14 Mart 2014 Cuma

Derin sulara kızgın sığlıklar

"Resmin üzerine tıklarsanız, bu çalışmama ait tüm resimler ardışık olarak çıkar. Yine tıklarsanız sayfa ebadında büyük görebilirsiniz."

Kimileyin engin bir deniz, kimileyin şen şarkılarla akan küçük bir dere, kimileyin bataklık suyu, kimileyin sığ mı sığ bir kıyı insan; dikenli iklimlerde.

Her şey olabiliyor insan. Aç tok, zengin fakir, okumuş ya da değil, küçük esnaf büyük işadamı, anababa ya da ana kuzusu, iyilik huzmesi ya da kötülüğün koru. Dertlere salan ya da dertlere ilaç olan. Adlı sanlı, anlı şanlı, astığı astık kestiği kestik ya da kendi halinde yağıyla kavrulan adı sanı bilinmez biri. Her şey oluyor. Ama insan olmak çok zor. Onu olamayabiliyor işte bazen. Sureta insan olmaktan öte gidemiyor, insan cinsinden kimileri.

Bir çaresiz insan yavrusu olarak doğuyor herkes; ama herkes çaresiz kalmıyor. Çaresiz kalanların çaresi sık sık yanık türküler oluyor. Onu da bir yanı başından geçenler duyabiliyor ancak.

Türküler ıssızlarda yakılır. Issızlarda yanı baştan kim geçer ki. Kurtlar, kuşlar olsa olsa.

Kimisi bir eli yağda bir eli baldayken de hep çaresizdir. Çaresizlik, onun çaresidir çünkü. Çare olmayı bilmez, istemez de; ama çaresizlik sözcüklerinde dilbazdır. Lafebeliğinde üstlerinde yoktur.

Sığ suların renksiz, küçücük balığı olmak var; derinlerin balinası olmak var. Derinleri karış karış bilmek var; sığlıkta olsa olsa çakıl taşlarıyla bir avuç kum arasında saklanacak kaya deliği, yosun içi aramak var.

Tek tepki var doğuşta. Bir çığlık. Karanlıktan aydınlığa geçişte, gözleri kapayarak ağlamak, insandan dünyaya “merhaba”. Işığı nice sonra görmek. O ilk çığlığın ardından da sürüyor bazen gözlerin kapalı kalması, karanlıkları seyir. Sığ sulara o anda dalınmış olunuyor.

Her sığ su bilir en ufak bir çırpıntıda bulanacağını. Yerinden oynayacak üç beş çakıl taşıyla kumların dipten savrulacağını. Bir çomak sokulsa içine, daha şöyle bir karıştırılmadan bulanık suya dönüşeceğini.

Bulanık suların en bulanığı çamur renginde olur, bataklıklarda. Denizlere hep kızgındırlar bu nedenle, bulanık suları hiç arınmayan bataklıklar. Maviyi bilmez onların suları. Doymayı da bilmez. Yutar ne gelse ağzına. Yutarken de çamura bular yuttuğunu.

Denizler, nehirleri yutar oysa. Nehirlerin yeşil sularıyla beslenir engin sular. Köpük köpük karışır deryalara, damar damar ırmaklar.  Balıkları birbirine benzemeyen tatlı suyla tuzlu sular.

Balıklar bilir sınırlarını. Nehrin balıkları nehir sularında kalır, denizinkiler denizdedir hala, sular karıştıktan sonra. Su karışır birbirine; ama balıklar karışmaz kendi suyundan farklısına.

En çok sığ sularla bataklıklar bilir denizlerin derinliğini. Kulaç kulaç inilir derinliklere. Kulaç kulaç. Birden inilmez.

Derinlere hevesliler çoktur. Derinlik sarhoşluğuna tutulanların vurgun yemesi kaçınılmazdır. Derinlerin vurgunu ondurmaz. O yüzden her kulaç, her derine inemez. İnmek heveslisi çok olsa da.

Heveslilerin hepsi vurgun yemez belki. Ama vurgunu derinler yiyebilir zaman zaman. Sakinliği talan edilerek. Altı üstüne getirilerek.

 Her sığlık imrenir derinlerdeki hazinelere. Neler saklıdır derin mavilerde neler. İncisinden mercanına, batık hazinelerinden bilinmedik canlılara. Gören olmamıştır o hazineleri şimdiye dek. Bileni çoktur ama. Göz koyanı saymakla bitmez. Ama göz koyanların hiçbiri de açık açık göz koyduklarını demez.

Derinlerden kopup gelen dalgaların gürlemesi, deniz sesindedir. Sığ suların yüreği titrer, duyunca bu sesi. Sığlar da böyle gürlemek ister; ama su nerde? Derinlik dersen hiç yok. Bilir sığlıklar gürleyemeyeceğini, içinde hazine olmadığını. Su sesiyle gürlemese de o zaman, hırsından gürler. Derinlere diş biler.

Sığ sular, barajları sever o yüzden. Nasıl da zapt olur sular barajlarda. Nasıl da tutulurlar. Hatta setlere bile razıdır sığ sular; tek çağıl çağıl çağlayan o imrendiği sular bir yerlerde tutulsun da üzerinden bir adımda atlanacak ince bir şırıltı halinde aksınlar.

İnsanın da dörtte üçü su, dünya gibi. İnsanın dünyası da bazen sığ bazen derin.

Sığ düşüncedekiler,  derinleri görünce yenildiler sanır. Derinler bir galibiyet hissettirmeseler de, hiç farkında olmasalar da sığın sığınamadığı korkularından.

Derinin suçu mudur, derin olma? Derindir bir kere, yapısından, huyundan, tabiatından. Sığ, derine yanaşıp derinlerdeki hazineleri görebilme fırsatını yakalamaktansa derini sığ göstermeyi yeğlediğinde, sığ sularda piranalar yüzer.

İnsanın denizi, yüreğidir. O yürek ne kadar derinse, insan o kadar sığdır ya da derunidir. İnsanın derini, bilgidir; bilgece halleridir.

Bir bulanık sığlık, bir derine kızmaya görsün. Kendi üstünü kaç kulaçtan kopup gelen bembeyaz köpüklü dalgaların tertemiz sularıyla yıkadığını hele bir görsün. O andan itibaren tek dileği, o derinlere gününü göstermek olur.

Gösterebilir mi peki sığlıklar, derinlere günlerini? Gösteremez öyle kolay kolay. Çağlaya gürleye akan sular barajlarda zapt edilmedikçe.

Sığ suların eline fırsat geçer geçmez bilir o ne yapacağını. Kenarında kıyısında biriktirdiği ne kadar yosun, çamur varsa derin suların içine nasıl salacağını. Bir kerede, iki kerede ne derinler bulanır ne sığların yüreğine çamurlu sular serpilerek ferahlar. Ama hangi kaya  dayanır dalgaların dayağına, rüzgarın yontusuna.

Sığlıkların, yakaladığı fırsatın tadını çıkarması sadece zaman ister. Çıkarır da eğer o fırsatı yakaladıysa. Fırsat, sığların pusatıdır. Derinlere dalmak, o hep duyduğu hazineleri, incileri, mercanları teker teker toplamak ister sığlar. Dalar da dalabildiğince, soluğu yettiğince. Ama sığın sığlığı, soluğundadır. Yetmez nefesi ta diplere. Vurgun, kaçınılmazdır. O zaman derinler bir sözü hatırlar;

“Şafaktan öncesi daima koyu karanlıktır”.

İflah olunmaz anları olsa da derinler hangi kaba sığabilir? Hangi çanak çatlamadan saklar o coşkun suları? O masmavi hareleri. O karadan sonraki dünyanın mavi gülücüğünü.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL, (Acemi Demirci), 16.01.2014

acemi.demirci@yahoo.com.tr
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci