6 Şubat 2013 Çarşamba

Anlamı ufuklarda saklı cümleler



Elimde İngilizce bir kitap vardı. Şöyle bir bakmak istedim sayfalara. Öylesine bir sayfa açtım. Birkaç kelimelik bir cümleye takıldı gözüm. Birkaç kelime…Ama anlamı birkaç ciltlik bir cümle. O cümlenin esintisi, güneyde zeytin kokulu bir sahile götürdü beni.

Bir keresinde sahildeki banka oturmuş kitap okuyan yaşlıca bir adam görmüştüm. Bir okaliptüs ağacının salkım saçak püsküller gibi lime lime dökülen ince uzun yapraklı dallarının altında, koyu gölgede kitap okuyordu. Oturduğu bankın önünden gelen geçenlerin terliklerinin, şipidiklerinin, anne babalarının önünde şoförcülük oynayan çocukların sürdükleri oyuncak arabaların  seslerini sanki hiç duymuyordu. O an, dünyanın en güzel dantelini andıran  kıyılarından birinde dalmış okurken o yaşlıca adamın elindeki kitaptan başka bir dünyası yoktu.

Ara ara başını kitaptan kaldırıp,  gözlerini denizin üzerinde bir müddet gezdirdikten sonra ufka doğru bakıp düşünceye daldığını görünce “Okuduğu cümle her ne ise onu sindiriyor, beynindeki çarklılar şimdi o cümleyi kelime kelime, anlam anlam, denilenin ötesinde denilmek istenenin ne olduğu bulmak için işliyor” diye geçirmiştim içimden.

Elimdeki kitaptan öylesine açtığım sayfadaki “Everyone wants to be someone” cümlesini okur okumaz o sayfa kaybolmasın diye elimi sayfadan ayırmaz,  aklımda o cümle cirit atarken okuduğu cümlenin anlamını ufuklara bakarak arayan sahilde kitap okuyan yaşlıca adam beliriverdi gözümün önünde. Sanırım, onu ufka bakarak derin derin düşündüren cümleler gibi bir cümleye rast gelmiştim. 

Başımı kaldırıp ufuk aradım uzaklara bakarak, cümleyi sindirmek için. İki blok arasında sıkışıp kalmış gökyüzündeki bulutlardan başka bir şey göremeyince bulutlara   baktım bir süre.

“Everone wants to be someone” cümlesi, sapsade; ama bir o kadar da derin bir cümleydi. “Herkes biri olmak ister” diyordu, yalın ve öz bir halde,  alabildiğine anlaşılır. Herkesin sırrını bir çırpıda ortaya döküveriyordu kolayca. Kem küm etmeden; “hık mık” demeden. Damdan düşer gibi. Olanca açık yürekliliğiyle ortaydaydı herkesin aslında sır gibi saklayıp bu kadar açık açık ortaya dökemediği en ilk isteği.
Uzun, upuzun laflarla bile tam olarak anlatılamayanları damdan düşer gibi söyleyiveren o kısacık cümle  ne kadar da doğruydu. Çok doğruydu hem de. Herkes  isterdi biri olmayı; bir şey olmayı. Kendini biri ya da bir şey hissetmeyi. Doğaldı bu. Herkesin de hakkıydı üstelik. İnsancaydı.

Herkes biri olarak, erkek ya da kız bebek, zengin ya da fakir ailenin yavrusu, esmer ya da sarışın, hem  akıllı hem yetenekli ya da havai ve ne köy olur ondan ne de kasaba dedirten biri olarak doğardı doğmasına da; yine de doğduğu gibi olmak yerine hayal ettiği gibi olmak isterdi insanların çoğu. Sade insanlar prenses olmak ister kimi prensesler de sade bir insan  olmak ister.

Herkes bir şey olmak ister hakikaten de. Zengin olmak ister, başarılı olmak ister, hayalindeki eve kavuşmak ister. Olur da herkes bir şey ya da biri. Gerçekçi olur, hayalperest olur, aklı havada olanlar olur. Olduğu gibi olanlar olur.

Gerçekçi olanları, gerçekler yıkamaz. Surları sağlamdır. Burçları kuvvetlidir. Pektirler, kavidirler. Bir tek gerçekçi olanları öğütemez, gerçeklerin değirmeni.

Gerçeklerden ne kadar uzak olunursa o kadar un ufak olunur. Değirmenin iki değirmi taşı arasında kıyım kıyım kıyılırlar tane tane. Toz olup uçuşurlar boşluğa.

Herkes altın olmak ister ya da elmas. Pırıl pırıl yanıp sönen en değerli taş olmayı ister insanlar. Ufalanıp kum haline gelecek bir kaya parçası olmak yerine. Oysa gümüş de parlar parlamaksa. Altın sarısı olmasa da parlayışı, gümüşi ışıltıyla parlar. Gümüş de değerlidir. Altından çok gümüş sevenler de çoktur. 

İlle atın olmak varsa hayalde, gümüş de olunamıyorsa öyle kolayca; eriyik olur insanlar. Kor kızılı. Yakarlar başta kendilerini erimiş maden gibi.

Altın olmak, gümüşe razı olmak iyi de, ya tenekeler. En büyük gerçek değil midir tenekeler? Teneke de var dünya gerçeğinde. Öylesine de sık rastlanır ki hem. Her yerde vardır. Hem de ucuza. Sorun bazen, tenekenin teneke olduğunu kabul edememesidir. Görmemek için direnmesidir. Boş konuşmalar, nedense hep tenekelere atfedilir.

Demir olmak ne güne duruyor oysa. Altın da, elmas da öyle yatakları zengin madenler değil. Oysa demir, kılıçtır. Oysa demir, ok ucudur. Oysa demir, uğurlusundan naldır. Demir döküm  tek bir nal düşse atın ayağından,  at şahlanamaz. Atları nal yürütür. Demirdendir kılıçlar, çeliktendir. Neyden olursa olsun kılıçlar, savaşlar şöyle dursun kalem olsa da cehaleti yok etse.

Herkes bir şey olmak ister. Biri olmak ister. Gül olmak ister, leylak olmak ister, zambak olmak ister. En gösterişli açan çiçek olmak ister eğer çiçek olunsaydı. En güzel kokanından, en renkli açanından  çiçek olmak ister üstelik.

Yol kenarlarında, kırlarda beyaz beyaz gülen papatya olmayı, yabani çiçek olmayı istemez kimse. Çiğdem olup baharda açmayı istemez. Çiğdem olmayı isteyip de çiğdem olanlar zaten mutlu olur. Kendisiyle bir güzel geçinir, kendiyle kavga etmez. Ele güne de güldürmez kendini.

En has kokulu gül olmak, en baygın kokulu orkide olup açmak isteyenler, deve dikenlerinin de olduğunu unutmuş görünür alabildiğine. Deve dikenlerinin rengi  gibisi var mıdır oysa. Ya şifaları? Devedikeni olmak sadece diken olmak değildir. Bolcasından şifa, kuşlara yuva olmak demektir. Boz çayırlara neşe katan mor bir renk demektir.

Hiç kimse istemez fakir biri olmayı. Zengin olmak istenir istense istense. Ağa olmak istenir, bey olmak istenir. Fakirlik, garipliktir.

Zengin olmak piyangodan da çıkabilir bazen. Bilmem kaç milyonda bir ihtimal de olsa. Bir bilet parasına hem de. Piyango talihlisi olmak istenir bu yüzden. Piyangodan büyük ikramiye çıkar çıkmasına da o zenginlik, zenginlik düşünün bedeli olarak alınan biletlere milyonlarca insan tarafından ödenmiş parayla gelir. Piyango kendisine çıkmayanlar, kendi hayallerini başkalarının yaşayacağı düşünü hiç kurmazlar biletleri alırken.

Denize yükseklerden dökülen ulu bir ırmak olmayı ister herkes. Sonunda yatağından şaşmış, suyu kurumuş bir ırmak olmaktansa, çaymış, dereymiş olmaya rıza akıldan geçmez. Ne zaman sular çekilir nehir kurur, dereye bile öykünme başlar o vakit.  Beyaz köpüklerle çağlayarak akan ulu bir ırmak olmak düşü çoktan unutulmuş halde.

En yüksek dağ olmak ister herkes. Oysa sadece tek bir Everest vardır dünyada. Tek bir Hasan Dağı vardır koca Anadolu’da.

Bir türkü olunsaydı eğer, herkes en yüksek tepelerde çığrılan olmak isterdi. Ama bazı türküler yaylalarda, düzlerde söylenir. Yazılarda yani ovalarda çınlar sadece, yakan tarafından söylenirken. Çobanlar yakar türküleri. Türkü olmak için çobanın da olması şarttır. Türkü olmak da zordur, çoban olmak da.

Herkes önce kendi çobanı olmak varken  baş çoban olmak ister. Kendini güdemeyen iki koyunu nasıl güdecek hiç düşünmez. İlk, okula başlamayla başka çocukların oyunda, ders yapmada, sınıfta parmak kaldırmadaki başkalıklarıyla anlaşılır insanların farklı farklı oldukları. Kendi halini sınıf aynasında görüp, anladığından memnun kalan varsa da kalmayan hayli çoktur daha çocuk yaşta. Sınıfta en çok parmak kaldıran kendisi olamadıysa, istediği tek şey en çok parmak kaldıran olmaktır. Olamayacağını bilse de ister bunu çoğu çocuk. 

Herkes bir şey olmak ister istemesine; ancak en doğrusu kendisi olmayı istemektir. Bunu isteyen o kadar az çıkar ki. Bir şey olanlar da aslında önce kendi olmayı isteyenlerden çıkar. Özgün olurlar, öykünmedikleri için öykünülen olurlar.

Kendisi olmak, olunacak en zor şey gibi görünüyor. Kendisi olabilmek, kendini tanımaktan geçer. Sınırlarını, zayıflıklarını, kırılganlıklarını bilmekten geçer. Ve tabii güçlü yanlarını, onu başkalarından bambaşka kılan yönlerini çoktandır bilmekten geçer.

Herkes ister bir şey olmayı. Olan vardır, olamayan daha çoktur. Olmayanların kimisi kabul eder olan biteni. Kimisi de özdeşleştirme yoluna gider, öyküne öyküne kendini ona benzetmeye çalıştığı  bir şey olmuşlara.

Bir şey, biri olmuşlara ne olur? Hak ettikleri biri ya da bir şey olmuşlarsa hakları verilir “Sezar’ın hakkı Sezar’a” denilerek. Tırnaklarıyla kazıya kazıya kendilerine yol açtıkları anlatılır övgüyle. Dinlemesi en masalsı hayat hikayelerine sahiptirler. Ama tepeden düşme bir şey olmuşlarınsa bir gün tepetaklak olacakları korkusunu gizlemeye çalışmakla geçer hayatları.

Bir şey olmuş; ama cahil kalmışlar en kötüsü de cahil olduklarının farkında bile olmayanlar,   en uzak kalınasılardır. Bir şey olmak,  pek çok konuda en başta da  halden anlamada  cahil olmaksa eğer, hiçbir şey olunamamış demektir.
(Her hakkı saklıdır)

Acemi Demirci, 13.01.2013, 12:16
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci