10 Nisan 2014 Perşembe

Ihlamur yaprağı kururken


Hiç kuruyan bir ıhlamur yaprağı gördünüz mü? Gördüyseniz, nasıl kuruduğuna hiç dikkat ettiniz mi? Eğer ıhlamur yaprağının nasıl kuruduğunu elifi elifine biliyorsanız bir kez daha hatırlayın. Yok eğer bilmiyorsanız, şimdi tam sırası ıhlamur yaprağının nasıl kuruduğunun öyküsünü dinlemenin.

Ağaçların en ulularındadır ıhlamur ağaçları. En hoş kokulularından, en şifalılarındandır da ayrıca. Gölgeyi en iyi verenlerdir.

Ihlamurlar, çiçeklendiğinde kokulanır da. Bir koku ki adamakıllı. Bir mahalleden öte mahallede duyulası. Pencereler açılıp, içeri fora olası. Bir koku ki sarhoş etmez, ayıltır. Şifalı olduğundan olacak.
Çiçeklenmiş, buram buram koku salmış ıhlamur ağaçları altında oturmak, hiçbir tahtın, koltuğun veremeyeceği bir gönenç içinde oturmaktır. Soluk soluk ıhlamur ıtırı tatmak, havanın, mutluluğu tatmışından tatmaktır. Hava bile soluklanır ıhlamur kokusuyla. Havanın bile havası yerine gelir o ıtırla.
Yapraklarıyla gölge eden ıhlamurun rengi mattır; sanki kendisi gibi kokmayan, çiçek açmayan yemyeşil yapraklı ağaçlar, kendi yapraklarının parlak yeşiline sevinsin ister gibidir. Ben, ıhlamur yaprağının o mat yeşilini pek severim. Sakin, alçakgönüllü, kendini ne kadar gizlemeye çalışsa da ille de göz önünde bir renktir çünkü ıhlamur yaprağı yeşili.


Keseler, kavanozlar, torbalar dolusu; bele sarılı önlüklerle kucak kucak toplanır mevsimi geçmeden önce ıhlamur çiçekleri. Ihlamur çiçekleri yaşken kokar, kuruyken çay olur, şifa salar.

Çiçeklenirken kokulu güzelliğiyle altında nefes alınan ıhlamurlar, yaz sıcağında gölge eden şemsiyelerdir. Hışırtılı, türkülü. Kuş ötüşlü. Rüzgarın yapraklara dil olup, mırıltılar içinde bıraktığı ağaçtır.

Hep ulu ağaçlar gibidirler ya, kök salmış her şey. O ağaçlar ki ta Anadolu’dan binlerce yıl önce nerelerde yaşadıysak oralardaki köklerimizin hayat ağacıydı. Hayat ağacını o kökler köklendirmişlerdi. Dallı budaklı, köklü hayat ağacıyla, kök salmışlık anlatılır. Kök salmak, ahtapotun pençeleriyle anlatılmaz bu konuda hiçbir zaman.

Kök salmak ağaçlarla anlatılır. En iyi ağaçlar  anlatır çünkü kökü, dalı, filizi, yeni sürgünleri, tohumları. Ama o yaşamı, yeşermeyi, yeniden başlamayı en iyi anlatan ağaçlar, yok oluşları da hüzünlü sarı bir renkte anlatır. Ya yazdan sonra ya da kurumaya yüz tuttuğunda.

Ihlamurların anlatacağı çok şey vardır kök salmışlıkta, kurumanın içindeki dirilikte, diriliğin dışındaki kurmaklıkta da.  Kurumanın nasıl bir can çekişme olduğunu, soluk, kuru sarının yeşili nasıl boğduğunu adım adım ıhlamur yaprağı resmeder, kururken.

Bir ıhlamur yaprağı sessizce yazar ulu bir geçmişten bir yokluğa göçüşü. Yazarken de asla es geçmez detayları. Yok oluşu bile yok olmayacak bir güzellikle betimler.  

Dıştan solmaya başlar ıhlamur yaprakları kurumaya yüz tuttuklarında. Kuru, kupkuru bir solgun kirli sarı olur yaprağın dışı. Oysa yaprağın ortasına kolay kolay işleyemez solgunluk, sarılık. İşler işlemesine sonunda da, zaman alır.

Dış kısımlardan içeriye doğru kurur ıhlamur yaprağı. Kurumaya yüz tuttuğunda yaprağın kenarları kahverengimsi solgun sarıyken içindeki hala canlı damarların etrafındaki dilimli girintiler yemyeşil başka bir yaprak  gibidir. İçte kalan ortadaki damar ve o damardan ayrılan ince başka damarların çevresi  hala canlıdır solmaktaki ıhlamur yaprağının; ama dışı kurudur ve ıhlamur yaprağı kurumaya devam etmektedir. Kurumuş bir yaprağın üstüne düşmüş  yemyeşil küçük bir yaprağı andıran içteki canlı yeşil, yakında dıştaki solgun, kuru ve ölü renge dönüşecektir.


Ihlamur yaprakları yavaş yavaş solar. Solmaya direne direne, kurumaya baş kaldıra kaldıra. Ayak direye direye. Canlılığın rengini, yok olmuşluğun rengine boyamamak için dişiyle tırnağıyla dayanarak. Dışı solmuş, kurumuş, yok olmaktaki yaprağın içinde, kaz ayağı gibi girintili, dilimli canlı ikinci bir yaprakla hayatın hala sürdüğünü, öyle kolay kolay dalından kopmayacağını yeşil bir haykırmayla hiçliğin içinden resmederek solar ıhlamurlar. Avuç avuç, bardak bardak dağıttığı onca şifa, şimdi kendine şifa olamazken.

Ihlamur yaprağı kururken yokluğu ve varlığı, hayatı ve ölümü ya da iyiliği ve kötülüğü siyah ve beyaz renkle bir dairenin içinde  anlatan uzak doğunun simgesi Yin Yang’ı anımsamadan  edemem. Bu uzak kültürün iyiliği  simgeleyen beyaz renkli kısımdaki siyah benek ile iyiliğin içinde kötülüğü; kötülüğü simgeleyen siyah rengin içindeki beyaz nokta ile de kötülüğün içindeki iyiliği anlatması gibi solmuş yaprağın içindeki canlı yeşil kısım, yok oluş ve var olmak ikiliğini anlatır sanki yaprak dilinde, kendince. Her şeyin anlamını anlamak isteyerek bakan gözlere.

Kolay solmayan, ha deyince bir çırpıda dalından düşmeyen ıhlamur yaprağının öyküsü bana o daldaki öyküden gayrı, başka dallardaki öyküleri de çağrıştırır. Yaprakların, kişilerin, toprakların, ellerin, memleketlerin, kilimlerin, türkülerin öyküsünü çağrıştırır. Her şeyin bir öyküsü vardır değil mi? Baş verme, fidandan ulu ağaca dönüşme, sonra uzun zaman içinde ya bir yıldırımla veya ökse otuyla  ya da akşamda sabaha bir baltayla bitiveren öyküleri çağrıştırır.

Sararmaya başlayan yaprak kurur. Kuruyan yaprak ölür. Ölü yaprak, daldan düşen yapraktır.


Ihlamur yaprağı,  hemen baş eğmez kurumaya, solmaya, dalından düşmeye. Sonuna dek direnir. Ama yaprakların tabiatı bellidir. Mevsimi biten her yaprak solar ve kimi hemencecik kimi ıhlamur yaprakları gibi yeşilini sonuna dek sarıya karşı savunarak kurur.

Yapraklar kurur. Bu yaprakların yasasıdır. Baharda dallardan tomur tomur fışkıran yapraklar sonbaharda mutlak kurur. Kurumayan çam ibreleri bile mutlak düşerler yere. Çam altları düştükten sonra sararıp kurumuş ibrelerle doludur. İbret olsun diye belki de.

Yaprağın öyküsünün sonu ilkbahardan bellidir. Sonbaharda sonlanacaktır öykü. Yeşil başlayıp kuru  sarıyla, hüzünlü solgunlukla bitecektir.

Ama  ağacın öyküsü… Ulu ağaçlar yaban bir baltayla yaralanabilir. Hoyrat eller dallarını budayabilir. Hatta modern testereler gövdesine yarıklar açabilir. Ordan burdan fışkırmış acımasız zehirli sarmaşıklar gövdesine dolanıp kıstırabilir. Boğmaya çalışabilir. Ökseotu bırakabilir tepesine bir densiz kuş. Toprağına zehirler saçılabilir. Suyu kesilip, etrafında yangınlar çıkartılabilir.


Yine de bir ağacın öyküsü, toprağın içlerine işlemiş ta derinlerdeki kökleri tek tek  sökülüp çıkarılmadan kurumuş, çürümüş bir göçüşle bitmez. Sakız ağaçları kesilse de çok derinlerdeki kökleri bir yol bulur ve fışkırır; hiç olmayacak bir duvar dibinden hem de.

Ihlamur yaprağının, sakız ağacı kökünün anlattığı öykü, bitti denilen anın aslında başlangıç olduğu; sonbahardaki umutsuzluk rengi solgun kirli sarının da sürse sürse anca ilkyazın yani baharın gelişine dek sürebileceğinin öyküsüdür.

Tohum vermiş hiçbir ağaç korkmamalıdır. Bitiş gibi gözüken anlar, mutlaka baharını beklemektedir yeni fidelerin fışkırması için.

(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 26,03.2014, 12:15
acemi.demirci@yahoo.com.tr


Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci