12 Ocak 2014 Pazar

Beklenmeyen konuk


Direksiyondaki elleri üşüyordu. Eve bir an önce ulaşmak için hızı biraz daha arttırdı.
Resimlerdekiler öyküdeki kahraman değillerdir.

Sıcak çorba havasıydı tam. Evde değil bir tas çorba bir lokma yemek kalmamıştı.

Anıttepe’deki evinin sokağına girdikten sonra beşinci apartmanın önünde park etti. Mantosunun yakasını kavuşturarak apartmana girdi.

Kapıcı, sıkıntılı adımlarla bir aşağı bir yukarı sahanlıkta geziniyordu. Paspas yapmadan, elinde içi ekmek dolu sepet olmadan. Işıl’ı görür görmez yüzü güldü. Başıyla üst katı işaret ederken gözleriyle yukarıyı gösterip,

-Size bir misafir geldi. Siz işte olduğunuzdan saatlerce ayakta kalmasın diye bir sandalye koydum kapının önüne. Sizi bekliyor.

Işıl kimseleri davet etmemişti, beklediği bir konuk da yoktu. Böylesine zamansız çıkagelip, saatlerce soğuk apartman sahanlığında kendisini bekleyen davetsiz konuk kim olabilirdi ki? Hemen tırmandı girişin üstündeki evine.

Dizlerinin üzerine koyduğu siyah eski çantasına sıkı sıkı yapışmış, siyah eşarbının altından kırlaşmış saçları dağınık halde çıkmış, iğreti halde çöktüğü sandalyede kıpırdamadan oturan yaşlı kadını gördü. Yüzüne dikkatlice baktığı yaşlı kadını tanıyamadı. Kapıcıya dönüp,

-Bu teyzeyi tanımıyorum. Başkasına gelmiş olmasın?

-Getirenler sizin adınızı verdi. Size konuk gelmiş. Öyle dediler.

Işıl, dudaklarını büzüp başını sallarken,

-Tanımadığım birisini bize kim getirebilir, diyerek yaşlı kadına bir daha dikkatlice baktı.

Yaşlı kadın gözleri yerde, elleri sıkı sıkı tuttuğu siyah çantasında, burnu soğuktan kızarmış halde oturuyordu. Ayaklarının hemen yanında eski, küçük bir spor çantası duruyordu. Yarısı bile dolu değildi bavul görevi gören beyaz şeritli çantanın.

-Teyzecim ben sizi tanıyamadım. Nereden tanıyorsunuz siz beni, diye sordu Işıl.

Kadıncağız gözlerini yerden kaldırıp gülerek baktı Işıl’a. Gözlerindeki korkuyu saklayamıyordu. Yüzü bembeyazdı.

-Ben, senin kocanın üvey ablasının kayınvalidesiyim kızım. Akrabayız biz.

-Tüzün ablanın mı kayınvalidesiniz?

-Evet.

-Neden seni bizim kapıya getirip tek başına bıraktılar teyzecim, seni getirenler nerede?

Kadın cevap vermedi. Bu sorunun onu çok üzdüğü belliydi. Gözlerini usulca yere dikti. Boynunu büktü.

Işıl, kapıyı açtıktan sonra kadının elinden tutarak sandalyeden kaldırdı. İçeri girmesine yardım etti. Elleri buz gibiydi yaşlı kadının. Üzerindeki manto niyetine kalınca bir hırkanın onu soğuk apartman sahanlığında sıcak tutmadığı belliydi.

-Saatlerdir dışarıda oturuyorum kızım. Banyonun yerini gösterir misin?

Işıl üstünü başını bile değiştirmeden mutfağa koştu, kendi üşümesini bile unutmuştu yaşlı kadının ellerinin soğuğunu duyunca. Hemen bir yayla çorbası yapmaya koyuldu.

Yaşlı kadının kendileri işteyken, evde yokken kapılarına terk edilircesine bırakılmasına bir anlam verememiş Işıl, bir yandan masayı kuruyor bir yandan da kocasını bekliyordu.

Yaşlı kadının çorbayı öyle bir kaşıklayışı vardı ki. Açtı besbelli. Çorba kâsesi boşaldığında Işıl’ın yüzüne baktı. Bir kâse daha çorba istemekten çekindiği açıktı.

-Çok üşümüşün teyzecim. Bir kâse daha çorba içersin sen, dedi Işıl.

Yaşlı kadın gülerek çorba kâsesini Işıl’a uzattı.

Kapının zili çalar çalmaz Işıl yerinden fırladı. Masanın başında hala çorba kaşıklayan kadının yüzünde bir endişe gezindiğini hemen fark etti zilin sesi duyulduğunda. Kapıyı açtı. Gelen kocasıydı. Mutfaktan kaşık sesleri duyunca başını mutfağa doğru uzattı Nedim.

-Misafirimiz mi var?

-Hııı, diye başını salladı Işıl.

-Kim?

Işıl cevap vermedi. Yaşlı kadın ikinci tas çorbasını da bitirmiş masada oturuyordu. Sanki kulağı kapıdaki konuşmalardaydı. Nedim ayaklarına terliklerini geçirip mutfağa geçti. Masada oturan kadını görünce şaşkınlıkla bir  “Aaaa!” çekti.

-Hoş geldin Nedim oğlum, dedi yaşlı kadın.

-Sen de hoş geldin Kerime teyze. Hayırdır, kim getirdi seni? Yalnız mı geldinKonya’dan bu yana?

Kadın cevap vermedi. Başını eğdi. Dokunsan ağlayacak gibi gözüküyordu. Nedim üsteledi. Işıl, Nedim’e çıkıştı. Kocasının kolundan tutup salona götürdü.

-Bir terslik var besbelli. Kadıncağız çok üzgün görünüyor. Bana da anlatmadı. Kapıcıya bırakıp gitmiş onu getirenler. Sen istersen kapıcıdan tam anlamıyla dinle kimler getirmiş, niye getirmişler.

Nedim, kapıcıya sormadı bile. Doğruca telefona sarıldı. Baba bir anne ayrı üvey ablasını aradı. İstanbul’da okuyan oğlunun yanına gitmiş olan üvey abla, kayınvalidesinin Ankara’da olduğundan haberdar bile değildi. Nedim, yaşlı kadının, ablasının kocasından başka iki de kızı olduğunu bildiğinden ablasından kızların telefonunu aldı. Kızlardan birini aradı hemencecik.

Telefonu açan, yaşlı kadının küçük kızıydı. Nedim’in sesini duymaktan da pek hoşnut olmadığı belliydi. Nedim, kıza “annelerinin kendilerinde olduğunu, birilerinin yaşlı kadını Konya’dan Ankara’ya getirip kendi kapılarının önüne bırakıp gerisin geriye gittiklerini” söyleyince yaşlı kadının kızı,

-Ben anneme bakamayacağım. Bakamam. Siz bakın. Senin karın doktor. O bakar. Bakamazsanız bakıcı tutun. Biz annemi istemiyoruz, dedi.

Zaten kolayca sinirlenen bir yapıda olan Nedim, bunları duyunca köpürdü,

-Ne diyorsunuz siz? Sizin annenizi bizim kapımıza habersizce bırakıp kaçıyorsunuz. O, sizin anneniz. Benim ise sadece üvey ablamın kayınvalidesi. Hemen gelip annenizi alın.

-Ne gelirim ne de alırım. Siz bakarsınız. Üstelik karınız doktor. O çok iyi birisiymiş. O bakar. Herkes öyle söylüyor.

Nedim, köpürdükçe köpürdü. Hem kendisine hem yaşlı kadına uygun görülen muameleden hem de üvey ablasının kayınvalidesi olmaktan başka bir yakınlıkları olmayan başlarına bırakılmış yaşlı bir kadınla ne yapacağını bilememekten dolayı sinirlendikçe sinirleniyordu. Yaşlı kadının öbür kızını aradı o sinirle.

Öbür kız da küçük kardeşinden farklı şeyler söylemedi. Annelerine bakamayacaktı iki kız da. Annelerini istemiyorlardı. Nedim, yaşlı kadının kızına “kızların annesi, ablasının da kayınvalidesi olan Kerime teyze ile ne yapacağını” sorduğunda da “Götürün dağa bırakın, sokağa atın, uzakta bir yere bırakıp gelin” gibi laflar işitince telefonu çat diye kadının yüzüne kapadı.

Nedim, birkaç sokak ötede oturan küçük kız kardeşini aradı. Kız kardeşi, o gelene kadar hazır olmalıydı. Konya’ya gidiyorlardı yanlarında üvey ablalarının kayınvalidesi ile.

Işıl, Nedim’i engellemeye çalıştı. Hiç gecenin bu saatinde, bu havada yola çıkılır mıydı, yollar buzlandığından kaza olabilirdi. Yaşlı kadının hiç olmazsa bir gecelik misafirleri olması için çok dil döktü Işıl. Ne zararı vardı kadıncağızın. Oturuyordu oturduğu yerde. Sıcak bir çorba içebilmişti soğukta saatlerce bekledikten sonra nihayet.

Konya’ya gidileceğini anlayınca yaşlı kadının cılız sesi duyuldu,

-Sen bana ne güzel bakıyorsun kızım. Sen bana bakarsın. Bakarsın sen. Bir tas çorbayı çok görmezsin. Bak mutfağında kaç sandalye var zaten. Birine de ben otururum.

Işıl’ın gözlerinden yaş aktı. Kadın, çok acınacak haldeydi ve kendisinden hiç olmayacak bir şey istiyordu. Önce bu bir sorumluluktu. Böyle bir sorumluluğu hiç üstlenemezdi. Sonra da dört aydır böbrek yetersizliğinden hastaneden yatan babasının başını bekliyordu zaten. Boş bir an bulur bulmaz kendisinin de doktorlarından biri olduğu olduğu hastanede yatan babasının yanında alıyordu soluğu. Bazen geceleri de babasının başında kalıyordu annesi dinlensin diye. Üstelik bir de bir buçuk yaşında bir kızı vardı. Kızının yüzüne hasret kalmıştı. Kızı, kendisine bakan babaannesine “anne” diyordu, annesi Işıl’ı göremediğinden.

Üşümüş, aç, yorgun halde bir kâse çorba hayaliyle geldiği evinde aklına gelmeyenler başına gelmişti Işıl’ın. Yaşlı kadının içinde olduğu şartlar kâbus gibiydi. Ona acımaya başlamıştı Işıl. Sadece Nedim’in tanıdığı, Işıl’ın hiç tanımadığı yaşlı kadını, başlarına atıp gitmişti kızları. “Bu sizin anneniz, gelin alın” dendiğinde de annelerine bakamayacaklarını söyleyip Işıl’ın bakmasını istemişler, eğer Işıl da bakamayacaksa kadıncağızı kıra, dağa, uzaklara, sokaklara bırakmalarını tavsiye etmişti kızlar Nedim’e.

Nedim, çarçabuk bir şeyler atıştırıp kız kardeşini de alarak yanında yaşlı kadınla yola çıktı. O kadar sinirliydi ki hiç mola vermeden gitti Konya’ya. Arkada oturan yaşlı kadın, Konya’ya gitmeyi hiç istemediğinden olacak “Oğlum hava karanlık, yavaş sür, uykun geldiyse kenara çek biraz uyu. Bizim acelemiz yok”, diyordu. Nedim’in sinirli hali geçmiş, içinde kadına karşı bir acıma hissi uyanmıştı.

Kadının kızları kapıyı o saatte çalanın kim olduğunu tahmin etmekte gecikmediler. Kapıyı açmadılar bile. “Bize bırakırsanız biz de sokağa bırakırız annemizi. Biz onu istemiyoruz. Bakamayacağız. Neden getirdiniz? Getirdiğiniz gibi götürün” diyerek bir de Nedim’e çıkıştılar.

Siniri tepesine çıksa da Nedim konuşmakla bir şey elde edemeyeceğini anladı. Aklına ilk gelen şeyi yapmaya karar verdi. Hemen en yakın hastaneye gittiler. Yaşlı kadını hastaneye yatıracaktı. Hastaneye yatırma işlemlerine Işıl’ın o hastanede çalışan, tıp fakültesinden bir sınıf arkadaşı da fazlasıyla yardımcı oldu.

Nedim, cep telefonunda Işıl’a olanları özetlerken Işıl sevinçten zıpladı neredeyse kadıncağıza başını sokacak bir yer bulundu diye. “Çok şükür” dedi çığlık çığlığa. Ama o “Çok şükür” lafı sanki yankılandı, ahizeden değil de Nedim’in arkasından geldi. Nedim elinde olmadan başını arkaya çevirdi.

Hastabakıcının tertemiz, bembeyaz çarşaflar serdiği yatağına oturup sırtını karyola başına dayamış, ayaklarını uzatmış, içinde ne cüzdan ne para ne telefon ne de başka bir şey olmayan, sadece çocukları ve rahmetli kocasıyla otuz beş yıl önce çektirdikleri aile fotoğrafı bulunan siyah eski çantasına sıkı sıkı yapışmış yaşlı kadın, gözlerini yukarı dikmiş iç geçirerek “Çok şükür” diyordu.

Hepsi de iş güç sahibi, iyi gelirli, kırk yaşına gelip geçmiş, kendi evlerinde oturan üç çocuğuna rağmen gece yarısı soğukta ortada kalmasına az kalmış yaşlı kadının hastanede kalacak olmasından rahatlamış Nedim de bir “Ohhh! Çok şükür! “çekti.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 03.12.2013, 13:42

acemidemirci@gmail.com

 
Paylaş :

3 yorum:

  1. ayyy kalbim sıkıştı gerçekte de böyle insanlar vardır acımasız, vurdumduymaz ...

    YanıtlaSil
  2. Bu öykümdeki yaşlı kadının bir kapıya getirilip bırakılması gerçek. Gerisi benim kurgum. Sonundaki hastane olayı da gerçek. Kalp sıkıştıran cinsten hayatlar!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ciddi misiniz ?! Nasıl böyle vicdansız oluyor bu insanlar kendi anneni nasıl bir başkasının kapısına bırakır gidersin ... Dilerim aynı duruma kendileri düşerler de ne yaptıklarının farkına varırlar.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci