15 Şubat 2013 Cuma

14 ŞUBAT GÜLLERİ




On dört Şubattı. Karlı, soğuk bir Salı gününe denk gelmişti Sevgililer Günü.

Itır’ın işleri almış başını gitmişti. Farkında bile olmayacaktı o günün Sevgililer Günü olduğunun, eğer sonradan görme Nevcan'ın kocasının her sene olduğu gibi ille de en pahalı çiçeklerden kucaklara sığmayacak büyüklükte yaptırdığı çiçek buketini taşıyan kurye çocuk  oda oda Nevcan’ı arıyor olmasaydı. Ellerinden kollarından sarkan, taşan beyaz orkidelerle baş etmeye çalışan çocuk, bir yandan da koca buketi düşürürse içinde orkide dolu cam vazonun kırılacağından korkuyor olmalıydı ki Nevcan'ı sorarken bile gözü çiçeklerdeydi.

Odanın aralık kapısından rahatlıkla görebildiği   kolları kocaman beyaz buketten gözükmeyen  ufak tefek çiçekçi çocuğa, karşı odadan birinin yüksek sesle Nevcan’ın odasını tarif ettiğini duydu Itır. Sanki herkesin gözüne sokmak istermişçesine buketin ortasındaki orkideden kırmızı plastik boncuklardan yapılmış bir zincirin ucunda kocaman bir kırmızı kalp sallanıyordu. Güzelim beyaz orkideler üzerinde salınıp, fırıl fırıl dönen plastikten kalp sanki Pamuk Prenses’in kötü kalpli üvey annesinin arzusuyla yerinden sökülmüş de kolye yapılmak üzere orkidelere asılmış gibi duruyordu. O kanlı görünümlü kırmızı plastik kalp, orkide beyazının tüm masumiyetini alıp götürmüştü bir çırpıda. Sevgi, o kalple vurgulanmamış, kalpsizleştirmişti beyaz orkideleri.
 
Nevcan'ın kocası Kaya, ille de belki de Ankara’nın en büyük demetini gönderirdi her Sevgililer Günü’nde karısına. Herhalde Kaya, sevginin büyüklüğünün kıpkırmızı plastik kalplerle süslenmiş en büyük çiçek demetleri gönderilerek  gösterilebileceğini sanıyordu.

Akşam işten çıkarken hayli yorgundu Itır. Günler biraz uzamış olsa da servis kalktığında ortalık kararmakta oluyordu.

Servisin en konuşkan ve sevilen kişisiydi Ziya Bey. Kırk beş dakikadan fazla süren yol boyunca şakalar yapar, sorulan her soruyu cevaplayacak kadar her konudaki bilgisiyle yol gösterici olurdu pek çok şeyde. En önde oturan Ziya Bey başını arkaya çevirince Itır,  Ziya Bey’in yine bir şaka düşünmekte olduğunu anladı.
-Az ötedeki çiçekçide servisi durduracağım, dedi Ziya Bey.
Servistekiler anlamadı ilkin. Herkes Ziya Bey'e kulak kesildi dikkatle. Ziya Bey, servistekilerin şaşkınlığı karşısında gülerek,
-Hani hiçbirinizin elinde gül göremiyorum, eli boş mu gideceksiniz eve? Ayıp olmaz mı böyle bir günde eşinize tek bir gül olsun götürmemek dedikten sonra önüne dönüp,  şoförün omzuna vurdu.
-Çiçekçide beş dakika dur Erhan,  dedi.

Servis şoförü Erhan, servisi çiçekçinin önünde durdurdu. Ziya Bey yerinden kalkıp Hadi’nin oturduğu koltuğa yöneldi. Doğruca  Hadi Bey’in yanına gelip koltuğun başında durarak,
-Hadi ama Hadi. Bir gül olsun al eşine. Olmaz ama eve eli boş gitmek, dedi.
-Bizde öyle adetler yok Ziya. Ben almayayım gül mül.
-Canım kimsede yoktu evvelce. Kaç senedir var ki zaten bu adet. Adet olmuş işte. O halde adet yerini bulsun.
-Yok Ziya. Ben gül almam. Alan alsın. Bizde yoktur böyle adetler.
-Bizde de yoktur Hadi.
-Eee, o zaman.
-Ama şimdi adet. Sen eve girince karın ilk eline bakacak. Gül göremeyince sana bir şey demeyecek; ama içi sızlayacak. Komşularından da ertesi gün kocalarından aldıkları hediyeleri dinleyince içi daha çok acıyacak.

Hadi itiraz edecek gibi olduysa da Erhan'ın “Sonraki servise geç kalacağım, gülleri hemen alın da kalkalım” uyarısını duyunca daha diretemedi. Bir gonca gül aldı en kırmızısından.
-Sen de alsan Erhan karına bir gül.
-Ziya Abi, karım o bir demet gülü alır başıma çalar. Neden gül aldın da yarım kilo kıyma almadın çocuklara köfte yapayım, kaç gündür köfte istiyorlardı, der.
-Sen ne yapıyorsun Murat, diye sordu Ziya Bey, cep telefonuyla çiçekçi sergisindeki çiçeklerin resmini çeken Murat'a.
-Çiçeklerin resmini çekiyorum Ziya.
-Neden çekiyorsun ki çiçekleri?
-Ben çiçek almayacağım; ama çektiğim çiçeklerin resmini mesajla karıma göndereceğim.
-Seni tüccar ruhlu, seni. Ticareti nasıl da biliyorsun. Bedavasından çiçek vereceksin bak bu yolla eşine.

Murat, bilmiş bilmiş gülüp, çiçek resmi çekmeyi bitirip, telefonunu cebine koydu.

Servise bindiklerinde herkes Ziya Bey’in karısına hangi çiçekten aldığını sorup, çiçeği görmek istedi. Ziya Bey yine gülüyordu. Gözlerinin içine kadar.
-Yavvv, biz çiçek miçek almak bilmeyiz. Bizde yoktur öyle adetler, derken telefonuyla oynuyordu.
-Çiçek almazsınız belki; ama, mesaj çekiyorsunuz o halde.
-Yokk yavvv. Ne mesajı. Çok acıktım, canım domates çorbası istedi bu soğuk günde. Onun için  bizim hanıma domates çorbası da pişir akşam yemeği için diye yazdım.
-İyi de Ziya Bey, hem servisi durdurup herkesi çiçek alsın diye indirdiniz hem de siz karınıza bir tek gül olsun almadınız. Bu ne demek şimdi, diye sordu servisteki hanımlardan biri.
-Yavv, maksat bugün olsun esnaf biraz para kazansındı. Yüzü gülsün istedim şu soğuk günde çiçekçinin. O da böyle günlerde kazanacak. Yoksa şu kış gününde kim durur da çiçek alır adamcağızdan. Çiçekleri donup kalacak elinde. Zarar ziyan edecek. Fena mı oldu? Şimdi herkes sevinecek çiçekçisinden eşlerinize kadar.

Tüm servis gülmekten katıldı. Herkese çiçek aldırtan Ziya Bey, kendi tek bir çiçek olsun almadığı gibi bir de yemek talebinde bulunmuştu karısından.

Eşinin işi nedeniyle uzunca bir süre yurt dışında kaldıktan sonra geri dönmüş Esra,
-Bu adet bizim değil; ama biz kaptırmışız kendimizi bunlara. Avusturya’da asla böyle şeyler olmuyor. Sadece sevgililer birbirine kart gönderiyor. Evliler bunu bile yapmıyor. Onca zaman içinde bir kez bile mağazalarda sevgililer günü yazısı, reklamı görmedim. Onlar çıkardıkları adete uymuyorlar; ama biz kendimizi kaptırmış gidiyoruz.
-Yapma yavv, dedi Ziya. Onlar hiç mi hediye almıyor gerçekten?
-Almıyorlar. Biz de eşimle birbirimize hediye filan almayız hiç. Aklımıza bile gelmez.
-Yav, biz ne meraklıyız böyle şeylere. Duyar duymaz kırk yıllık bizim adetimizmiş gibi  ezberliyoruz böyle tarihleri. Oysa orman haftasının, çevre gününün, su gününün, çiftçiler gününün, dünya sağlık gününün, veremle savaş gününün hangi günlere denk geldiğini kimseler bilmez.
-Tabii tabii, diye onayladı Esra. Ne gezer, diye de ekledi.
Esra tam lafına devam edecekti ki telefonu çaldı. Çantasını karıştırıp telefonunu buldu. Arayan kocasıydı. Yüksek sesle konuşmaya başlayan Esra'nın sesi birden kısıldı. Az önceki gibi bağırırcasına değil fısır fısır konuşuyordu şimdi eşiyle.

Sevgililer Günü için hediye almak üzere gittiği alışveriş merkezinden Esra’yı arayan kocası, Esra’nın iki gün önce bahsettiği parfümün markasını soruyordu karısına. Esra, az önce Sevgililer Günü için söylediklerini dinleyen servis arkadaşlarına duyurmamaya çalışarak ezile büzüle parfümün markasını kocasına söylemeye çalışıyordu. Ancak servistekilerin konuşmalarından oluşan uğultu nedeniyle adamcağız Esra’yı duyamıyor,  parfümün markasını tekrar tekrar soruyordu. Esra, en kısık sesiyle parfümün markasını kocasına zar zor söyleyip, telefonunu kapatırken Ziya Bey ile Hadi, dayatılan her şeyi ne kadar çabuk kabul ettiğimizden, Sevgililer Günü’nde hediye almanın  tüketime yönelik davranış olduğundan bahsediyor ve kendilerini desteklemesi için Esra’ya kaçamak bakışlar atıyorlardı.  Esra hiç oralı olmayıp, pencereden karanlık dışarıya bakarken konuşanları duymuyormuş gibi ilgisiz görünüyordu.
-Avusturya’da bulunmuştunuz değil mi Esra Hanım? Demek oralarda bizdeki kadar rağbet yok Sevgililer Gününe, diyerek Esra’ya baktı Ziya.

Başını servisin camına dayamış Esra, Ziya Bey’in seslendiğini duyunca gözlerini yumdu. Uyur gibi yaptı. Ne cevap versindi şimdi onca zaman kaldığı Avusturya’da Sevgililer Günü’nün öyle aman aman kutlanmadığını az önce yüksek sesle anlatan sanki kendisi değilmiş gibi telefondaki kocasına Sevgililer Günü için parfüm siparişi vermişken.
-Yavv, ne zaman uyudunuz be Esra Hanım, diyen Ziya Bey’in sesi serviste çınlarken Itır’ın yüzünde gizli bir gülümseme gezindi.
(Her türlü hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci), 15.02.2012
@AcemiDemirci

Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci