24 Mart 2013 Pazar

Gökkuşağını tezgahlardan yansıtan yerler: Manavlar


Sarı, turuncu, beyaz, kırmızı, bordo, mor, yeşil ve daha nice renklerin tezgah üstü dizilişinin adıdır manavlar. Öbek öbek, açıklı koyulu, kasalar ebadında, yan yanadır gökkuşağının alacalı bucalı renkleri ahenkle manavlarda.

Apayrı renklerin, bambaşka kokuların, değişik tatların buluşma noktası olur manav tezgahları; gözlerimiz  bir şenlikle buluşurken. Sokak ya da caddede yürürken gözlerimin hemen yakaladığı ve hep görmek istediği görüntü, manav tezgahlarıdır
.
Düzgünce sıralanmış, farklı renklerde, farklı şekillerde, çeşit çeşit kokularda, bambaşka görüntüler içindeki meyvelerin ve sebzelerin cümbüşü bana en güzel renk senfonisi olarak görünmüştür hep.

Onca rengin gökkuşağından inip tezgahlarca kuşanıldığı yerlere de manav denir, bu yerlerin sahiplerine de. Benim en hoşuma giden de meyve sebze satılan yerlere’ manav’,  bu  yerlerin  sahiplerine  ‘manavcı’  denilmesidir  sıklıkla  rastlanan  bir  yanılgı  olarak.

Ankara armudu, Malatya kayısısı, Ayaş dutu, Amasya elması, Akdeniz'in narenciyesi, Aydın inciri,  İzmir üzümü,  Bursa şeftalisi,  Datça bademi, Turgutlu kirazı,  Ereğli çileği,  Gürsu bamyası,  Çengelköy  salatalığı,  Uludağ  barbunyası.  Kuzeyden, güneyden, batıdan, doğudan; sıcak yerlerden, soğuk bölgelerden,  her yerden gelen kah yağmur yemiş, dolu ile dövülmüş kah kar ile örtülmüş meyveler alıcı renkleri ile bir arada, her tonlarıyla, en taze halleriyle, göbek göbek, demet demet, bağ bağ, salkım salkım ilişirler gözlere. Sadece lezzet yarışı vermezler; renk ve kokuda da yarışırlar sessizce. Bence asla birincileri yoktur.

Başka iklimlerin başka başka meyve sebzeleri, aynı tezgahlarda yanyana gelir;  aynı masalarda ikram edilmek, aynı tencerelerde leziz yemeklere dönüşmek üzere.

Maydanozun yeşili başka güler gözlere, lahananın yeşili bambaşka, bir de bürümcük bürümcük brokoli yeşili vardır ki oya oya durur ağaç dalları kadar biçimli saplarının başında. Taç gibi.

Kimileyin kağıda sarılmış olsa da ince kağıtların açılan bir yerlerinden sapsarı kabuğunu göstermek için çırpınan, daha görüntüsü bile ağızları sulandıran, damaklara müthiş lezzetlerin hazzını yansıtan limonlar, belli ki uzun yol yapmışlardır bu tezgahlara gelip, sıralanana kadar. Yine de limonlar asla yorgun görünmezler; ama yorgunluklara çare olacak limonataları kokulandırmak, lezzetlendirmek için hazır bekler durumdadırlar.

Kış günlerinde daha çok yakalandığımız soğuk algınlıkları, üşütmeler, nezleler için korkulu rüya olan limonlar, bir çok yemeğin de vazgeçilmezidirler; pek çok yemek ille de limon ile anılır.

Ekşili köfte, limonlu çorba, balık - limon, limonlu kek, parfe, tatlı gibi.

“Limoni” diye bir deyişimiz vardır, ekşi limonlara ithafen, ortamı ekiştenler için. Bu deyiş  limonun lezzetine halel getiremezken, limonsuz ne çorba içilir ne tavuk yenir, ne söğüş, ne balık, ne salata, ne de kebap.

Naneli limonata kadar ferahlatıcı bir içecek daha bulamıyorum sıcak ve bunaltıcı yaz günlerinin ferahlatıcısı olarak. Rendelenmiş limon kabukları şekerlenerek bir müddet buzdolabında bekletilir, kaynatılır, limonata yapılır, soğutulur ve üzerine nane yaprakları konularak süslenir. Daha buğulanmış bardağı bile içe ferahlık, serinlik katan serinletici limonataların yanına tuzlu kuru pastaların ne kadar yakıştığını hepimiz tecrübe etmişizdir.

Manavların geniş tezgahlarını parselleyip kendi parselleri içinde özenle yanyana dizilmiş rengarenk meyveler, mevsime göre değişir elbet. Kışın portakal, mandalina, greyfurt, ayva, elma baş köşede iken yazın yenidünya, dut, çilek, kiraz, vişne, erik, kayısı, şeftali, incir, armut, karpuz, kavun, üzüm, Trabzon hurması gibi renkleri de,  biçimleri de, kokuları da apayrı meyveler tezgahlardan bize gülümser. Bu meyvelere artık Türkiye'de yetiştirilmeye başlanan ve damağımızın alıştığı pek çok yeni meyve türleri de katıldı farklı rayihaları, albenileri ile. Kivi gibi, avokado gibi, tropik pek çok  meyve gibi.

Son zamanlarda yaban mersini ister taze olsun ister kurutulmuş haliyle olsun giderek artan bir rağbet ile tezgahların vazgeçilmezlerinden oldu.

Diğer adı likapa olan, küçük taneli, buğulu görünümlü, gök renkli, mavimsi meyve, farklı ıtırı, bitimsiz şifası ile hak ettiği; ama hiç göremediği itibarı giderek daha bir yakalıyor; günden güne de bu itibar özellikle yüksek fiyatı ile kat be kat artıyor.

Doğu Karadeniz turumuz sırasında, her bir yaprağında onlarca çiğ bulunan dağların sırtlarındaki gezilerimiz esnasında, bir mola yerinde, taştan sade yapının duvarına sicim ile bağlanarak iliştirilmiş bir bitki bağı görünce hemen ilgilenmiştim. Bitkilerle ilgilenmediğim tek bir an olmamıştır zaten.

Bu bağın kurutulmak için oraya asıldığını düşünmüştüm ve Karadeniz'in yağışlı ikliminde, rutubetin yaşamın kendisi olduğu bu dağ başlarında yaban mersini tanelerinin nasıl kuruyabileceğini, burada kurutulmaları için acaba akıl edemediğim bir yöntem mi olduğunu tartarken, oralardan yaşlıca biri yanıma yanaşarak ne yaptığımı anlamaya çalıştı. Konuşmak istediği her halinden belliydi.

Bir bitkiyi yapraklarından ve meyvelerinden tanırsınız. Eşime dönüp “bu bitkinin yaban mersini olduğunu” söylemekteydim. Eşim de “Şu medyatik bitki mi” gibilerinden şaka yollu bitkiyi tanımladı; zira son zamanlarda televizyon ve gazeteler sürekli yaban mersininin yararlarından bahsetmekteydi.

Yaban mersini adını duyan kişi, bize tuhaf tuhaf bakarak, o çok yakından tanıdığı ve kendisinin yaban mersini demediği bitkiyi yaban edip, yabancılaştırmamıza anlam verememiş gözüküyordu.

Onun halini fark edip, “Likapa yani” dedim. Yaban mersin yerine likapayı duyan, çok uzun zamandır özlediği ve tanıdığı bir arkadaşına, dostuna, sevdiğine, akrabasına, yakınına yeniden kavuşmuş gibi sevinerek yüzü gülen ve sevincini vücut dili ile de olabildiğince anlatan yaşlıca bey bana minnetle bakarak “Likapa tabii” dedi. Onun bu hali beni çok etkilemiş ve güldürmüştü. Hiç likapaya Karadeniz'de yaban mersini denilir mi? Demiştik işte bir kere.

Gözlerimizi şenlendiren manavlar, cümbüşü andırırcasına renkli oldukları kadar, renkli sesler ile de kulakları şenlendirirler. Manavların seslenişleri o kadar farklı, davetkar ve pazarlama ustalılığı taşır ki meyvelerin renklerine tınılı renk katan sesler oluverirler. Dükkanlarının önündeki tezgahların başında duran manavların genellikle deniz mavisi, gece mavisi, lacivert, arkadan uzun bağlar ile bağlanan yarım önlükleri vardır. Bu önlüklerin kocaman, ortadan bir dikişle ikiye ayrılmış cepleri olur. Bu ceplerin birisi bozuk para diğeri de kağıt para içindir. Verilen paraların üstü, bu derin ceplerin içine eller sokulup, içi şöyle bir etraflıca karıştırılarak seçilen paralar ile ödenir.

Önlükler sadece paralar için kullanılan bir nevi kumaştan kumbara görevi görmek dışında, meyvelerin dikkatlice silinerek parlatıldığı temizlik bezleri olarak da kullanılırlar.

Renk, biçim, tat, koku başkalıklarının dışında etiketler de farklıdır her bir meyve türünün üzerine iliştirilen kağıtlarda. Bazı meyveler her zaman diğerlerinden daha pahalıdır. Turfanda bir meyve her zaman en pahalı olandır. Baharda çağlalar bu pahalılık yarışının öncüsüdür, onları kütür kütür erikler izler. Ardından da arsız renklerin en cafcaflısı ile çilekler.

Hayli zaman önce, alınan meyve ve sebzeler genellikle beyaz olan, pembe ve mavisine de rastlanan pamuklu ipten ağ şeklinde örülmüş filelere doldurulup pazarlardan, manavlardan evlere taşınırdı.

Kimileyin de başta gazete sayfalarından yapılan kesekağıtlarına doldurulurdu meyveler. Kesekağıtlarının gazete kağıdından yapılması halinde içindeki meyveler yenilirken, magazin sayfalarından yapılan kesekağıtları da tutkalları özenle sökülüp, açılarak artist resimlerine bakılır, haberler okunurdu.

Bugün sadece çoğunlukla üzerinde hangi marketten aldığını anında anlatan, o marketin tanıtıcısı olan resimlerin, yazıların olduğu poşetlerde taşınmaktadır meyveler. Pamuklu ipten ağ şeklindeki fileler unutulalı çok oldu.

Belli ki bir karganın çalıp gömerek sakladığı sonra da unutup yiyemediği ve gömüldüğü yerde çillenip köklenerek ağaca dönüşmüş dağbaşlarının yalnız cevizleri, ıssız yerlerin yemişleri alıçlar, su kenarlarındaki iğdeler ta uzaklardan gelip tezgahlara dizilmişken bize ne kadar yakındırlar. Meyveler ve sebzeler manav tezgahlarında renk renk dizilişleriyle sokaklarımızı, caddelerimizi şenlendiriyor, gözlerimizi okşuyor.

Meyveler de sebzeler de giderek daha büyük görünüme bürünüyor; kokuları giderek yitiyor; tatları değişiyo;, samanımsılaşıyorlar. Tek bir meyve cinsini yediğimizi düşünürken aslında içi bambaşka varlıkların genleriyle dolu, görüntüde o meyve; ama içerikte farklı bir şey yiyoruz.

Renk cümbüşünün en salınımlı, alımlı ve kibirlisi olan gökkuşağını sadece yağmur sonrası görürüz. Oysa manav tezgahlarındaki renk şenliğini görmek,  her sokakta, her caddede kolayca mümkündür. Meyveler, sadece karnımızı doyurmaz; canlı renkleri, enfes görüntüleri ve sundukları rengarenk eşsiz şenlikleriyle gözlerimizi de doyururlar. Sokaklara bayram cıvıltısı katarlar.
(Her hakkı saklıdır)

Acemi Demirci,
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci