30 Ağustos 2012 Perşembe

MACİDE

Kontes'i anlatmıştım. Kontes'den önce bir de MACİDE vardı.


MACİDE


MACİDE’yi anlatmadan olmazdı. Kanadı kırık MACİDE, karşılıksız dostluğuyla sizi kendince seven bir küçük yürekti. Anne babanız ve çok yakınınız bir kaç kişi dışında böylesi bir sevgi, dostluk bulmak mümkün müdür? Bilmiyorum.

İş dönüşü arabamı park ederken bir güvercin fark ettim. Arabamın tam önünde, kıpırdamadan duruyordu. Pek yapmadığım bir şeyi yaptım, kornaya bastım; ama ne ürktü ne de kaçtı. Arabayı biraz ileri sürdüm. Şöyle bir kıpırdandı; fakat uçmadı. El frenini çekip indim. Beni görünce küçücük adımlarıyla kaçmaya çalıştı. Gövdesinden ayrı duran sol kanadı yerde sürünüyordu. Kanadının kırılmış olduğunu hemen anladım.

Aklıma ilk gelen, bir kedinin görmesi halinde güvercinin kediye ziyafet olacağıydı. Evet, kediler hayatlarını bazen de kuş avlayarak sürdürüyorlardı; ama göz göre göre buna razı olmaya içim elvermedi. Kaçacak hali olmadığından onu kolayca yakaladım. Elimden kaçmak için sağlam kanadını çırptıkça çırptı. Küçük yüreğinin hızlı atışlarını duyarak bir elimde güvercinle arabayı güçlükle park edip eve yöneldim. Annemin güvercinleri hep beslediği karlı buzlu bir gün değildi; yine de eve bir kuş ile girdim.

Kardeşim, kırık kanadının tedavisi için güvercini artık bir veteriner olan yan apartmandaki lise arkadaşına götürdü. Henüz on dakika geçmemişti ki geri döndü. Veteriner arkadaşı, “Kanadı kırık bir güvercin için yapılacak bir şey olmadığını, müdahale etse bile kırığın tutmayacağını bu yüzden uyutulması gerektiğini” söylemiş. Kardeşim buna razı olmamış ve güvercinle birlikte gerisin geri eve dönmüştü. Bulabildiğimiz ince tahtalar ile kırık kanadı sardık. Ya tutarsa diye. Nasreddin Hoca’nın hesabı.
 
Kanadı kırık güvercine bakacaktık. Bu durumda bir yuvaya ihtiyacı olacağından geniş bir karton kutunun iyi bir yuva olacağını düşünüp yakındaki alışveriş merkezine gittik.
Karton kutular, öyle her isteyene dağıtılmazmış. Geri dönüşüm işlemine gönderilirlermiş. Durumu anlattık. Bizi dinleyen görevlinin gösterdiği birkaç düzleştirilmiş karton kutudan en büyüğünü seçtik.

Düzleştirilmiş kartonu evde yeniden kutu şekline sokup, üstünü açık bıraktık. Kartonu kutu haline getirdikten sonra üst kapakta büyük harflerle kocaman yazılmış bir yazı fark etmiştik: MACİDE. Tabii ya, güvercinin bir adı da olmalıydı.  Ve o ad zaten kutuda yazılıydı. O andan itibaren kanadı kırık güvercini “MACİDE” diye çağırdık.
 
MACİDE aç olmalıydı. Küçük bir kaba buğday, bir kaba da su koyarak MACİDE’nin önüne bıraktık. MACİDE, hiç oralı olmadı. Ne suya bakıyor ne de buğdaya uzanıyordu. Sonradan öğrendik; yaralı kuşlar yemez içmez,  ölmeyi beklermiş. MACİDE’yi elime alıp gagasını suya uzattım. İçmedi. Buğdaya götürdüm; yemedi. Çok uğraştıysam da ne yedi ne içti. Böyle olmayacaktı. Annem, MACİDE’yi örselemeden gagasını açınca buğdayları ağzına tıktım. Islattığım bir parça pamuk ile de ağzına su damlattım. Yutuyordu. Kursağını yokladık, dolmaya başlamıştı. Ona, epeyce buğday yedirdik, su içirdik.

Bu işleme birkaç gün devam ettik. Karton kutunun içine serdiğimiz gazete kâğıdını sık sık değiştirerek yuvanın temiz kalmasını ve ortalığın kokmamasını sağlıyorduk. Yuvasında gazete kâğıdından bir halısı vardı MACİDE’nin.

Birkaç gün içinde toparladı MACİDE. Kendi başına yemeye, içmeye başladı. Hatta kutuda kapalı kalmaktan sıkıldı. Uçma teşebbüsünde bile bulundu. Sık sık gagası ile kutunun kenarlarına vurup, kendini hatırlatıyor ve artık kutudan dışarı çıkmak istiyordu. Çıkarsa,  insanlar ve güvercinlerde temizlik anlayışı farklı olduğu için ortalık batacaktı. Yine de “Biraz çıkarıp,  deneyelim” diye düşündüğümüzden kutuya bir kapı yaptık. MACİDE kapıya kadar geldi; ama halıya basamadı. O an şartlı refleks durumunu hatırladım. Gazete kâğıdı üzerinde bir kaç gün yaşamak, ona sadece gazete kâğıdı üzerinde durması gerektiğini öğretmiş olmalıydı. MACİDE’nin kutudan itibaren yürürken geçebileceği yerlere gazete kâğıdı yaydım. Gazete kâğıtlarını serer sermez MACİDE koşup, kâğıtların üzerinde gezinmeye ve anında da kirletmeye başladı. Sürekli olarak kâğıtları değiştirdiğimizden artık eve günde birkaç gazete daha alır olmuştuk.
 
Dışarıdaki güvercinlerin kanat çırpışlarını duydukça MACİDE deli oluyor, onlara sesleniyor, uçmaya çalıştığında da başaramıyordu. Sonra da küsüp bir köşeye çekiliyordu. Uçamayan bir kuş olmasının onu ne kadar üzdüğünü biz bile anlıyorduk. Kuşlar için uçmanın ne demek olduğunu MACİDE’den öğrendik. MACİDE de öğreniyordu. Giderek bize alıştı. İnsanların nasıl yaşadığını öğrendi.

Akşam saat altıdan sonra işten dönüyordum. O gün kapıyı anahtarımla açtım. Tam içeri girecektim ki kapının önünde durmuş bana bakan MACİDE’yi gördüm.
Her gün iş dönüşü aynı saatte MACİDE beni kapıda bekler oluyordu. Ben içeri girdikten sonra o da sakince kutusuna giriyordu. Annem, akşam saat tam altıda onun gazete kâğıtları üzerinden kapıya gelip, ben kapıyı açana dek ayrılmadan beklediğini defalarca gözlemlemiş.
Evde çağla renkli, göbekli, rakamlar elle çevrilerek arama yapılan, şimdilerde güneşte kurutulmuş model olan bir telefon vardı. Zırrn zırn diye çalardı. O sıralar televizyonda bir sigorta şirketinin reklamı gösteriliyordu. Reklamdaki zııırrr zıırrrn diye uzun uzun çalan telefona kimse cevap vermiyordu. Cevap vermiyordu; çünkü o telefonun sahipleri kaza geçirdiklerinden telefona bakabilecek durumda değillerdi. Sigorta reklamı, işte böyle durumlar için yapılıyordu.

O gece ailecek televizyon başındaydık. Telefonlu reklam gösterilmeye başlayınca MACİDE hışımla yuvasının kapısında belirdi. Bir bize bir telefon sehpasının üzerindeki telefona bakıyordu. Bizden bir hareket göremeyince acele acele bana doğru koşturdu. Ayağımın dibine gelip, terliklerimi gagalamaya başladı. Sonra dönüp, hızla telefonun yanına gitti. Sehpanın altında durmuş bir bana bir telefona bakmaya devam ediyordu.
 
Kahkahaya boğuldu ev o an. Telefon çalınca bizim telefonu açıp konuştuğumuzu öğrenmişti anlaşılan MACİDE. Demin telefonun reklam gereği çaldığını bilemediğinden telefona bakmadığımıza bir anlam verememiş, huzursuz olmuştu.

Yanılmadığımızdan emin olmak için bu reklamın daha sonraki gösterilişlerinde televizyonun sesini daha açarak, oturduğumuz yerden MACİDE’yi gözlemeye başladık. O reklam her çıktığında, MACİDE hep aynı tepkiyi verdi. Yuvasının kapısından bakıyor, bizi telefonun başında konuşurken görmeyince de gelip terliklerimizi gagalıyor sonra telefon sehpasının ayaklarına gidip bir bize bir telefona bakıyordu. Yani “Telefon çalıyor, açsana” diyordu bize anlatabildiği kadarıyla. MACİDE, artık tam anlamıyla bizden biriydi.
 
O yaz tatilinde Kuşadası’na gidecektik.  Yolculuğunu geçireceği küçük bir karton kutuya hava delikleri açıp, MACİDE’yi içine yerleştirdik. Bu, MACİDE için alıştığı gibi kuş uçuşu bir yolculuk değildi. Havada uçarak değil, bir kutunun içinde,  otoyolda gidiyordu.
Yolculuk boyunca sık sık MACİDE’nin küçük siyah gözünü hava deliklerine getirip, neler olup bitiyor diye dışarı bakıp, anlamaya çalıştığını gördüm. Molalarda, kirli kutuları yanımızdaki yedek karton kutular ile değiştirdik.
 
Geniş bir alan üzerine kurulmuş tatil köyündeki evlerin eşikleri, haşere giremesin diye yüksekçeydi. Etrafta çok kedi olduğundan MACİDE’yi çimlere bırakamıyorduk. Oysa MACİDE, kuşların yemlendiği çimlerde gezinsin istiyordu. Evde ne kadar eski havlu varsa beraberimizde getirmiştik ve annem her sabah o havlulardan birini omzuna atıyor, eski havlunun üzerindeki MACİDE,  annemin omzunda sabah yürüyüşleri yapıyordu.

Bir sabah yürüyüşünden sonra annem, yuvasına girsin diye MACİDE’yi omzundan indirince MACİDE, kutuya gireceğini ve sonrasında tek kalacağını bildiğinden eşikten içeri katiyen atlamadı. Annem, arkasından yürüyerek MACİDE’yi içeri yöneltmeye çalışınca da MACİDE, ayaklarını eşiğe zoraki geçirdi; ama patinaj yapar gibiydi.  Boynunu geriye attı. Tıpkı bir çocuğun çekiştirile çekiştirile sokaktan eve sokulmak istenirken direnmesi gibi içeri girmemek için direniyordu. MACİDE, bizi çok güldürmüştü yine.
 
Birkaç aydır bizimleydi MACİDE. Sesleri içeriye gelen güvercinleri kendisinden haberdar etmek için çırpınıyordu. Dışarıdaki güvercinler pencereye geliyor; ama sesleneni göremedikleri için uçup gidiyorlardı. MACİDE, ağaç dallarına konmuş güvercinlerin yanına gitmek için uçmaya çalışıyor; ancak her seferinde havalanamadan düşüyordu. Saçları kırlaşan insanlar gibi kanadı kırık güvercin MACİDE’nin boyun ve baş tüyleri giderek ağarıyordu üzüntüsünden. İlk kez görüyorduk böyle bir şeyi. Hala başka görene de rastlamadım.

Üç haftalığına Ankara dışında olduğum sırada sık sık eve telefon açıyor, herkesle birlikte MACİDE’yi de soruyordum. MACİDE’nin iyi olduğunu duymak, bana da iyi geliyordu. MACİDE’yi sevenler çoğalmıştı ve onu görmeye eve gelenler vardı.

Ankara’ya dönmüştüm. MACİDE’nin her zaman yaptığı gibi beni kapıda bekliyor olacağını umuyordum. Oysa kapı açıldığında MACİDE’yi göremedim. “Saat altı olmadığı için kapıya gelmediğini” düşünürken MACİDE’nin yuvasının da gazete kâğıtlarının da ortalıkta olmadığını fark ettim. Dört bir yanda MACİDE’yi aradım. Annemin ağzını bıçak açmıyordu.

MACİDE’yi görmeye gelenler, MACİDE’yi severken annem balkondaki seraça çamaşırları asıyormuş. MACİDE, sanırım onu sevmeye gelenlerin bir anlık dalgınlıklarını fırsat bilip, kuş seslerinin geldiği açık balkon kapısına koşmuş. Annem son anda görüp,  “MACİDE, dur!” demiş; ama MACİDE uçmak için dördüncü kattaki balkondan kendini çoktan bırakmışmış. Annem hemen aşağı inmiş. Çimlerin üzerine düşen MACİDE’yi alıp, yukarı getirmiş. Değişik bir ses geliyormuş göğsünden, hırıltı gibi. Yine yem yememiş, su içmemiş.


Buğday yedirme ve su içirme işlemini tekrarlamışlar. Ancak MACİDE’nin göğsündeki hırıltı geçmemiş. Veterinerin uyutulması gerek tavsiyesini bildikleri için iyileşmesini beklemeye başlamışlar. MACİDE bir gün daha yaşamış.
“Kuş beyinli” deyiminin hiç mi hiç doğru olmadığını öğrendim kanadı kırık MACİDE’den. O, çok zeki bir kuştu. Öyle ki, telefon sesinden sonra telefona bakmazsak, bize ne yapmamız gerektiğini hatırlatacak kadar akıllı ve dost canlıydı. (Hakkı saklıdır)
Acemi Demirci, en eski hikayelerimdendir.




Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci