14 Şubat 2013 Perşembe

Hasan Dağı ve bağrındaki kor



Tom Jones’un söylediği ‘Green green grass of home’ şarkısını dinlerken ben, memleketimin yemyeşil çayırları çimenleri olarak göç zamanı eteklerinde leyleklerin konakladığı Hasan Dağı’nı düşlerim ilk. Aksaray’a gelmeden daha,  heybetli bir yükselişle ansızın bakakaldığınız o dağ gibi dağın baharda yemyeşil eteklerini, yamaçlarını düşünürüm o şarkıyı her duyuşumda. Tom Jones’un aklında Galler’den bir yer vardı mutlak bu şarkıyı okurken; ama bir kez Hasan Dağı eteklerini görseydi Mayıs ayında, Galler’i filan unutuverirdi o an. Hele bir Aksaray’dan güneye inerken Pozantı’ya varmadan yemyeşil sırtlarıyla, yamaçlarıyla uzanıp giden görüntüsü vardır ki Hasan Dağı’nın, durup da fotoğrafını çekmeyene hiç rastlamadım.

Zirvesinden karın eksik olmadığı başı dumanlı dağların en yamanıdır Hasan Dağı. Eskilerin pek sevdiği kar helvasının bulgur bulgur karı, pekmeze katılmak üzere Hasan Dağı’ndan getirilirmiş katır, eşek yüküyle; bin bir zahmetle.

Hasan Dağı gridir. Mavimsidir bile hatta. Dik başlıdır. Bu dik başlılık aksi, inatçı anlamlı dik başlılığa hiç benzemez. Vakardan da gelmez. O dik başlılık,  bu sönmüş koca yanardağın krater haykırışlı zirvesinden Melendiz, Erciyes, Aladağlar, Bolkarlar ve Karacadağ’a selam göndermek içindir. Hava kapalı değilse, pırıl pırılsa Hasan Dağı zirvesinden tüm buralar görülür. Bir dağdan öte dağa açıktır ufuk. Kuşlar, bir dağın zirvesinden öbür dağın zirvesine uçar, konar;  selamlar taşır oradan oraya.


Hasan Dağı çıkar ilk Aksaray yolundaki yolcuların karşısına. Hep ona karşı gidilir yol boyunca. Daha Aksaray’a hayli yol varken beliriverir gri buluttan bir dev gibi. Aksaray’dan önce Hasan Dağı görülür. Aksaray demek biraz da Hasan Dağı demektir zira. 

Dedik ya, dağ gibi dağdır Hasan Dağı. Volkan dersen volkan, krater dersen iki tane. Kar dersen  dağın başı, baştan başa  püsküllüdür buz rengi. Bir vakitler kor fışkırmış zirve çanağının boynuna yaz kış sıkı sıkı dolanmış, uçları salkım saçak uçuşan fular gibi beyaza boyar zirveleri kar. Manzarası hiçbir dağda olmayan dağlardandır. Esaslı, karlı, bulutlu, ormanlı. Çatalhöyük'te bulunan tarihteki ilk manzara resimleri, Hasan Dağı'nın resimleridir
Dokuz bin yıl önce şehir hayatı içinde hiç savaşmayan insanların yaşadığı,  Hasan Dağı'na yüz otuz beş kilometre uzaklıktaki  buğday tarlalarıyla çevrili yeryüzündeki ilk yerleşim yeri olarak bilinen Çatalhöyük’te bulunan Hasan Dağı resimleri, dünyada yapılmış ilk manzara resimleridir. Dünyanın en ilk manzara resmindeki  dağ, Hasan Dağı’dır yani. Heybeti, güzelliği o günlerden beri bilinir.

Kavalı hep yanık hava çalan çobanların koyun güttüğü etekleri yemyeşildir yağmur mevsiminde. Gri renkli Hasan Dağı’nda otlayan koyunlar, Aksaray Malaklısı cinsi koyun köpeklerince korunur. Aksaray Malaklısı, dünyanın en iyi bekçi köpeklerinden belki de ilkidir.

Ekinler uzar gider dağın eteklerinde; Temmuz sıcağında çiftçi teriyle ıslanmış. Topraktan, düz damlı, boz evli köyler serpişmiştir dağın güneyine batısına, kuzeyine doğusuna. Türk boylarına ait Yörük köyleridir onlar.
Hasan Dağı’nın biri diğerini izleyen iki zirvesinin uzaklardan “Bu bir krater ağzı” dedirtecek kadar belli iki zirve çanağında bulutlar gezer her mevsim. Beyazından, yağmur yüklüsünden, kopkoyu dolusundan bulutlar ağırlar krater ağızlı  başı. Krater oyuklarına yağmur yağar, kar düşer. Şimşeklerin ışığı gezinir sarp volkanik yamaçlarında; sönmüş lavlarında.

Kim bilir kaç kez kükremiş Hasan Dağı, ağzından  ateşten nehirler akıtarak. Kızınca püskürdüğü lavlar, soğuduktan sonra katılaşıp bugün dağın eteklerindeki tarlalarda, kaplıcalarının buharı kükürt kokan Zığa köyünün ekinleri arasında gezerken rastlanan volkanik taşlara dönüşmüş. Denildiğine göre M.Ö 7500 yılında sönmüş; susmuş Hasan Dağı.

Alev alev koru içinde kalmıştır o günden bugüne. Hasan Dağı’nın susması, çıtını çıkarmamasının bir nedeni var elbette. Sessizce beklediği bir misafir olmuş Hasan Dağı’nın binlerce yıl, Hasan adını alabilmek için. Hasan Babası’nı beklemiş, o dağların hası; duman grisi renkteni. Hasretle yana tutuşa; ama kraterinden tek bir özlem kıvılcımı sıçratmadan beklemiş Hasan Baba’yı o sönmüş volkan. Dağlar da bilir aşk ateşiyle için için yanmayı.

Yanardağ olmak kolay mı sönmüş olsa bile. İçindeki lav ateşiyle olmasa da başka ateşlerle yanmış sonraları. Başka korların dağı olmuş etekleriyle, bulutlu başıyla, gri renkli sırtıyla. Hasan Baba ile tanışmış, gün gelmiş. O dağın, koca çobanıyla. Yıldızların üzerinde ışıdığı İç Anadolu’nun sönmüş gri volkanı en ağır konuğu, Hasan Baba’yı  ağırlamış. Doyumsuz her tadı sindirmiş ateşten sinesinde.
 
Öyle bir özlemle beklemiş ki adını alacağı konuğunu, kor kor yanarken için için, zirve çanağındaki krater gölünün suları bile kurumuş. Göl kurumuş, krater ağzı kurak bir çukur olup kalmış zirvede. Sanki ağzını açmış da hep bir şeyler anlatmak ister gibi durur hala Büyük Hasan ve Küçük Hasan denilen iki krater; yani zirve çukuru. Dilinden anlayanları bekler bir laf edebilmek için. Hasan Baba anlamıştı o dağın dilinden. Bir anlayan daha çıkmış mıdır bunca senedir, kimse bilmiyor.

Hasan Dağı’na adını veren Hasan Baba’nın, II.Kılıçaslan ile Haçlı Savaşları’nda Haçlı ordusuna  karşı savaştığı söylenir.

Bir vakitler ıssızda, insandan uzakta Hasan Dağı’nda yaşamış Hasan Baba, Aksaray’ın içindeki hamamda külhancı olan Ali Baba ile kardeşmiş. İkisi de dopdolu, ikisi de çağın ileri geleniymiş manevi konularda.  

İkisi de ileri gelenmiş gelen olmasına da, iki kardeş bir araya gelince de hangisinin manen daha yüksek derecede olduğu hakkında konuşurlarmış. Külhancı Ali Baba, “Dağda günah yolları kapalı, gel de hamamda  er;  hamamda ermekle dağda ermek bir olmaz” dermiş.


Sonunda derecelerini sınamak için Hasan Baba’nın dağdan mendiline kar doldurup hamama gelmesine karar vermişler. Külhancı Ali Baba da mendiline hamamın ateşinden kor dolduracakmış. İki kardeş, biri elinde içi kar dolu diğeri elinde içi kor dolu mendilleriyle hamamın dağılma saatinde hamam kapısının iki yanında duracaklarmış. Hamamın önündeki sınav, Hasan Baba’nın mendilindeki karın eriyip erimemesi ya da Külhancı Ali Baba’nın mendilindeki korun mendili yakıp yakmamasıyla olacakmış.

Hasan Baba, dağdan mendiline kar doldurup hamama gelmiş. Ali Baba’nın mendili de kor ateşle doluymuş. Kadınlar hamamının dağılma saatinde kapının iki yanına durmuş iki kardeş.

Hasan Dağı’nın Hasan Babası ile hamamın külhancı Ali Babası kar ve kor ile sınava girmişler hamam kapısında.  Derken hamamdan yunmuş yıkanmış kadınlar çıkmaya başlamış.

İnsan sesi duymadan, yüzü görmeden dağda yaşayan, kuş cıvıltısı dinleyip, dere şırıltısını türkü bilen Hasan Baba’nın gözü, hamamdan çıkan kadınlara kaymış olmalı ki mendilindeki karlar birden eriyip  şıp şıp diye damlamaya başlamış.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            
Halkın mizah duygusunun ilaveleri midir bilemiyorum, Aksaray’da Hasan Baba’nın hamamdan çıkan kadınlara gözü kaydığında  “Allahım günaha girmeyeyim”, “Allahım günah yazma” dediği söylenir. Ben, en çok annemden duyduklarıma itibar ederim. Çünkü onun bu olayları dinlediği ağızların sahiplerini, tüm Aksaray dinler. Annemin o ağızları dinleyenlerden bir farkı vardır. Annem,  o ağızların sahiplerinin  dizi dibinde büyümüştür.

Hasan Baba’nın mendilindeki karlar yere damlarken şıp şıp, Külhani de denilen Külhancı Ali Baba’nın mendilindeki korlar harelenip uzun diller halinde alev olur. Ama ne Ali Baba’yı ne de mendili yakar o yalım ateş.

Külhancı Ali Baba, mendilindeki kar erimiş ve yere damlamakta olan kardeşi Hasan Baba’ya döner,
 -Dedim ya, dağda evliya olmak kolay, gel de hamamda külhanken evliya ol kolaysa, demiş.

Hasan Baba, dağına dönerken üzgündür. Sinirlidir de. Öyle sinirlenir ki koca bir koltuk büyüklüğünde, beş parmak eninde  beyaz mermer bir taşı kaptığı gibi Hasan Dağı’ndan Ali Baba’ya fırlatır. Ali Baba da taşı Sinne çayırında karşılar. Ali Baba’nın taşı karşılayıp dokunduğu   yere elinin izi çıkar.

Aksaray hakkında her konuda derin bir dağarcığı olan Ziya Hoca’nın kızı, Buharalı Derviş Emmi’nin sohbetlerini dinlemiş ve Acemoğlu Mehmet Acır dedemin yanında büyümüş annem ve arkadaşı Utku teyze, çocukluklarında bu çayırda oynarlarken o taşı ve el izini keşfederler. Küçük ellerini, Külhancı Ali Baba’nın el izine koyup,  hangisinin eline uygun bir iz olduğunu ölçerler daha sonra Umre gezisinde yol arkadaşı olan bu iki çocukluk arkadaşı.

Aksaray'daki evin terasında arkada Hasan Dağı ile Annem
Aksaray’da bulunan Sinne çayırındaki Ali Baba’nın el izinin olduğu beyaz taşın sonradan Aksaray Müzesi’ne kaldırıldığını duyduk.

O günden bugüne Hasan Dağı’na adını veren Hasan Baba’nın öyküsü anlatılagelmektedir Aksaray’da.
Hasan Baba, vefatının ardından isteği üzere Hasan Dağı’nın zirvesine gömülmüş. 

Hasan Dağı’nın bir yüzü doğal meşe ormanı ile kaplıdır. Meşe ağacına Aksaray’da palamut ağacı, meyvesine de pelit denir. Pelit, palamuttur.

Dağların iki bin metreden sonraki yükseklerinde  bitki yetişmez. O yükseklikler çıplaktır o yüzden. Yeşil kuşak bürümüş gibi Hasan Dağı’nı palamut yaprağı rengine boyayan meşe ormanı da iki bin metreye varmadan sonlanır. Hasan Dağı’nın ortalarında dağ kavakları salınır yelin değişiyle. Hasan Dağı’nın meşe ağaçlarına yani palamutlara arkadaş olurlar. Rüzgarda birlikte şarkı söylerler.

Hünnap, rastlaması zor, yetiştirmesi zor mu zor bir ağaçtır. Çetindir tohumunun filizlenmesi. Meyvesi hoş kokulu, nadir bulunan bu ağaç, Hasan Dağı yamaçlarındaki bazı köylerde yetişir. Hünnap denmez oralarda, inap denir meyvesine; inap ağacı denir  ağacına.

Bozkırın palamut ağacı yeşilinden kuşaklı, boynuna beyaz tülbentten fular bağlamış gri dağıdır Hasan Dağı. Bir yamacında Halvadere denilen Helvadere köyü vardır. Halvadere köyünün suyunu lezzeti daha önce ne içilmiştir ne tadılmıştır. Hasan Dağı’nın lezzetiyle tatlanmıştır o gürül gürül berrak su.

Tarihte Nora, yakınlara kadar Harlıdere, sonraları Helvadere, köylülerin ağzında Halvadere olan bu enfes güzellikteki köy, uzaklardan bakınca Victoria döneminde  inşa edilmiş evlerle kaplı Londra sokaklarını andırır gibidir. Haksız da değildir öyle bir algı uyandırmakta. Zira Halvadere köylülerinin büyük çoğunluğu İngiltere’de çalışır, orada yaşar; ama   kazandıklarıyla köylerinde iki katlı, bahçeli, mimarisi özenli evler yapmışlar. Ziyaretçiler, villa der bu yemyeşil bir dağ eteğinde, gürül gürül berrak suyunun lezzeti  gibisi olmayan köyün yeşil bahçeler içindeki evlerine.

Halvadere’nin doyumsuz suyundan uzaklaştıkça, bozkırlaşır etraf. Sararır. Yeşil, gri Hasan Dağı’nın alt sırtlarında kalır.

Kükremiş, bağrından ateşler kusmuş; susmuş, sönmüş; Hasan Baba’yı ağırlamış; yamaçlarında doğal meşe ormanını saklamış, korumuş; göç eden leyleklerin eteklerine konup kalktığı dağdır Hasan Dağı. Sırrını pek az kimseye açan bir kent olan Aksaray’ın Hasan Dağı’dır o.  Başı kar beyazına bulanmış, etekleri yeşil ekinlerle canlanmış; neler görmüş, neler geçirmiş heybetiyle hiç mi hiç heybetlenmemiş,  dünyada hiçbir yerleşim yeri yokken bir şehir olarak var olan Çatalhöyük’teki duvar resimlerine dünyanın ilk manzara resmi olarak çizilmiş Hasan Dağı’dır o. Dağların yücesidir. Ulusudur. Ulusundan misafiri Hasan Baba ile de  ululanmıştır.
(Her türlü hakkı saklıdır) 

Acemi Demirci, 08.02.2013

Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci