5 Kasım 2012 Pazartesi

Evlerimizin gözleri: Sardunyalı pencereler

Sanatalemi.net/ESKADER tarafından 2011 yılında düzenlenen Beş Dalda Edebiyat Yarışması'nda, Deneme dalında birinci olan yazım:

Teknoloji o kadar hayatımızda ki, pencere denince bu sözcüğün yapacağı ilk çağrışım bilgisayarlarımız ve içeriği bile olabilir. Oysa bizim pencerelerimiz, açıldığında çocuk bağrışmaları, seyyar satıcı haykırışı, araba gürültüsünden oluşan bildik nağmeleri duyduğumuz seslerin içeriye dolduğu, dışarıya baktığımız gözleridir evlerimizin. Sıcak yaz esintilerinde tüllerin dışarı fora ettiği pencerelerdir.  Perdeleri kapalıyken dahi cılız da olsa ışığı sızdırarak hayatın orada da aktığını anlatan, taştan, ahşaptan, yeşile, maviye, beyaza boyalı, dantel perdeli, önleri sardunyalı pencereler elbette bizim pencerelerimiz.

Çeşit çeşittir pencereler. Eskiler daha yorucu çalışmalar sonucu yapılmış, yeniler daha az doğal malzemelidir. Taş döşeli, ahşap pervazlı, plastikten, mukavvadan pencereler vardır orda burada.




Beyaza boyalı ya da  doğraması cilalı, çevresinde dizili duran taşların biçimlendirdiği; gökyüzüne, sokağa, durağa, bahçelere açılan kare, dikdörtgen hatta başka şekillerde duvar gedikleridir pencereler.

Perdelerin içeriyi görmeye izin vermediği pencereler de vardır, üst katlarda olmanın rahatlığıyla perdeleri hiç kapanmayanları da.

Bir gece manzarasında şehri izlerken, karşılarda üst üste sıralanmış, yol boyunca ip gibi uzamış gitmiş ya da binaların tepelerinde o  binanın yüksekliğini hava araçlarına haber veren ışıklar görürsünüz. Her bir renk kendince bir dildir geceleyin  ışıdığında. O ışıyan renkler yol demektir, eğlence yeri demektir, ev demektir.



Yol boyunca dizilmiş ışıklar alenen turuncumsu sarıdır. Kırmızı, lacivert, yeşil ışıklarla bezenmiş koca tabelalardaki ışıklar, restoranların, eğlence ya da alışveriş yerlerinin ışıklarıdır. Üst üste yığılmış nispeten cılız ışıklar belli ki bloklarda yaşayanların hane ışıklarıdır ve çeşitli renklerde olabilir. Sarısı da, gün ışığı gibisi  de, kırmızısı da olur hanelerden sızan renk hüzmelerinin.

Sayısız blokların oluşturduğu ve yüksekliklerin ışıklarla iniş çıkışlı aydınlıklar oluşturduğu, karanlığın içinde her bir lambanın ışıdığı pencerelerin her birinin arkasında apayrı öyküler barınır. Her bir ışık, yanan ocak, tüten bacadır. Evdir. Bir evde neler olmaz ki.Mutlu anlar, şen ve kalabalık akşam yemekleri, yalnız başına kurulan ve iştahı körelten sofralar, bayram sabahları, bekleyişler, terk edilmişlikler, umutsuzluklar, akşam eve koltuğunun altında ekmeğiyle dönecek babalarını bekleyen aç ev halkı.O ışıkların altında ne konuşmalar yapılmaz, ne kahkahalar atılmaz, ne gözyaşları dökülmez kimselerin haberi olmadan için için.Evlerin pencereleri sadece ışır, ne gözyaşını akıtır, ne kahkahayı dışarıya söyler, ne açın halini toka belli eder.


Pencereler bir evin ziynetidir, takısıdır, süsüdür, bezemesidir.Taş binalar olur, düzgünce kesilmiş taşlardan yapılmış mahir bir usta tarafından.Usta duvarcı eliyle dosdoğru sıralanmış yontulmuş taşlar, eğrilikten uzak duvarlar oluşturmuştur. Evin kenar köşeleri boyunca biri daha kısa biri daha uzun, tüm evin taş renginden biraz daha farklı ama kendileri aynı renkli taşların yassı olarak üst üste döşenmesiyle yapılan bezeme, evin güzelliğini daha perçinler.

Dış güzellik daha bezenmiş, görsellik daha şenlenmiştir farklı renkteki köşe ya da pencere kenarlarına dizilen taşlarla. Bu evlerin pencereleri özenle yapılmıştır. Küçük dikdörtgenler halinde yapılmış pencerelerin kenarları, evin kenar köşelerine dizilen taşlarla aynı renkte ve yine uzunlu kısalı sıralamayla döşenmiştir. Pencerelerin üst orta kısmına alt kenarı daha dar, üst kenarı biraz daha geniş, dikdörtgenimsi bir taş yerleştirilerek, pencerenin güzelliği ve yeri vurgulanmıştır.

Kim bilir kimler bu nicenin pencerelerinden dışarıya bakmış, askerdeki oğlunu, nişanlısını beklemiş, postacı yolu gözlemiş, dışarıdaki hayatı oradan izlemiştir. Seneler içinde bu izleyen gözler kim bilir kaç kez farklı farklı kızların, gelinlerin, annelerin, ninelerin oldu.



Taş yapıların pencerelerini zarif perdeler süsler. Çoğunlukla beyaz işle süslü patiska perdelerdir. Ucu dantelli patiska perdeler de olur buralarda, kenarına pembe, bordo güller işlenmiş kanaviçe nakışlı ve eteği dantelli perdeler de.

Taş yapıların ucu dantelli ya da beyaz işli bir perdesi olmayan pencereleri kendini noksan hisseder. Yarısını kaybetmiş gibi dururlar. O pencereler, o perdeler ile daha iyi görünürler, daha iç açan, içeri girmeye heveslendiren bir görüntü edinirler.

Kimileyin beyaz kireç boyalı toprak evler çıkar karşınıza. Ahşap, bol olarak kullanılmıştır içerde ve pencerelerde. Beyaz kireç evlerin kahverengi boyalı ya da cilalı yan yana, küçük dikdörtgenler halinde, yapıya sevimlilik katan, evin sürmesi gibi duran pencereleri ve ahşap görkemli bir kapısı olur. Bir de geniş tahta kapıların üstünden eksik olmayan pirinçten ya da demirden yapılmış kapı tokmağı.

Bu evlerin perdeleri kesinlikle beyaz patiskadandır, ucundaki dantel olmazsa olmaz bu pencerelerin perdelerinin. İlle düz cam görüntüsü, çiçekli, güllü, asma yapraklı, üzüm motifli beyaz danteller ile hareketlenecek, süslenecek.



Kendi elimle ördüm bu dantel perdeyi.


Sade ama kahverengi ahşap pencereler ile sürmelenmiş olan bu evlerin sıcaklığını, mimarisinin dokunaklılığını eteği dantelli beyaz patiska perdeler belirler. Safranbolu ve Muğla, bu tür görüntü şölenlerinin harmanıdır. Doyarsınız pencere ve perde uyumunun güzelliğine. Bazen başı beyaz tülbentli, yaşmaklı, yaşlı bir nine bu pencerelerinin bir kenarında görünür. Pencereden sessizce el sallar size kalın camlı gözlüğünün kapladığı yüzündeki ufak gülüşle. Pencereler gülümser bu yorgun ve içten gülümseyişle.

Beyaz ve kahverengi cilalı doğramaların bir arada sade ve temiz bir güzellik sunduğu bu evlerin içinde mutsuz olunamayacağını düşünürsünüz. Buralarda sanki hiç kavgalar, dargınlıklar yaşanmaz gibi gelir nedense. Pencereler hep sessizce gülen, yaşanmışlık anıtı bir yaşlı tarafından gülümsenerek doldurulur diye geçirirsiniz içinizden.

Ege’ye doğru beyaz evlerin pencerelerinin çivit mavisine boyandığını gördüğünüz olur. Nasıl olmasın, deniz kenarı evleridir onlar. İnsanların geçim kaynağı, beyaz köpüklü mavi deniz, evin dışında kalsa da evin dışı deniz renklerine boyanarak o dışlanmışlık içselleştirilir.

Deniz, sahil insanının hayatıdır. Denizdeki mekanları olan sandalları ile balık tutup keyifle karadaki mekanları olan evlerine döndükleri hatta bazen dönemedikleri ekmek teknelerinin yatağıdır beyaz köpüklü mavi denizler. O sandalları ikinci evleri olanların, karadaki evleri de denizi andırır. Deniz gibi masmaviye boyalı pencereli, köpük gibi beyaz renkli evlerdir evleri.



Bazen zümrüt yeşili ya da kırmızıya boyandığı da olur sahil kasabalarında pencerelerin. O renklerde  bir başka yakışır beyaz kirece boyanmış evlere.Bu evlerin pencerelerini de beyaz patiskalı perdeler süsler, pencerenin önünde de çoğunlukla güneşin kendini esirgemediği bu iklimin bereket çiçekleri olan sardunya saksıları dizilidir.
İlle saksılarda yetişmez ya da yetiştirilmez bereket pembeleri, beyazları, kırmızıları olan sardunyalar. Zeytin tenekelerinde, yağ tenekelerinde de yetişir. Deniz rengine, zümrüt rengine, al renge boyalı pervazların önünde coşkunca açarak, beyaz fonlu duvarın da yardımıyla öyle neşeli görünürler ki.

Yan yana apartmanlarda yaşamak ne kadar iç içe yaşamak anlamındaysa bloklarda yaşamak da o kadar üst üste yaşamak anlamındadır. İkisi arasındaki farklardan biri de apartmanlarda pencereler sıkı sıkı kapatılmış perdeler ile dışarıya sadece ışık sızdırabilirken, geniş aralıklarla yapılmış bloklarda şehrin ışıklarını, yolun akışını kuşbakışı izlemek için perdeler alabildiğine açılır. Perdeler pencerenin devamı olarak yapılmıştır oralarda, kapatılmak için değil.





Hollanda’da gece gezmelerimizde, hemen hepsi en fazla üç dört katlı eski yapılar olan dar ve yan yana bitişik evlerin pencerelerinin perdelerinin kapatılmadığını, pencerelerden ilk görülenin de doluca bir kütüphane olduğunu fark edince, hem kütüphaneli evlere sahip olmalarına hem de hiç bir şeyden çekinmeden rahatça perdeleri kapatmadan oturabilmelerine çok imrenmiştim.

Bazı evler görürüm, kocaman bahçelidir, bir botanik parkına nazire edercesine bahçelerine çeşit çeşit ağaçlar dikilmiştir, bahçelerinin kenarları yüksek duvarlarla kuşatılmıştır, evin tüm pencerelerinin perdeleri de sıkı sıkı kapatılmıştır.

 


O kadar farklı renklerin, kokuların, güzelliklerin kaynağı bitkiyi barındıran bu bahçedeki ağaçları, ağaçlardaki hatta bazen iki tane olan kuş yuvalarını ve gökyüzünü görmedikten sonra öyle bir bahçeye ve öyle bir eve sahip olmanın nasıl bir anlam taşıdığını ve ne hissettirdiğini hiç anlayamamışımdır. İnsan gökyüzünü görebildiği kadar kendini özgür hisseder, içi açılır, ufka baktıkça gönlü genişler.

Pencereler, kapalılıktan genişliğe, darlıktan bolluğa, duvarlardan duvarların ötesine, metrekarelerden sınırsızlığa, birkaç kişilik ev hayatından onlarca, yüzlerce, binlerce kişilik hayata, sadece bizim öykülerimizden başkalarının öykülerine açılan gediklerdir.

Hava boşluklarıdır, gün ışığının huzmesini bize, bizim cılız ışıklarımızı da tüm şehre sunan geçirgenlerdir pencereler. Kapalı olarak başka, açık olarak başka mesajlar verirler.

Pencere önleri, sahibinin zevkinin aynasıdır. Orada açan çiçekler evin neşesinin dışa taşmasıdır, evin kahkahalarının sessizce ev dışında atılmasıdır. Evin güleryüzüdür, hoşgeldinidir pencere önü çiçekleri.

Perdeler, o evin hanımının o evin hanımı olmak için didinmesini, bir gün bir evin hanımı olmayı beklediğini anlatmasıdır ince ince, renkli ya da beyaz iplerle. Evi için kaç geceler boyunca göz nuru döktüğünü gösteren en kısa sözdür, anlatımdır.Pencereler, dışarıya bizi, dışarıyı da bize anlatan, camın bu yanı ve öte yanıdır.
(Hakkı saklıdır)



Acemi Demirci, 2009

acemi.demirci@yahoo.com.tr

Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci