8 Şubat 2013 Cuma

Karti'nin falı



Ankara, Hamamönü’nün bir avlu içindeki, birbirine bitişik iki katlı eski Ankara evlerinin üst kat kapılarından biri yine erkenden ardına kadar açıldı o Nisan sabahı. Uzun, kahverengi elbiseli yaşlı ev sahibesi kadın, mes giymiş ayağını tahta balkona basar basmaz bir gıcırtı yükseldi. Tahta gıcırtısı, o avlunun sabah şarkısı olmuştu nicedir.

Üst kattaki kahverengi elbiseli yaşlı kadının evinin karşısına düşen alt katlardaki kiracılardan birinin asma yapraklarıyla örtülmüş yarı aralık penceresinden genç bir kadın eli bir yaprak kopartmak üzere asmaya uzandı. 

Kocasının kiradan arta kalan maaşıyla anca geçindiklerinden hala çay kaşığı alamadıkları için Kadriye, asma yaprağı sapını kaşık niyetine bardağa daldırıp çayını karıştırdı. Kocasını az sonra işine yolcu edecekti. Pencereyi bürüyen asmadan bir yaprak koparırken üst kattaki balkonda yol gözleyen Karti’yi görünce, “Karti yine erkenden postacı yolu gözlemeye başlamış bugün de” diye düşündü.

Kırım göçmeni Karti’nin gerçek adı Şükriye idi. Tatarca’da kart anne, yani büyük anne demekmiş Karti. Zengin bir Kırımlı tüccarın kızıymış Şükriye. Çarlığın son günlerinde Kırım’daki iç karışıklıklarda göç etmek zorunda kalmış ailesi. Önce Bulgaristan’a, Filibe’ye gitmişler. Karti, orada doğmuş. Babasının ticaret yaptığı İstanbullu bir tüccarın oğluyla evlendikten birkaç yıl sonra Türkiye’ye gelip Ankara’da yaşamaya başlamış.

Karti, evliliğinin ilk yıllarını geçirdiği Bulgaristan’dan göçerken ilk göz ağrısı küçük kızını henüz çok küçük olduğundan yanına vermemiş kayınvalidesi. “Biz gelirken getiririz” demiş. Ama ne onlar gelmişler, ne de bir haber gelmiş oralardan.  Karti, yıllarca beklemiş kızını bir gün çıkar gelir umuduyla. Sanki kızı onun nerede olduğunu bilecekmiş gibi.

Kar gibi ak saçlı, nur yüzlü, evlat hasreti çeken, kocası öldükten, çocukları evlendikten sonra yalnız kalmış Karti ile evladı gibi gördüğü kiracısı Kadriye, birbirlerine ana kız olmuştu; Kadriye buraya gelin geldiğinden beri.

Taze gelin Kadriye, kocasını işe gönderdikten sonra kundaktaki bebeğinin karnını doyurup ev temizliğine girişti. İki odalı evi süpürge ile bir güzel süpürdü; silip temizledi. Asma yapraklarının gölgelediği açık pencereden içeriye, yan komşunun duvara iliştirilmiş ahşap kaplı  koca radyosunun sonuna kadar açtığı sesi geliyordu. Ajanslar vardı radyoda. Bin dokuz yüz altmış yılının o bahar günü, Hamamönü’nün tipik evlerinden birinin avlusunda sabah böyle başlamıştı.

Kadriye tam ortalığı silip süpürüp temizlemişti ki abisinin karısı Seher’i gördü avlunun kapısında. Seher, iki oğlunun ellerinden tutmuş; her zamanki gibi gülümseyerek geliyordu. Akşam yemeğe misafiri vardı Seher’in. Çoluk çocuk hayli kalabalık olacaklardı. Buraya Kadriye ile kocasını da çağırmaya gelmişti. “Gelmişken akşama yapacağı koca tencere dolusu yaprak sarması için asmadan yaprak da toplar, sonra Kadriye ile kendi evine gidip tez elden birlikte sararlar” diye düşünerek sabahın erkeninde Kadriye’nin evinin yolunu tutmuştu.

Önce Kadriye’nin penceresinden üst kat balkona uzanan asma yapraklarından toplayarak başladılar işe. Uçlardaki körpe yapraklardan epeyce topladılar güle eğleşe. Yaprak toplamayı bitirdikten sonra sabah kahvesi içmeye gelmişti sıra.

Kadriye, içi pırıl pırıl kalaylı bakır cezveyi ocağa sürüp, Seher’le kendisine sabah kahvesi hazırlarken üst katın balkonundan postacı yolu gözleyen Karti’ye  seslenerek “kahve içmek isteyip istemediğini” sordu. Karti, Kadriye’yi ikiletmeden kabul etti sabah kahvesini. Kahveyi avluda, asma dallarının altında, Kadriye’nin evinin avluya açılan penceresinin önünde içeceklerdi.

Karti, kahvesini bitirip, kahve fincanını kapatınca iki taze gelin, belki kırk belki kırk yıldan da fazladır Bulgaristan’da bıraktığı kızından haber alamayan yaşlı kadının umudunu fallara bağladığını düşündü.

Ne Kadriye ne de Seher fala inanmazdı. Hem hiç fala bakmışlıkları da yoktu bugüne dek. Ne diyeceklerdi şimdi neredeyse elli yıla yakındır görmediği kızından bir haber alabilmek umuduyla her gün gözü postacının yolunu bekleyen yaşlı kadına. Karti’nin kulağı iyi duymazdı da üstelik. Bağıra çağıra fal baksalar tüm mahalle dinler diye de korkuyordu bir yandan Kadriye. Sonra adları falcıya çıkar, mahallenin fala meraklı kadınları kapısında birikir diye ödü koptu Kadriye’nin, Karti fincanını kapatırken.

 Eski Ankara evleri koca bir avluda olur; avlunun bir köşesinde de çeşme bulunurdu. Falını kapatıp, tutmasını bekleyen Karti, çeşme başına varıp su dolduran kadınlarla laflamaya başladı. 

Seher, su doldurmak için  avludaki çeşmenin başındaki diğer komşu kadınlarla Karti’nin kendilerine sırtı dönük halde sohbete koyulduğunu görünce Kadriye’ye göz etti.

-Sen pencerenin yanına otur, ben içeri geçeyim. Fısıldadıklarımı Karti’ye söylersin. Nasılsa kulakları iyi duymuyor. Benim fısıltımı işitemez o yüzden. Oyunumuzu anlamaz, dedi kıkırdayarak.

Kadriye de kıkırdadı Seher’in söylediklerine. Eğlenceli de bulmadı değil bu oyunu. Yaşlı kadın sevinecek, kendileri de biraz güleceklerdi.

Karti, fala bakmak için kapalı kahve fincanını elinde tutan Kadriye’nin dizi dibine çöküverdi. Kadriye, avluya açılan pencereye yan dönmüş halde fincanı açtı. Gözlerini fincanın dibindeki kalın kahve tortusu ile tüm fincanın iç çeperini kaplamış kahve telvesinde şöyle bir gezdirdi.  

Seher,  içerde pencerenin dibine sinmiş halde bekliyordu kendini göstermeden. Kadriye’nin fincanı açtığını, “Falın da tam tutmuş Karti!” demesiyle anladı. Sessizce gülüyordu pencerenin altında. Bir ara kendini tutamayıp yüksek sesle gülecek gibi olunca, Karti duyacak diye ödü koptu.

Evin içindeki Seher,  dışarıda, avluda pencere kenarındaki Kadriye’ye “Uzun yoldan bir mektubun var. Çok yakında, belki yarına bile kalmaz. Sabah mı desem akşama mı? Sevinçli haber alacaksın. Büyük gözaydının var” diyor, Kadriye de bunları  sanki falda görmüş gibi Karti’ye söylüyordu.

Karti’ye verilecek başka nasıl bir mesaj olabilirdi ki. Yaşlı kadının duymak istediği şey neyse, taze gelinlerin güya falda gördükleri de o olacaktı. Falda mektup çıkmıştı.

Kahveler içilip, Karti falında çıkanların sevinciyle postacının yolunu evinde gözlemek üzere Kadriye’nin evinin penceresi önünde oturdukları tahta sandalyeden kalkıp, çeşme başındaki kadınlara falını anlattı heyecanla. Kadriye fincanları yıkadıktan sonra bebeğini kucaklayıp, Seher ile birlikte akşam yemeği için sarma yapmak üzere avlu kapısından sokağa çıkarken,  kulağına Karti’nin üst kattaki evinin  merdivenlerini tırmandığını anlatan gıcırtı geldi.

İki taze gelin yol boyunca oynadıkları oyunu konuşup, gülüşerek yürüdüler.

Ertesi sabah Kadriye, asma yaprağı koparmak niyetiyle pencereyi aralamıştı ki Karti’nin çığlıklarını duydu. Yaşlı kadın, bir yandan ağlıyor bir yandan gülüyordu sanki. Gözlerinden yaşlar boşanırken öte yandan da sevincinden çocuklar gibi zıplıyordu. Kollarıyla sarıp sarmaladığı sarı kâğıtlara sarılmış birkaç paketi Kadriye’nin penceresinin önüne bırakıverdi.

Karti’nin, “Falın çıktı güzel kızım! Temiz kalpli kızım benim!” dediğini anladı Kadriye tek, onca çığlığın içinden.

Kadriye uzanıp paketleri aldı. Kocası ile bir süre sarı kâğıtlara sarılmış paletlere baktılar. Önce düzgün bir kutu olduğu anlaşılan küçük pakete uzandı Kadriye’nin eli ilk. Sarı kâğıda sarılı paketi  açtı. İçinden çıkan beyaz kutunun üzerindeki kırmızı kurdeleyi çözdü. Kutunun kapağını kaldırınca ışıl ışıl yanıp sönen  gümüş çay kaşıklarını gördü.
*****
Kadriye ve Seher, yaprak sarması yapmak üzere Seher’in evine doğru giderken avludaki kadınlara az önce Kadriye’nin baktığı falı anlatmayı bitiren Karti de kendi evine çıkmış. Karti, Kadriye’nin baktığı falı dinlerken postacının geldiğini ve  bir avlu içindeki iki katlı eski Ankara evlerinden avlunun karşı tarafına düşen üst kattaki kendi evinin eşiğine bir mektup bıraktığını görmemiş. Karti, falda duyduklarıyla mutlu bir şekilde merdivenleri çıkıp kapısının eşiğinde mektubu bulunca sevinçten çılgına dönmüş. Mektubu kaptığı gibi, okuma yazma bilen birine okutmak için paldır küldür hemen avluya inmiş. Okuma yazması olan biri, mektubu yaşlı kadına okumuş bir çırpıda. Az önce falında uzun yoldan mektup çıkan Karti’nin eşiğindeki mektup, onca yıldır görmediği kızındanmış. Kızı, zorlu ve uzun uğraşlardan sonra annesinin izini bulmuş. Yakında kendisi de gelecekmiş Karti’yi görmeye.

Kadriye, her sabah çay kaşığı niyetine kopardığı asma yaprağı elinde, sevinçten kocaman açılmış gözleri gümüş çay kaşıklarında kalakalmışken, kulağına kendisine hayır duası ederek gıcırtılı tahta merdivenleri çıkmakta olan Karti’nin sesi geliyordu. 
(Her türlü hakkı saklıdır)    
        
Acemi Demirci)10.09.2012
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci