7 Şubat 2014 Cuma

Gelincik ağıdı

Güneş vurdukça yanıp  ışıyan, siyah benekli, kare kare küçük gri taşlarla döşenmiş apartman girişindeki yolda telaşla ilerliyordu Itır. Servise yetişmeliydi. Tam karşıdan vuran güneş gözlerini aldığından bakışlarını yere eğmişti.

Taş döşeli yolun gri taşları arasında nasıl olduysa bitmiş bir gelinciğe bakmadan edemedi. Gelincikler, al renkleriyle bakışları üstlerine çekmek konusunda zaten hep davetkârdı. Itır’ın da yolundaki tek bir çiçeği dahi görmezden geldiği olmamıştı hiç. Uzun boylu bakamasa da, sabah güneşi altında kapkara göbeğinin etrafındaki al yapraklarını gerine gerine sergileyen gelinciğe acele acele baktı doyasıya. Bir rüzgarın onu incitmesinden korkarak.

Arnavutkaldırımı yolda nasıl olduysa bir yolunu bulmuş ve çıkmıştı gelincik. Epeydir ne gelincik ne de gelincik tarlaları görmeyen Itır, gelinciğin nasıl olup da buraya geldiğini merak etti. Gelincikler, papatyalar, çiğdemler, öküzgözleri, alim düğmeleri gibi kır çiçekleri  yerine  her yerin park bitkileri, refüj ağaçlarıyla dolu olduğu bugünlerde bu gelinciğin bir sitenin arnavutkaldırımı yolunda çıkmasına çok şaşırmıştı. Bir öyküsü olmalıydı taşlar arasında, apartman yamacında açan gelinciğin.
*****
Bir arı kondu gelinciğin üstüne. Özünü almak için vızır vızır dolandı durdu yaprakların arasında. Gelincik çok sevindi bir arkadaş bulduğu için. Öyküsünü anlatmaya koyuldu hemen dertli bir sesle. Arı, nazikçe veda etti ona. “Çok işi olduğunu, petek petek bal yapması gerektiğini, gelinciğin öyküsünü dinlemeyi çok istemesine rağmen işinden alıkonamayacağını” üzülerek söyleyip uçtu yakındaki bir hanımeli dalına. Uçarkenki vızıltısı, gelinciğin derdiyle dertlenmiş nağmedendi.

Çok geçmeden bir uğur böceği kondu gelinciğin parlak siyah göbeği etrafına dizilmiş al yapraklarına. Kendisi de siyah göbekli, al yapraklı gelincik gibi kırmızı kanatlı, siyah benekli uğur böceği pek sevdi gelinciğin yapraklarını. Öyle güzel saklanıyordu ki bu yapraklarda, alttan zar şeklinde ince bir tül gibi başka kanatlar çıkan kanatlarını açtı güneşe doymak için.
Gelincik hemen “hoş geldin” dedi uğurböceğine. Uğur böceği çok severdi çiçeklerle sohbeti.
Gelincik başladı içini dökmeye.

*****
-Buralara düşen bir tohumdan çıktım ben. Ben, o tek tohum gibi tek bir tohum bırakabilecek miyim geriye bilmem. Demin yanımdan geçen arabanın simsiyah kocaman tekerleri az daha ezecekti beni. Arkadaki camdan sarkan küçük bir kız çocuğu “çiçek” diye bağırınca ezilmekten kurtuldum. Babasının durmasını ve koparıp çiçeği kendisine vermesini istedi küçük kız. Babası, ‘Yolu kapatamam burada durup. Söz, akşama gelinciği senin için kopartacağım. Ama bilesin yapraklarını hemen döker gelincikler  kopartılınca’ dedi. Kız yüzünü astı.  

Benimle birlikte bir çok tohum veren gelincik, aynı kökten çıkan  başka dallardaki gelinciklerle konuşurken duymuştum.  Eskiden her taraf tarla doluymuş. Bahar yağmurları bastırıp ortalık yeşermeye başlayınca ilk gelincikler baş verirmiş topraktan, tarlalardan.

Tarlalardaki yeşil başakların arasına konmuş koca kanatlı kırmızı kelebekler gibi dururmuş gelincik başları. Sanki rüzgârda dalgalanan yeşil bir denizin üzerindeki kırmızı kayıklar gibi salınırlarmış gelincikler, yeşil saplarının üzerinde. Tarlalar dolusu.

Bayırlarda, yamaçlarda her yerde çıkarmış gelincikler. Yeter ki yeşereceği bir yer bulsunmuş. En çok gelinlik çağındaki köy kızları severmiş gelincikleri.  Köy gelinlerinin duvakları renginde olduğundan. Yaprakları hemen dökülecek diye de koparmaya kıyamazlarmış. Narindir gelincikler. Dokunmaya gelmezler.

O tarlalar dolusu gelincikler, yeşil saplı buğdayların başları dolmadan önce al kanatlı koca kelebekler gibi her bahar açarlarmış.  Hiç kaygılanmazlarmış bir dahaki bahara açabilecek miyiz diye. Çünkü uzanır gidermiş baharları al kelebekler gibi konacakları tarlalar, kırlar  göz alabildiğine.

Daha yakın zamana kadar tarlalar her yerde uzayıp giderken adam boyu otların içinde koşarmış çocuklar, gençler, aşıklar. Gelincikler içinde güler eğlenirlermiş. Gelincik tarlaları, şen tarlalarmış anlayacağın.

Gün gelmiş şehirler büyümüş. Yaşayanlar arttıkça artmış o şehirlerde. Oralarda üniversiteler, hastaneler, işyerleri açılmış. Nüfusları yüz binlerden milyona çıkmış. Derken milyonları bulmuş. Arttıkça artmış şehirlerin nüfusu. Nüfus arttıkça da şehir dolmuş taşmış her yana. Yeni mahalleler kurulmuş. Kurulan her yeni mahalle, şehre en yakın tarlalardan birinin yok olması anlamına gelmiş. Tarla, kır bayır yok olunca gelincik kalır mı hiç? Çıkacak yer bulamayan gelincikler de önce  azalmış sonra yol olmaya başlamış giderek.

Eğer rüzgâr gelinciklerin tohumunu uzaklara taşıdıysa, oralara uçuşan tohumlar kök verip çıkabilmiş. Bazı tohumlar daha çillenemeden kuşlara yem olmuş. Kimisini de suya düşüp çürümüş. Toprağa düşenlerin bazısı da yeterince yağmur yağmadığından köklenememiş.

Gelincikler adalarda da çıkar. Kimi adalılar gelincikleri toplayıp gelincik kurabiyesi yapmış. İçinde gelincik yaprağı olan esmer kurabiyelerden yiyenler çok sevmiş bu gelincikli kurabiyeleri. Gövdesindeki yaprakları da çıldır pişirmek için toplamışlar. Kimi eller  nazikçe toplamış, kimi eller de  kökten koparmış gelincikleri. Ne tohum verebilmiş kökten sökülen gelincikler ne de oralarda bir daha çıkabilmişler. Adalılar gelincikten şerbet de yaparlarmış. Sonradan pastanelerde kurabiye ve şerbet yapılmak üzere önüne gelence tohum verebilirler mi, seneye çıkarlar mı derdi taşımadan toplanılmaya, yerlerinden hoyratça sökülüp koparılmaya başlanmış gelincikler.

Kimi tohumlar neredeyse umudunu kesmişken çillenmiş, kök salmış. Benim belirdiğim tohum, hep oradan oraya sürüklenerek yeşermiş.
Tarlalar yok oldukça, insanlar yedikleri ekmeklerin buğdaylarının aralarında gelinciklerin de bittiği tarlaları sitelere, bloklara çevirdikçe gelincikler bitemez olmuş. Bir yolunu bulup çim tohumları arasına karıştıkları olmuş bu kez; ama çim biçme makinesi her defasında biçmiş baş veren gelincik saplarını. Kendi hallerine kalamamışlar ki büyüsünler, tohum saçsınlar dört bir yana.

Benim çıktığım tohumu veren gelincik  de güç bela yetişmiş. Şehrin uzağında bir kırda çıkmış. Ne sert rüzgârlara direnmiş. Dolular dövercesine yağmış üstüne üstüne, bazen bir yaprağını kopartarak. Ama direnmiş. Tohum vermiş sonunda.

Benim tohumumun anası olan  gelinciğin ortasındaki tohum kılıfı,  tarladan geçen avcılardan birinin gözüne ilişivermiş. Hemencecik koparmış tohum kılıfını avcı. Kılıfın sağına soluna bakarken kılıf yırtılmış ve tohumlar uçuşmuş. Rüzgar çillendiğim tohumu oradan oraya sürüklemiş. Bir apartmanı bahçesine düşmüş sonunda. Bahçıvan çalışıyormuş orada. Fidanlar dikiyor, çitleri buduyormuş. Eliyle yeşerdiğim tohumun düştüğü toprağı avuçlamış. Tohum yine savrulmuş.  Bir arabanın üstüne düşmüş. Daldaki bir kuş onu görmüş. Hemen kapmış ve uçmuş. O sırada damlardan birindeki kukumavı görüp korkmuş. Çıktığım tohumu yutmayı unutmuş. Uçarken de ağzından düşürmüş. İşte tam çıktığım bu  iki taşın arasına düşmüş. Bahar yağmurları düşünce de ben baş verdim.
*****
Akşam Itır, işten dönüyordu. Apartmana uzanan arnavutkaldırımı döşeli kısacık yolun kenarında sabah çıkan gelincik, nazlı nazlı salınıyordu. Bir araba sesi duydu ardından. Üst kat komşularıydı aniden duran arabadakiler. Arabadan fırlayan küçük kız, ellerini çırparak gelinciğe doğru koşturdu. Uzanıp koparmak üzereydi ki Itır çocuğu kucakladığı gibi havaya kaldırdı. Bu arada “Sakın ha” diye farkında olmadan sertçe  de söylendi. Gelinciğin koparılacak olması onu çileden çıkarmıştı.
-Babam bana söz verdi. Gelinciği koparacağım işte. Vazoya koyacağım.
-Ben sana çiçekçiden vazo için yetiştirilen süs bitkileri alayım yarın. Söz. Ama sen burada ekilip biçilmeyen, kendi kendine yetişen; ama artık kendi kendine yetişeceği yer bulamayan gelincik ve onun gibi bitkileri koru. Onların tohum vermesine yardımcı ol. Hatta şimdi seninle bu gelinciğin etrafına taşlardan bir çit örelim. Akıllı çocuklar böyle şeyler yapmayı severler. Sen de akıllı bir kızsın. Çevresine taşlar örersek arabalar o gelinciği ezemez. Gelincik olgunlaşır. Tohumları olur. O tohumlardan yeni gelincikler çıkar. Oysa şimdi koparırsak asla tohum veremez. Ve sen bir daha asla gelincik göremezsin.

Küçük kızın babası aptallaşmış bir şekilde Itır’ı dinlerken biraz da mahcup olmuşluğun ezikliği içinde gözlerini yere dikmişti.
-Bir daha asla gelincik göremez miyim bu gelinciği koparırsam?

-Evet göremezsin. Çok güzel bir çiçek gelincik, değil mi? Sen bu güzelliği gördün. Bundan sonra her sene görmek istiyorsan ve hatta kendi çocukların da görsün istiyorsan sakın bu gelinciği koparma. Koru.

Küçük kız, hızla yandaki otla kaplı eski tarla şimdiki boş arsaya koştu. Bulduğu ilk taşı kaparak gelinciğin etrafına çit örmeye koyuldu.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 09.05.2013, 16:52
acemi.demirci@yahoo.com.tr
 

 
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci