17 Aralık 2013 Salı

Çelik eğelerle törpülenmek: Anlamak


 
- Bu yazım için  birçok gizem barındıran ve bu yüzden de hala tam olarak anlaşılamayan ay olgusunu  seçip  ay tutulması konulu fotoğraflarımı yayınladığımı yazarak başlamak istedim-

 
 
Halden anlamak, kendini anlamak; karşıdakini anlamak; anlatılanı anlamak; zayıfı güçsüzü anlamak; akıllıyı deliyi anlamak; dünyayı anlamak... Hayatı anlamaktır. Anlamak, zaman alır.

Artık duygusal zekanın baskın olduğu günlerdeyiz. Çok zeki olmak yeterli değil kolay bir yaşam sürmek için bugün. Anlamak ve anlatabilmek de en az onun kadar önemli. Böyle insanların duygusal zekaları yüksekmiş.

Anlamak bir çığlıkla başlar. Cılız, ürkek. Doğulan dünyaya merhabadır ağlamaklı bu çığlık.
Ortam değişikliği, dünyanın algılanması bir çığlıkla anlatılır. Küçük ve korunaklı bir dünyadan, büyük ve çetrefilli bir dünyaya geçişin algısını, gün ışığının parıltısını böyle anlatır doğan her bebek.

Kendini anlamak, aslında insanı anlamaktır, insanları anlamaya giden ilk adımdır. “Her insan bir dünyadır” derler. O halde kendini anlamak, dünyayı da anlamaktır kıyısından köşesinden.

Kendini anlamak kolay mıdır? Zaman zaman hatalar yapabilecek, kırıp dökebilecek, kırılacak da ama, yapıda olduğumuzu yani mükemmel olmadığımızı kabullenmekle başlamaz mı kendini anlamak?   Üzenlerce ağlatılırken üzdüklerimizi de bizim  ağlattığımızı kendimizden saklayabilir miyiz? Üzülürken hissedilenleri unutuvermişsek üzdüğümüzün halinden nasıl anlayacağız? Başkasında kusur bildiğimize kendimizde erdem gözüyle bakıyorsak kavram kargaşası deryasında yalpalayan bir kayık  olmaz mıyız? Yürek sahibi olduğumuzu kabul etmektir kendimizi anlamak.

Kusurları, yanlış anlamaları, yanlış anlaşılmaları, zaafları; ama bir o kadar da güzellikleri ve özellikleri olan bireyler olduğumuzu peşinen kabul etmek, en başta kendimizle çatışmaktan kaçınmaktır.

 Herkesten önce kendimize karşı dürüst olup bünyemizde olanları da olmayanları da bilirsek yolumuzdaki taşları, çakılları temizlemiş oluruz. Çok istesek de sahip olmadığımız yetenekler, yatkınlıklar sanki bizde varmış gibi davranıp öyleymiş gibi görünmeye çalışmazsak basittir bile kendimizle gül gibi geçinip gitmek.

Hatamızla sevabımızla kendimizi tanımaya cesaret etmek, hataların azaltılmasının ilk adımıdır zaten. Herkesten önce kendimiz kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilirsek başkaları haydi haydi kabul eder. Kaşınızı, gözünüzü, burnunuzu mu beğenmediniz, belki de size çok yakışan ve yüz ifadenize anlam katan o kemerli burnunuz başkalarının gözüne gayet kişilikli ve güzel gözükmektedir.

Anlamak, hem zekasal hem duygusal yolculukların en bilgesidir.

Annemizin nazlı kızlarıyken birdenbire yetişkin oluveririz. Hala çocuksu hallerimiz yitmemişken; hala arkamızı birileri topluyorken.

Yetişkinlik, bazı sorumlulukları da üstlenmek demektir. Bizlerin nazlı kızlar olduğu zamanlarda annelerimizin ne var ne yok tüm sorumlulukları üstlendiği gibi şimdi bizdedir yüklenme sırası. O zamanlar annelerimizin sırtlandıkları bizim sırtımıza binince, nazlı kızlarken annelerimizde gördüğümüzde kızdığımız, kabullenemediğimiz davranışlar artık bizim davranışlarımız oluverir. Bir bakarız ki biz yapıyoruz onları gün gelmiş. Annelerimiz yaparken kızdıklarımızı biz yapıverir olmuşuzdur nasıl olduysa. Annelerimiz gibi oluvermişiz hiç farkına varmadan. Hiç haberimiz yokken. Her gün onlara daha çok benzemekteyiz. İşte o an, annemizi anlama vaktidir. Annelere hak verme, annemize vaktinde haksızlık ettiğimizi itiraf etme saatidir o saat. Büyüdüğümüzü anlarız o gün geldiğinde,  aynalar aksini söylese de söylemese de.

Neler neler anlamayız ki yaşam eğesinin ruhlarımızı törpülediği zaman içinde. Yalnızlıkları tadarız, dostluk denilenin ne olup ne olmadığını anlarız. Menfaati anlarız, kalp kırmayı ve kalp kırıklığını anlarız. Kazanmanın kaybetmekten evla olduğunu anlarız insan kalbi konusunda.

Anlamak, öğrenmektir. Nice dersler çıkarılıp bir de bunlar öğreniliyorsa eğer, kalbin kırılması da iyidir belki kırmak da; ama sonu tatlıya bağlanıyorsa. Hatalarımızdan öğrenmeyi öğreniriz. Hataların öğretici de olabileceğini anlarız. Hatasız olunmayacağını yani insan olduğumuzu anlarız sevabıyla günahıyla. En pahalı, bedeli acılı öğrenmelerdir hatalardan öğrenmek Hiç de unutulmaz bu dersler.

Yüzyıllar önce yazılmış bir dizenin anlattıklarının, yakınmalarının, iç çekişlerinin bugün de aynı tazelikte  hissedilmekte olduğunu anladığımızda belki de  "Eğer o şair yazmasaydı, bu satırları mutlaka bugün ben yazardım" bileşenine gelmektir hayatı anlamak.
Zoru kolaya çevirirken mutluluk tattırmanın en has mutluluk olduğunu anlamak, az bir şey değildir. Hayatın tadı tuzudur.

Bir notanın ağlayışını duyumsamak, o notalarla betimlenen acıları hissetmek, hırsı, öfkeyi, kederi anlayabilmektir öğrenmek. Dertlenmek, yalnızlığı hissetmek, duanın gücünü duyumsamak, yüzü gülenlerin aslında içlerinin ağladığını anlayabilmek, insan olmak demektir.

Büyüsek de elimize batan bir kıymık gözümüzden yaş getirir. İnsan olmanın kah ağlamak kah gülmek olduğunu anlarız. Ağlarken sırtımıza dokunan bir el varsa yanı başımızda ne denli şanslı olduğumuzu anlarız şefkati hissederek.
Yaşamayı anlarız yaşaya yaşaya, severek sevilerek, üzerek üzülerek. Yaşamın dümdüz bir yol olmadığını anlarız. İnişleri çıkışları, düzlükleri engebeleri istemesek de kabul ederiz, hayat yolunun böyle bir yol olduğunu anladığımızda. Dibe vurmaları sonradan severiz bile ayaklarımız yere değdiğinde bize hız verdiği için.

Dizlerimizi yara bere içinde bırakan düşüp kalkmalar olmadan ilerlenemediğini; ama her yaranın mutlaka kabuk bağladığını anlamak acılıdır. Yaraların kabuklarının bir gün düştüğünü, izlerinin de çoğunlukla kalmadığını öğrendiğimizde olgunlaşmakta olduğumuzu anlarız. Üzüntülerimizi unutturan en etkili ilacın aslında başkalarının daha derin, onmaz üzüntüler içinde olduğunu kavramak olduğunu anlarız. “Ben de neleri dert ediyorum” demenin aslında “Ben mutluyum” demenin kaçamak dilde söyleneni olduğunu anlarız.

Tebessümün, merhabanın, selamın, hal hatır sormanın, uzanan bir elin, tatlı bir çift sözün, henüz pişmiş mis gibi börek kokan bir evin kapısında güler yüzle karşılanmanın, “Evim” diyebilmenin, “Arkadaşım dostum, canım” diyebilmenin nasıl da güzel olduğunu anlamak ne güzel bir öğreniştir.
Anlamak, zamanın çelik eğesinde törpülenip toz duman olarak şekle girmesidir huyumuzun, kavrayışımızın. 

 Halden anlayanlardan olana kadar daha çok halini anlatanlardan oluruz. Dinlemeyi yeğlemeyiz; ama hep dinlenmek isteriz o ana dek. İlle de anlatırız.

Oysa anlamak, karşıdakini dinleyip anlamaya çalışmakla başlar.

Kendimizi, başkalarını anlamak için biraz da iç sesimizi dinlemek gerekir. Yüreğimizi, vicdanımızı, insanlığımızı dinlemeyi unutmamak gerekir.
 
Anlamak, zamanın bizi hamur gibi yoğurup,  pişirmek için attığı fırının kor ateşinde şekillenmektir.

 (Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24 Mart 2010, Çarşamba
acemi.demirci@yahoo.com.tr
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci