25 Şubat 2013 Pazartesi

Sınav olan çocuğuyla sabır sınavından geçen anne



-Yeni bir test kitabı çıkmış anne.

-Hııı.

-Alara’nın annesi ona almış bir tane.

-Senin sekiz tane var. Ama istersen onu da alırız.

-Kırk liraymış.

-Olsun kızım. Senin geleceğin içinse veririz o kırk lirayı, dokuzuncu test kitabını da alırız.

-Aman annneee. Sen de her dediğime hemen  inanıyorsun. Kırk lira değil. On altı lira sadece.

-O zaman üç tane alırız kızım o kitaptan.

-Üüüüfff anne… Çok sıkıcısın. Gidip test çözeyim bari.

Salata için yeşillikleri yıkadığı mutfak lavabosunun başındaki Nur, son günlerde hiçbir şeyden memnun olmayan hatta her şeyden mutsuz olan kızının arkasından bakarken sessizce kendinin bile duymadığı bir “Üüüfffff” çekti.

Musluğun altında unuttuğu narin kıvırcık yapraklarını yıkayan elleri, bu kış günü soğuk mu soğuk akan suyun altında zonklayınca Nur, ellerini hemen çekti musluğun altından.

Suyu süzülsün diye kıvırcık yapraklarını çelik süzgece bırakırken derin bir düşünce kaplamıştı yine yüzünü. İki ay kalmıştı kızı Duru’nun üniversite sınavına girmesine. Nasıl geçecekti bu iki ay. Sınav heyecanı içindeki Duru, giderek çekilmez oluyordu. Kızının her kaprisine göğüs geren Nur’un dayanacak gücü kalmasa da dişini sıkıyordu elinden geldiğince. Duru, evden bile çıkmaz olmuştu sınava hazırlanmak için. Kızı, ne televizyon izliyor ne arkadaşlarıyla buluşup sinemaya, tiyatroya gidiyor ne de yaşına göre eğlencelere katılıyordu. Mesela o yaşlarda çok sevilen yazın bahçe duvarı üstünde oturup çekirdek çitlemeyi hiç denememişti daha Duru, yaşıtı diğer kızlarla birlikte güle oynaya, çocuksu kaçan şeylere gülerek.

“İki ay kaldı. Sabret, tersleme. Dişini sık” dedi içinden yine kendi kendine Nur.

Duru, testin başına oturamamıştı anlaşılan ki yine mutfağa geldi. Kulağının tekinde müzik çalarının kulaklığı vardı. Takmadığı kulaklık sağa sola sallanırken Nur, sürekli kulaklıkla müzik dinlemekten kızının kulak zarlarının patlayacağından korkuyordu. Duru, buzdolabına yöneldi doğruca. Buzdolabının kapağını açıp rafları tek tek inceledi. Sonra da çömelerek alt rafları eni konu gözden geçirdi. “Yiyecek bir şey mi arıyor” diye merak etse de sormaya cesaret edemedi Nur. Göz ucuyla takip etti kızının hareketlerini.  

Duru, çömeldiği yerden kalkıp bir kez daha raflara bakındı. Üfleyerek kapattı kapağı. Mutfak masasına ilişti bir sandalye çekip. İki kolunu dirsekten kırıp yanaklarına götürdü.

-Aman annneee.

-Söyle kızım.

-Aradığım hiçbir şey yok dolapta. Buzdolabı tamtakır.

Daha dün poşet poşet alışveriş yapmış, aldıklarını dolaba yerleştirmişti Nur. Kafası attı kızından bunu duyunca. Tam ağzını açıp gözünü yumacaktı ki aklına iki ay sonraki üniversite sınavı  geldi. Elinden geldiğince sakin bir sesle,

-Buzdolabında peynir var, zeytin var. Sebze var. Meyve var. Reçeller var yazdan yaptığım. Yumurta var. Yoğurt var. Gazoz var. Ayran var. Soğuk sandviç seversin diye dünden haşladığım tavuk var. Mutfak dolabında da bal var. Bisküvi çeşitleri var. Üç gün önce yaptığım kurabiyeler, kurabiye kutusunda. Daha ne olsun kızım? Başka bir şey istiyorsan söyle yapayım. Ya da babana telefon açalım, gelirken alsın.

-Ne bileyim ben ne istediğimi. Dolabı açınca görürsem o zaman bilirim.

-Neyi görürsen Durucum?

-Bilmiyorum. Görürsem bilirim işte.

-Kızım sen ne istediğini söylemezsen ben nereden bilebilirim senin ne istediğini.

-Sürpriz bir şeyler işte. Aman ne bileyim ben. Dergilerdeki yemek tariflerinde resimleri olan  şeyler gibi.

-Göster kızım o dergideki tarifi, yapayım.

Duru üfleyerek çıktı mutfaktan. Son günlerde avare avare dolanıyordu.  Nur, hiç tanımadığı birine dönmüş kızının bu halini sınav gerilimine veriyordu.

Lahana dolması ağır ağır ocakta pişerken yeşillikler de yıkanmış halde eşi gelince salata yapılmak üzere süzgeçte süzülmekteydi. Salataya eklenecek havuçlarla turp  da bir köşede hazırdı.

Nur, mutfaktaki işini bitirip televizyonun başına gitti. Duru,  televizyonu açmış karşısında oturuyor; ama sanki televizyonu seyretmiyor gibi gözüküyordu gözlerini dikmiş televizyona bakarken.

-Ne izliyorsun kızım?

-Bilmiyorum.

-Bursa değil mi burası? Bak Bursa’yı tanıtıyorlar.

-Anneee..

-Söyle kızım.

-Diyorum ki… Önce Eskişehir’de okusam.

-Eskişehir?

-Evet. Sonra da..

-Sonra da?

-Bursa’ya geçiş yapsam..

-Kızım sen hiç evden dışarı çıkmadın ki. Tek çocuğumuzsun. Bu evde rahatça okursun. Ne gereği var şimdi böyle garip garip şeyler düşünmenin.

-Değişiklik olurdu.

Nur, eğer dizini kırıp çalışmazsa kızının hayatında iki ay sonra gerçekten olacak değişiklileri söylemeye meyletti ki dudaklarını ısırdı, sustu.

-Kolay değildir kızım ev dışında olmak. Sen alışık değilsin öğrenci evlerine, öyle üç beş kişi bir arada kalmaya. Kardeşin olmadığı için tek büyüdün. Hep çok rahattın. Yediğin önünde yemediğin ardında. Bu rahatı bulabileceğini mi sanıyorsun ev dışında?

-Aman annneee. Zaten böyle diyerek beni hayattan yalıttınız. Hayatı tanırım ev dışına çıkarsam, fena mı olur?

-Hayat öyle tanınmaz kızım. Ne zaman geçim derdine düşersin, hayat mücadelesine atılırsın o zaman tanırsın gerçek dünyayı.

-Canım, başımın çaresine bakmayı öğrenirim sizden uzakta.

-Öğrendiklerin yetmiyor mu?

-Hangileri? Biyolojidekiler mi, coğrafyadakiler mi, tarihtekiler mi, fiziktekiler mi? Yetip yetmediğini iki ay sonra göreceğiz anne, derken anne sözcüğünü kızgın kızgın vurgulayarak söylemişti Duru.

-Sınavı kast etmedim kızım. Burada öğrendiklerin yetmiyor mu?

-Yetmez tabii, neden yetsin?

Nur sustu. Ellerini ovuşturdu, ocaktaki lahana sarmasına bakmak bahanesiyle mutfağa kaçtı. Bir iki dakika geçmemişti ki Duru mutfakta belirdi.

-Babama telefon açsak da bir şeyler istesek akşam için.

-Ne isteyeceksen aç kızım babana telefon, söyle.

-Ne istediğimi bilmiyorum.

Nur bundan emindi. Kızı ne istediğini hiç bilmiyordu şu sıralar.

Nur, altı çocuklu bir ailenin kızıydı. Hep ablalarının küçülenlerini giyerek büyümüştü.  Kitapları büyük kardeşlerinin daha önceki senelerde okuduğu, çoğu sayfası yırtılmış kitaplardı. Bu kitaplarla kendisinden sonra da iki küçük kardeşi okuyacaktı.

Pide fırınında usta olan babası, Nur’u çok zor okutmuştu. Yatılı okulu kazanıp hemşire olmuştu Nur. Daha çok uzun seneler çalışabilecekken Duru bu yıl üniversite sınavına gireceği için emekli olmuştu kızının her ihtiyacını hemen giderebilsin diye.

Kendisi altı çocuklu, kocası da beş çocuklu ailelerin evlatları olsalar da tek çocukla yetinmişlerdi. Kızları tek çocuk olsun, her istediği yerine gelsin düşüncesiyle. Kendilerinin büyürken yiyemediklerini, giyemediklerini kızlarına alırken, yedirirken, giydirirken çocukluklarında gözlerinde kalan, mahrum oldukları her şeyden de hınçlarını alır gibiydiler.

Nur, yeni yeni anlıyordu bir gerçeği. Kendi gözünde kalanlar, ağzında gümüş kaşıkla doğan kızı Duru  için çoktan ulaşılmış şeylerdi. Zaten elinin altında olduğundan bunlara özlemi yoktu Duru’nun. Onun hedefledikleri Nur ve kocasının akıl edemedikleri başka şeylerdi. Nur’a göre kendi gençliğindeki bir genci mutlu kılan değerler, kızının zamanında hükümsüzdü. Nur, hala kendi gençliğinin ölçütlerine göre düşünürken, kızının kuşağındaki gençler arasında ölçütler tümden değişmişti. Nur, bunun bocalaması içindeydi. Kendi gençliğinde bir öğrenciyi mutluluktan deli edecek bir kuru boya kalem kutusu, kızı için komikten de öteydi. Onun  istekleri çok farklıydı. Her altı ayda bir cep telefonunu yeni çıkan modelle değiştirmek, falanca marka spor ayakkabısının en pahalısından alıp bir kez giyip arkadaşlarına gösterdikten sonra bir köşeye atıp unutmak gibi.

Kızını isteyerek böyle yetiştirmişti. Onun yaşıtı her anne de aşağı yukarı aynı eğitimle yetiştirmişti çocuklarını. Çocuklar arasında moda olan hiçbir şeyden kızını mahrum bırakmayıp alarak bir de kurslara götürüp, sınav zamanlarında da sınavlara sokarak. Bazen kızı mı sınava girecek iki ay sonra; yoksa kızıyla her Allah’ın günü kendi mi sınav oluyor diye düşünüyor, bir sonuca varamıyordu.

-Anne.. Eskişehir’e gidersem dayımlarda kalırım.

Bunu duyunca yutkundu Nur. Eskişehir’de yaşayan erkek kardeşinin üç çocuğu vardı ve iki odalı bir evde tıkış tıkış yaşıyorlardı. Üç çocuk bir odada kalıyor, aynı odada ders çalışıyorlardı. Kardeşi ve karısı salon boş kalsın da ertesi gün sınavı olan çocuk salonda rahatça ders çalışsın diye her akşam bir komşuya gezmeye gidiyordu. Komşularını bezdirmişlerdi neredeyse bu sık sık tekrarlayan gece oturmalarından. Erkek kardeşinin çocukları sınavlarda başarılı oluyor, güzel güzel  de okuyorlardı o daracık hayatta. Kızının kendine ait bir odası vardı ve daha geçenlerde odasındaki eski eşyalardan usandığı için odasını yeniden döşemişlerdi. Odasında bilgisayarı, kitaplığı, istediği her şey elinin altındaydı Duru’nun. Nur’un Eskişehir’deki kardeşinin çocuklarından büyük oğlanda ikinci el bir cep telefonu bulunurdu sadece. Okulda üç kardeşten birinin başına bir şey gelirse anne ve babasına haber vermesi için.

-Dayınların evi çok küçük ve üç de çocuk var evde biliyorsun.

-Dörtten ne çıkar. Ben de salonda yatar kalkarım.

Nur sustu. Kızı ile konuşamayacaktı daha fazla. İyice zıvanadan çıkmıştı kızının talepleri bugün.

-Hele bir sınava gir de, diyebildi.

Kapının zili çaldı. Daha kocasının gelmesine çok vardı. Gelen yan komşuydu. Dövünüyordu. Ağlıyordu.

Kadıncağızın şeker hastası kayınvalidesi fenalaşmıştı. Ambülans çağırmak için telefon açmıştı; ama ambülans gelene kadar da hemşire olduğundan belki bir şeyler yapar, yardımı dokunur  diye Nur’a gelmişti.

Nur, komşusunun ardından koşturdu. Yaşlı kadın koltuğa yığılıp kalmıştı. Koltuğun yanındaki sehpada da insülün iğnesi duruyordu.

-İğnesini yapmamış herhalde, dedi Nur.

-Yapacaktı, unuttu herhalde kızından telefon gelip uzun uzun konuşurken.

Nur hemen yaşlı kadına iğnesini yaptı. Kadıncağız biraz sonra gözlerini araladı.

Nur, eve geldiğinde kızının yaşındayken artık bir hemşire olacağına haftalar kalmış halini hatırladı. O yaşta meslek sahibi olmuştu. Acil durumlarda ne yapılacağını biliyordu. Hatta çok geçmeden para da kazanıyordu. Para kazandığı için evlenmeye de niyet edebildi iki yıl sonra.  Dört yıl nişanlı kaldı önce okulunu sonra da iki yıl askerliğini bitirmesini beklediği  nişanlısıyla. Nişanlısı askerden dönünce de evlenmişlerdi. İki yıl sonra da anne olmuştu.

Kızı için bir gelecek hayali kuramıyordu Nur. Kızının hangi meslekten olacağı bile belli değildi. Duru, kararsızlığını bırakıp bir meslekte karar kılsa bile bunun gerçekleşip gerçekleşemeyeceği belli değildi.  Lise mezunu olacaktı Duru yakında; üniversiteyi kazanırsa dört yıl daha öğrenciydi. Sonrasını hiç hayal edemiyordu Nur.

Lise mezunu olacaktı yakında böceklerin sindirimini, tek hücreli hayvanların yapısını, dünyanın her yerindeki ovaların, nehirlerin adlarını, cep telefonlarının tüm modellerini, gençliğin giyinip kuşandığı tüm markaları sular seller gibi bilen Duru; ama, demin kapıya gelen komşu evde Nur’u değil de sadece Duru’yu bulsaydı, Duru iğne yapmasını bilmezdi. Deprem olsa ne yapılacağını bilmezdi. Hemen yanı başlarında trafik kazası olsa nasıl ilk yardım yapılacağını bilmezdi. Denizde boğulmakta olan birini görse ne yapacağını bilmezdi yeni çıkan test kitaplarını çok iyi bilen zamane çocuklarından biri olan Duru.
(Her hakkı saklıdır)
Acemi Demirci, 31.01.2013
acemi.demirci@yahoo.com.tr
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci