20 Ekim 2013 Pazar

Şehrin ışıl ışıl sözcükleri; kapkaranlık yalnızlığı


 
Mutfak pencerem yola bakar. Altıncı kattan. Bir otobüs dolusu öykü taşıyan, getiren, götüren, gece gündüz akıp giden bir yola.

Koca şehrin koca yoludur mutfak penceresinin baktığı. Elektrik direklerinin en yüksekten ışıtanlarının altından seyreder getiren, götürenler otobüsler.


Şehre otobüsler girer geceleri. Yanları teker üstünden ışıklı. Koca sokak lambalarının gepgeniş bulvarları aydınlattığı şehre gelen otobüslerin cılız ışıkları, “Kollarını aç, ben geldim” dercesine. birkaç sözcük taşır sinelerinde. Dev şehrin kolları da devdir. Tüm gece kaç otobüse kucak açar, kaçını da başka kucaklara salar.

Gecenin on birinde, şehrin karanlığına akan otobüs ışıklarının her biri bir sözcük gibi gözükür bana. İçlisinden, derininden. Kavuşma, ayrılma; özleyiş, bekleyiş; sıla gurbet; yalnızlık gibi.

Çoklukla beyaz renkli olur “otobüsler. Yan taraflarında afili, gösterişli, renkli, akla kazılmak istenircesine yazılmış şirket adları vardır.  Rüzgar gibi geçerken öyle aman aman okunamasalar bile artık renginden ve yazı biçiminden  hemen tanınır olmuşlardır.


Kente gece giren otobüsler, bir tutam selamla gelir sanki bir yerlerden, uzak yakın ellerden. Artık şehrin kapısında olduğundan yavaşlar. Gündüzler yormuştur zaten, yol yorgunudur otobüsler geceye doğru eni konu.


Büyük şehre ilk kez gelenleri; son kez girenleri; okul tutturup da, acı haber alıp da, askerliği gelmiş de teslim olmak için köyünden, kasabasından kınayla, davulla, halayla yol edilmişleri taşıyan otobüsler gelir gider gün boyu. Vızır vızır, ardı ardına.

Şehrin yolları tenhalaşır akşam sonrası. O şehrin insanları karınca misali evlerine çekildiklerinde. Karıncanın ağzında taşıdığı tohum, yaprak parçası timsali ellerinde birkaç parça bir şeyle kapılarından içeri girince.

Herkes evlerine çekilmiş olur akşam  üstleri. Akşam sonrası kapılarını çekip çıkan, hayat onlar için o saatlerde başlayanlar da yok değildir. Olsa da koca şehrin tamamı değildir onlar.

Yanları cılız ışıklı otobüsler ninni ahengindeki hırıltılarıyla cafcaflı ışıklı şehre girerken şehirde evlerine çoktan girmişlerin pencereleri ışır tek tek. İşten dönmüş anne babalar, okuldan gelmiş çocuklar yemeklerini yemişler, televizyon başına geçmişlerdir. Konuşacak halleri kalmadığından mıdır yoksa konuşacak konu kalmadığından mı ya da herkesin yerine artık televizyonlar konuştuğundan mıdır kendileri de bilmez; televizyon sesine kulak kesilir herkes. Kimisi geçen hafta en heyecanlı yerinde kalan sevdiği dizide bu hafta  neler olacağı merakıyla gözü televizyonda kimisi yarınki sınav için ders başındadır. Kimi evlerde kumanda kavgası hakimdir ev halkı içinde. Futbol maçı, ev hanımının istediği dizi ve üniversite öğrencisi çocuklarının merak sardığı kelime oyunundan hangisinin seyredileceğine dair her akşamki çekişmeler yinelenir durur tekrar tekrar. 



Otobüsten inenler yalnızdır ya da değil. Ama çoğu el sallanarak uğurlanmıştır. Daha sekiz on saat önce. Şimdi “Sağ salim geldim” diyen telefonlarını bekleyenlerce. O uğurlayanlar anne de olabiliri eş de. Kardeş de. Arkadaş bile olabilir.


Uğurlamalar kolay olmaz. Karşılamalara hiç benzemez uğurlama. Yola giden için daha kolaydır da yol edenlerin gözü yaşlıdır nedense. Gözü yaşlı, aklı gidende, yüreğinden bir parça koparılmışçasına otobüsün arkasından bakakalanlar ile dudakta dualar  sağ salim gelinmesi için gözü yolda bekleyenlerin arasında gider gelir otobüsler.

Onlarca koltukta onlarca insan gelir otobüslerle bir şehre; onlarcası da gider bir şehirden başka bir kente. Uğurlayanı olanı da gider, arkasından ne su dökeni ne de el sallayanı olmayanı da. Karşılananlar da gözyaşıyla karşılanır, yolcu edilenler de. Karşılamalar kucaklaşmalıdır, sımsıkı sarılarak; uğurlamalar el sallamalıdır otobüsün arkasından yitinceye dek bakarak.

Gözyaşlarının arasında keskin bir fark vardır yine de. Kimisi sevinçten kimisi ayrılık acısından akar.


Yolculuk öncesi parfüm sıkılmış koltuklar, başka hiçbir yerde karşılaşamayacak insanları yan yana, arka arkaya getirir. Koltuktan koltuğa konuşmalar “Yolculuk nereye; memleket nere?” sorularıyla başlar. Bir tür selamlaşmadır bu beylik cümleler, bitişik koltuk yolcuları arasında.

Yolu garajlara düşmeyen yoktur. O garajlarda birbiriyle karşılaşmış; ama karşılaştıklarını hiçbir zaman hatırlamayacak, hiçbir vakit aynı büfeden su alırken para üstünü yan yana beklediklerini anımsamayacaklardır o an orada bulunanlar.



Yalnızlık öykülerinin en çetrefillisini, en hüzünlüsünü, en ondurmazını otobüsler taşır. Sessiz öyküler taşırlar aslında bir kentten diğerine. Uğurlayanı olmadan yola çıkan, yanındakiyle hiç konuşmadan yalnız yolculuk eden, karşılayanı olmadan tek başına şehre dalanlar, kendi öyküleriyle yolculuk ediyordur.



Yalnızlık, ziyadesiyle resimlere yakışır. Yüzünü gün batımlarında denize dönmüş, karşı adadaki dağların arasından kızıllı turunculu renk oynayışlarının en iddialısını sadece birkaç dakika için göstere göstere batan güneşi, imbat rüzgarında savrulan saçlarıyla izleyenleri anlatan  resimlerde güzeldir yalnızlık.

Dalgaların köpükler bıraktığı rüzgarlı sahilin kumlarında paçalar toplanıp kuma ayak bizi bırakarak tek başına yürürken acıtmaz yalnızlık bir tek. Deniz tuzunun sanatsal bir görüntüyle  sıvadığı kırık  dal parçasıyla kuma yazı yazarken güzeldir sadece yalnızlık.



Hava kararmadan deniz kenarında, üzeri onca çeşit meyve ve yemişle dolu beyaz demir işleme masada tiril tiril bembeyaz elbisesiyle denize doğru oturmuş, saçları rüzgarda  uçuşurken yüzü durgun sulara dönük bir genç kızın hislenişini; rüzgarın, denizin ve akşamın sesini Napoliten bir şarkı gibi duyuran resimlerde güzeldir. Yalnızlığı değil de doğayı, sükuneti öne çıkaran yağlı boya fırça darbelerinin coşkusunu bakanlarda anında beğeniye dönüştüren tek kişilik tablolarda güzeldir.



Bir dağ zirvesinde yosun tutmuş kayaların tepesinde, bulutlar ayakların altındayken kartal çığlıklarını duyarak, alabildiğine uzanıp giden  göğün altında soluk  alırken güzeldir.

Yalnızlık, tek başına birinin doğayı duyumsayışını anlatan bir fotoğrafta, bir tabloda  güzeldir. Yaşarken kapkara acıdır; ilaçsız.

(Her hakkı saklıdır)

 Acemi Demirci, 07.10.2012, 22:00
acemi.demirci@yahoo.com.tr
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci