5 Kasım 2013 Salı

Pencerenin öte yanındaki sessiz öykü


Sabahın erkeninde bindiği serviste,   Itır’ın uykulu gözleri hep o pencereyi görmek için direnirdi. O saatte, yakın bir kentten diğerine gidilebilecek kadar uzun yolda gözlerini yumsa uyuyacakken  o pencereye bakmak için başını koltuğa hiç dayamazdı. Hadi uyursa, hadi gizli bir selam gönderdiği o pencere kenarındakileri göremezse diye.

Yaşam Kent’in Konutkent ile komşu olduğu sokağa gelince sağına doğru bakınır hep. Yanyana uzayan, en fazla beş katlı, yapılalı hayli olmuş, bir kısmı kooperatif evlerinden oluşan sitelerden birinin ikinci katındaki pencereye bakmak, aklında olmasa da elinde olmadan yaptığı bir şey oldu Itır’ın beş yıldır:

Geniş ön bahçesi huş ağacı, sedir ağacı, göknar, mavi ladinler ile dolu; çimleri hep bakımlı sitenin bloklarından biri önündeki  ikinci kata kadar boy vermiş sedir ağacının kozalaklarına bakarken fark etmişti Itır o pencereyi. Ve pencerenin gerisindekileri. Gözü hep yeşilliklerde olduğundan sedir ağacına bakarken ister istemez gördüğü o pencerenin ötesindekileri görmeyi de kanıksamıştı artık Itır.

Çoğu pencerelerin perdeleri hiç aralanmaz sımsıkı kapalıyken ikinci kattaki evin penceresindeki perdelerin her sabah açık olması hemen göze batıyordu. Perdeleri sımsıkı kapalı diğer pencereler arasında en aykırı pencere hissini uyandırıyordu sonuna kadar açık perdeleriyle. Hele de pencerede bir hareket varsa gözler istemeden de olsa o pencereye kayıyordu. Sedir ağacına bakan Itır’ın gözleri, sedirin dallarının değdiği ikinci kattaki.camlara  işte böyle kaydı .

Itır, pencerenin gerisindeki yaşlı karıkocayı ilk fark ettiğinden beri  yaşlı karıkoca her sabah o vakitlerde pencere önündeki karşılıklı iki berjer koltukta oturmuş dışarıyı seyrederken ya yardımcı kadının getirdiği sabah kahvelerini tepsiden alıyor ya da  kahvelerini yudumluyor olurlardı. Yemyeşil çimlerin üzerinde göz göz budaklı beyaz gövdeli huş ağaçlarının yanındaki sedir ağacının dallarınca kuşatılmış pencere, şirin bir tablonun yaydığı sıcak hisleri uyandırıyordu.


Hiç aksamazdı kiremit renkli apartmanın ikinci katındaki perdeleri hep açık pencere kenarında sabahları kahve içişler. İlle o saatte yardımcı kadın olduğu besbelli olan gençten, kısacık saçlı, muhtemelen yabancı bir kadın elindeki tepsiyle pencerenin iki yanındaki koltuklara oturmuş bembeyaz saçlı yaşlı kadına ve dökülmüş saçlarından geriye enseye yakın gri renkte birkaç tel kalmış yaşlı adama kahvelerini getirirdi. Yaşlı karıkoca için sabahla, hayatla günaydınlaşmak, kahve kokusuyla, kahve tadıyla  başlıyordu.

Belliydi ki erken kalkıyorlar, kahvaltıyı mutfakta ediyorlardı. Uzun boylu kahvaltı etmediklerine de emindi Itır. Kalp rahatsızlıkları, şeker, tansiyon gibi  sıkıntıları yoksa kahvaltı keyfini doya doya yapabilirlerdi ancak. Bu kadar erken pencere kenarına gelip koltuklarına oturarak sabahın telaşını izlerken kahve keyfi yapmaları olsa olsa kahvaltı keyfi yapamamaktan olmalıydı.

Yardımcı kadını, yaşlı karıkocanın oturduğu kotlukların arasında  kahveyi ikram ederken  ya da elinde boş tepsi tam sırtını dönerken görürdü Itır.  Kahveleri getirdikten sonra pencere önünden hemencecik ayrılırdı kadın.

Birlikte yaşlanmış, çocukları evlenerek ya da uzaklara giderek evden ayrıldıktan sonra baş başa kalmış, dizlerinde koşturacak derman olmadığından bakıcı bir kadınla yaşamaya başlamış yaşlı karıkoca çok sevimli gelirdi Itır’a.

Kışın kiremit rengi evin önündeki çamların üstü karla kaplandığında o kahvenin buğusunu, kokusunu duyardı sanki bir an önce sıcak bir şeyler içmek isteyen Itır, Yaşlı karıkocanın emekli olmadan önce sabahları kendi işe gidişlerini, yolların, çatıların buz tuttuğu soğuk Ankara günlerinde nasıl zorla yürüdüklerini hatta bazen kayıp düştüklerini hatırlayıp, konuştuklarından da emindi pencere önündeki sabah kahvesi sohbetlerinde.

Çocuklarından ayrı,  eşini kaybetmiş, tek başına kalmış, yalnız yaşlıların öyküleri Itır’ı hep burardı. Çoğu kişi için sıradan bir sabahın sıradan bir pencere kenarı anı olan yaşlı kocanın kahve keyfi, Itır için çok anlamlıydı o yüzden. Bu yaşa kadar beraber gelmiş iki insanın bir kahve içimlik andaki mutlulukları,  kırk yıllık hayatlarının da özetiydi aslında.

Keyif alacak şey bulabilen, birlikte eskisi gibi uzun yürüyüşler yapamasalar da gün boyu oturdukları pencere önünde emekli olmadan önce kendilerinin de yaşadıkları sabah telaşının içindeki sokaktakileri izleyerek vakit geçirmeyi öğrenmiş bu yaşlı karıkoca Itır’a suyu çekilmiş denizlerin, göllerin öyküsünü hatırlatıyordu.  Yaşlı karıkoca pencereden dışarıya bakıp okula, işe yetişme  telaşındakileri izlerken onlardan biri oldukları günleri yad ediyor olmalıydı.  Şimdi yoldan geçen servis dolusu öğrencileri, çalışanları  izleyerek vakit geçiren bu karıkocayı içten içe sevmeye bile başlamıştı Itır.


Üç yıl boyunca neredeyse her gün karıkocanın karşılıklı kahve içişlerine tanık oldu  Itır. Baharları pencerenin altındaki erik ağacı çiçek açarken, iğde kokuları sokakları burcu burcu kokuturken.  Yazın buram buram Ankara sıcağında, Beş iri parçalı yemyeşil yaprakları güz vakti hüzünlü kızıla dönüşen sarmaşıklar, her yanını kapladıkları bahçe duvarlarına   romantizmin resmini  çizerken. Hemen gövdelerinin önüne yapılmış zeytin gözlü, havuç burunlu bir kardan adam ile kışın resmini çizen göknarlar, sedirler, mavi çamlar bembeyaz karla kaplanmışken.

Kışa doğruydu. Itır, kiremit rengi apartmanın önünden geçerken pencerenin bomboş olduğunu gördü sabah. Ertesi günler pencere önü yine boştu. Ne yaşlı karıkoca ne de bakıcı kadın gözüküyordu.

Sonraları pencerenin perdeleri yine açık; ama pencere önü boştu. Epeyce bir süre pencere önüne oturan, kahve içen olmadı. Itır meraklandı. Neredeyse servisten inip, kiremit rengi apartmanın ikinci katına çıkıp, kapılarını çalarak yaşlı karıkocaya “iyi olup olmadıklarını” sormak istiyordu. Neyse ki bir gün pencere önünün yeniden dolu olduğunu fark etti.

Elinde tepsi ile yardımcı kadın pencere önünde göründü. Pencere önündeki koltuklar yerli yerindeydi; ama her sabah gazetesini okurken sık sık da dışarıya göz atarken rastladığı yaşlı adam yoktu. Koltuğu boştu. Yardımcı kadının elindeki tepside de sadece bir kahve fincanı vardı.

Itır ertesi gün, daha ertesi gün yalnızca yaşlı adamın koltuğunun olduğu tarafa  umutla baktı. Koltuk her seferinde boştu. Yaşlı adam gözükmüyordu. Karısı tek başına içiyordu kahvesini. Çoğunlukla başı eğik, gözleri yere dikilmiş halde oturuyordu koltuğunda. Yaşlı adam ölmüştü, bu apaçıktı.

Tek başına sabah kahvesini içen yaşlı kadın, gözlerini yerden kaldırıp, kocasının ölümüyle boş kalmış koltuğa bakamıyordu sanki. Boş koltuğa bakmak da istemiyordu besbelli. Onca yıllık eşinin yokluğuna alışamadığı nasıl da anlaşılıyordu. Itır’ın içi sızladı yaşlı adamın ölümünün ardından onca yıllık eşinin tek başına kaldığını anladığı anda.

Bir yılı geçkin bir süre bembeyaz saçlı yaşlı kadın her sabah başını eğmiş, gözleri yerde içti kahvesini. Kahve keyfi filan yapmıyordu kahvesini yudumlarken. Kaybettiği kocasını özlemle anıyordu o an. Bunu Itır bile anladı sabahları kısacık bir an  gördüğü o manzaradan. Kahveler keder  veriyordu tek başına yudumlanırken.
Ertesi sonbahar, rüzgâr yere düşen sararmış kuru yaprakları savurturken o sabah kiremit renkli apartmanın perdeleri hep açık ikinci kat dairesindeki kalabalığı fark etti Itır. Ev kalabalıktı, insan doluydu. Yaşlı kadının.  koltuğu da boştu. “Misafirleriyle ilgileniyor olmalı” diye düşündü Itır.

Birkaç hafta boyunca evdeki kalabalık devam etti. Gerçi giderek azalıyor gibiydi kalabalık; ama yine de epeyce insan vardı evin içinde. Yaşlı kadın yine pencere önündeki yerinde değildi.  Koltuğu hala boştu. Yardımcı kadın da gözükmüyordu elinde kahve fincanlı tepsiyle.

Birkaç ay sonra ev boşalmıştı. Pencere ısssızlaşmıştı. Daha önce yaşlı adamın boş bıraktığı koltuğun karşısındaki yaşlı kadının koltuğu da boştu artık. Ev de bomboştu. Itır, yaşlı kadını eve gelen oğlunun, kızının ya da misafirlerinin artık tek kalmasın diye beraberinde götürdüklerini düşünmek istedi. “Kışı geçirdikten sonra döner gelir herhalde evine” diye geçirdi aklından.


Kışa girmek üzereydiler. Artık kiremit renkli apartmanın ikinci katındaki perdeleri açık pencere önündeki koltukların ikisi de boştu. İçerde de kimseler gözükmüyordu. Itır, boş bir pencere göreceğinden korkarak bakıyordu  uzun zamandır o tarafa. Hep de korktuğu gibi oluyordu. Kimse olmuyordu koltukta oturan, elinde tepsiyle etrafta dolanan.

O sabah yine yaşlı kadını görebilmek, iyi olduğunu anlayıp sevinmek umuduyla gözleri o pencereye kayarken Itır o tarafa baktığının bile farkında değildi. Gözleri kendiliğinden kaymıştı o pencereye yine.

Dışarıda, pencerenin altında koskocaman sarı bir bez asılıydı. Üzerinde siyah renkte ‘Satılık Ev’ yazıyordu.
Itır, yaşlı kadının da kocasını kaybettikten kısa bir süre sonra öldüğünü anladığında neredeyse gözlerinden iki damla yaş süzülecekti. Kendini toparlayıp derin bir nefes çekti içine.

Belki gençlikte pencereden pencereye bakarak filizlenen bir sevda ile başlayan hayat arkadaşlığı, yaşlılıkta pencere kenarlarında sabahları gazete okurken bir yandan da kahve keyfi yaparak sürmüştü. Birlikte kahve içerken kah dışarıya  bazen kısa konuşmalar yaparken birbirlerine bakan gözler, gözledikleri buluşmaya sonunda ermişti anlaşılan.  

Pencere kenarlarındaki koltukları boş kalan ev kısa sürede satıldı. Kiremit renkli apartmanın ikinci katını alıp  taşınanlar, perdelerini diğer dairelerin pencerelerindeki  perdeler gibi sıkı sıkı kaparken, Itır artık o tarafa hiç bakmıyor hatta o pencereyi görünce içi kabarmasın diye kiremit renkli apartmana yaklaşırken servisin camlarının gri perdelerini kapatıyordu
.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.10.2013, 15:29








Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci