salı

Gelincik yalnızlığı


En önce CEYHAN'a
sonra bazen kendini yalnız eden herkese ithaftır.



Gelincik Yalnızlığı

Öyle bir neşe ki, nar çiçeği renginde. Baharın erkeninde. Bahar dallarında açmamış, yerlerde. Dalgalanırcasına. Tepeden bakmaz; tepeden bakanlara gülümser sadece.  Utanmış genç kızların yanakları renginde çehresi. Zeytin yeşili çimlerde boy verir, zeytin karası gözleriyle. Olan biten dört taçyaprağıyla  bir örter gözünü ferace giymişçesine, bir açar.

Gözlerini açınca öyle bir bakınır ki etrafa. Eğer yelin yeni bir değişiyle tekrar kapamasa gözlerini,  çok canlar yakar öyle fıldır fıldır bakarken. Uğurlusundan, iğnelisinden nice böceğin uğrağı olur. Zeytin karası göbeğinin etrafına sıra sıra dizilmiş uzun kirpikleri, şairlere şiirler yazdıran oklardır aslında. Hiç atmaz kirpikten oklarını atmasına da, atılmış oktan tesirlidir bir kez görüldüklerinde.

Baharın torbasını  doldurur gelincikler; çayır çimen, dağ yamacı, vadi koyak demeden. Aldır rengi. Al al olmuştur gelinciklerin beti benzi.  Kırmızı da diyemem yapraklarının boyasına, al demek varken. En haykıran kıvamdadır demi. Üstelik çiçekler içinde o, en narin olanıdır ayrıca. Ne koklamaya gelir ne dokunmaya. Düşüverirler bir el değer değmez.

Rüzgar, gelincik yapraklarını açıp kaparken kelebekler oynaşır etrafında. Yaprakları gibi renkli kanatlarla cilveleşir gelincikler, bahar yeline kapılmışken. O cilve dalgaları arasında gezinen rüzgarla her yana dağılır gelinciklerin gizli öyküleri. Kanat çırpan kelebekle kah kapanan kah açan zeytin karası gelincik gözlerin  kelebek ömürlü sevdası dile gelir her bahar, kırda bayırda.

Kavak yelleri yeniyetmelerde eserken gelincik tarlalarında bahar yelleri eser. Gelinciksiz bir tarla bombozken gelincikli bir tarla öylesine şen şakraktır ki. Yollar hep böyle tarlaların yanından geçsin istenir baharda yapılan  yolculuklarda.

Sabırsızdır gelincikler. Kış boyunca kalkmamış karın da buzun da eridiğini, buhar olduğunu kırmızı başlarıyla haber veren baharın ilk ulaklarıdır. En sevdiğim habercilerdir onlar benim. En güzel haberi, baharın müjdesini taşırlar dağarcıklarında.

İnce bir sapın üzerinde, ne inceliktir bir gelincik çiçeği. Gelin kızlar nazlanmaz onun gibi. Ama yine de gelin kızlar, üç eteğin üzerine gelincik alı duvak takar kına geceleri olduğunda. Gelincik alının koyusundan kına yakarlar bir de avuçlarına. Gelinciklerin gözlerini  açıp kapaması gibi  avuçlarını açtıklarında kınaları görünsün diye.

Tarlaların gelinidir gelincikler. Al duvakları, al yapraklarıdır. Al yanaklı gelin kızlar gibidir çehreleri, gözleri sürmelidir.

Bir aradayken tablo olurlar Monet’in fırçasından, yetmedi daha kim bilir kaç ressamın gözünden. Bir başlarına olduklarında yalnızlık hissi uyandırırlar hele de iki taşın arasında bitivermişlerse.  Taş basan bağırlara neler duyumsatmazlar hem de. Ama yine de taşların içini dışını renge bezerler, tek başına olsalar da. Taşların da ihtiyacı vardır gizliden gizliye narin bir çiçeğe, bir alımlı renge, bir nazlı salınışa. Nasıl sevinirler aslında taş bağırlarında bir gül bitti diye.

Adı taşa çıkmıştır bir kere taşın. Bir Karadeniz türküsü anlatır en güzel bir taşın hislerini;
“Taşun kalbi yok ama,
Oni da yosun sarar”.
O yosun bazen bir gelincik oluverir, tek başına iki taşın arasında bitivermiş. Türkülerin renkleri hep çiçeklerdir. Hep de taşların yanı başında bitiverirler türkülerin çiçekleri.

Onları saracak bir el olsun da tek, varsın olsun  yosun olsun o saran.  Razıdır taşlar, kayalar. Bir gelincikle bezenince gelin gelmiş evler gibi şenlenirler yosun bile dolanmamış kayalar. Kara renkleri açılır saçılır taşların, kayaların. Kıyıcığında gelincik boy verince. Ala bulanır koyular. Allanır pullanır kırmızın en arsızıyla. Renklenir dünyaları bir dağın arkasında. Oralarda kaval çalan bir çobanın gönlünü hoş etmek istercesine.

Baharın boynu bükük rengidir al. Gelincik alı, en alımlı eğilmedir. Bir gelincik eğilirken sızlanmaz. Hayıflanmaz. Her rüzgar değişinde eğilir gelincik, sonradan kalkacağını bildiğinden.

Gelinciklerin  rüzgarda eğilişi bana insanları anımsatır. Sadece omuzlarındaki yükten eğilen insanları değil. Acıdan, yalnızlıktan ruhları eğilenleri hatırlarım en çok. Kendilerini “iki taş arasındaki bir gelincik kadar yalnız" hissedenleri hatırlatır. Onlara gelincikler verir yine en yerinde cevabı: “Her eğiliş, yeni bir kalkıştır ayağa”.
(Hakkı saklıdır)

Acemi Demirci, 27.03.2012

Paylaş :

3 yorum:

  1. Sevgili AcemiDemirci..eline..kalemine sağlık..

    Bütün çiçekler gibi..doğanın tüm zorluklara karşın gülen yüzüdür gelincikler..
    kimi zaman.. uçsuz bucaksız tarlalarda boy verir..
    kimi zaman.. uçurum kenarlarında..
    kökünün üzerinde bütün narinliğine rağmen sağlamdır..rüzgarlara boyun eğer..ama kırılmaz..
    onu bir el kökünden koparıncaya dek..:(

    o el..
    eğer,
    onu ..
    sevdalısının saçına takarsa..
    gelincik gücenmez..
    bir sevdaya tanıklık ettiğini bilir..

    yeter ki..hoyrat eller koparmasın dalından..ezmesinler..

    Yalnızlığın da resmi olur..hayal dünyamızda..
    "iki taş arasında açan bir dal gelincik"
    geliciğin tadı gibi buruktur bu cümle..
    iz bırakır..anlamını bilenlerde..

    YanıtlaSil
  2. Sevgili *naile*,

    Ellerimize sağlık mı desek..
    Öyle güzel yazmışın ki "iyi ki bu yazıyı yazmışım, Naile de cevap yazmış da okudum" dedim. Çok dokundu bana o iç dökmeler. Ben de tuşlara dokundum. Bu yazı çıktı. Dinlediğim iç dökme, bende dışa dökmeye dönüştü.

    Seni ilk kez burada görmekten de çok mutluyum. İki sartırlığına da olsa buralarda iz bırakmanız, ne silinmez izler.

    Çok sevgilerimle.
    Acemi Demirci ya da Yasemin

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Acemidemirci,

    Yüreğine sağlık...Teşekkür ediyorum.... Bana ithafen yazılması beni çok mutlu etti...Mutsuzluğumu sizlerle umuda çevirmeye çalışıyorum...

    Sevgilerimle....

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci