27 Nisan 2014 Pazar

Sosyete pazarı durağı


Belediye otobüsünü yarım saattir bekliyorlardı. Hava soğuktu. Bekleşenler titremeye başlamıştı.



Meşrutiyet Caddesi’ndeki otobüs durağında bekleyen sayısı her an artıyor, bekleşenlerden oluşan  kuyruk, kıvrılarak yolun yarısını kaplar halde uzayıp gidiyordu. Itır, ön sıranın ortalarında bir yerdeydi otobüs kuyruğunda. Yirmi beş dakikadır ayakta bekliyordu.

Kuyruğun arkaya dolanan ikinci sırasında kalan ve hemen Itır’ın gerisindeki kadının çat çat  çıtlata çıtlata çiğnediği sakız, onu beklemekten daha çok yormuştu. Kadın, ara sıra sakızını patlatıyordu büyük bir zevkle. Bir ara göz ucuyla kadına baktı Itır.

Saçları simsiyaha boyalı, ablak yüzlü,  kısa boylu, tombul pazularına dar gelen kabanının kolu patladı patlayacak gibi gözüken kadının sol kaşının üstünde siyah bir de et beni vardı. Yanındaki kendinden daha genç kadınla konuşmasına, onu istediği gibi paylayıp şakalar yapmasına bakılırsa o gençten kadın, onun nazına oynuyordu.

-Nerde kaldı yaaa, Hamiye, şey yani Hale bu otobüs? Daha gelecek, binecez,  şu ünlü sosyete pazarında inecez de, gezecez de, sonra yine binip Meşrutiyet’te inecez, metroya binip eve gidecez.
-Haa. Nebahat şey pardon Nesrin abla, doğru diyon gııı.
Itır, bulvardan Meşrutiyet Caddesi’ne dönen bir otobüs gördü. Dikkatle üzerindeki numaraya baktı. 123 yazıyordu. Otobüsleri gelmişti.  Öndekiler sıraya riayet ederek biniyordu. Birden yaşlıca bir erkek sesi geldi kulağına.
-Hanımefendi, ilk sıra henüz biniyor. Siz kuyruğun kıvrılıp ikinci hattına düşen kısmındasınız. O yüzden binmek için lütfen sıranızı bekleyin.
-Aman yedik sanki sıranızı.
Yaşlı adam, bu söz üzerine başını sallayarak Nesrin’e arkasını döndü. Kuyruktan başka uyarılar da gelince Itır’ın arkasındaki kısa boylu, kabanının dikişlerini patlayacak kadar tombul kollu kadın, otobüse binmek için itekleyip durduğu yaşlı adamın arkasına yapışmayı bıraktı ve yeniden kaldırıma çıktı.
-Nebahat…. Şey Nesrin abla, sen zaten binmiyodun ki. Ne anlamaz şey bu insanlar da canım.

Belli ki Nebahat olan adını Nesrin’e çevirmişti kaşı benli kadın, adını beğenmeyip.

-Kibarlık ne gezer bunlarda, deyip sakızını çat diye patlattı eski Nebahat şimdiki Nesrin. Sanki dumandan yanmış gibi kısık kısık gözleri ve zorla gülermiş gibi sırıtan ağzıyla bu kez tam önünde sırayı takip eden Itır’ı itekliyordu.  Itır, binmesine az kaldığı için dönüp kadına bir şey demedi.


Otobüs neredeyse dolmuştu. Tek bir yer vardı. Itır oraya oturdu. Nebahatken Nesrin olan kısa boylu kadın ile Halide iken Hale olan gençten kadın da hemen başına dikildiler.

Itır, tepesindeki iki kadının gözlerini üzerinde hissettiği için az önce kitapçıdan aldığı kitabını çıkararak aslında hiç öyle bir niyeti yokken okumaya başladı.  Tepesindeki kadınlardan yeni adıyla Nesrin, koluyla yeni adıyla Hale’yi dürttü. Kaşlarını kaldırarak Itır’ı gösterdi. Bu kalabalıkta kitap okuyor olması ona pek garip gelmişti anlaşılan.
-Bizim köyden de bir yazar çıktı, biliyon de mi?
-Biliyom.
-Ünlü de oldu.
-Sonradan unutuldu; ama Nesrin abla, şimdi kimse onun adını bile bilmiyor. Güya yazdıklarının  aslı yokmuş.
-Ne bakıyon sen aslının olup olmadığına. Adam yazmış işte bir şeyler.
-He ggııı.
-Yazmaksa yazmış işte.
Hale sustu. Nesrin ablasının dümeninde gittiği belliydi. Onu hep tasdik ediyor, aksi bir şey söylemiyordu.
-Benim kocam da yazıyor, dedi Nesrin.
-Deme be abla. Ne yazıyor?
-Tez yazıyor. Daha geçen gün tıpta uzmanlık tezi yazdı.
-Çok mu tez yazıyor? Tez tez yani. Çarçabuk yazıyor demek. Romanın adı mı bu, tıpta uzmanlık?
-Değil gıı, deyip kahkaha patlattı Nesrin otobüsü çınlatarak. Üüüüff aman gıı sen de. Ne cahilsin ya.  Doktorlar var ya, hastanedekiler. İşte onların tezlerini yazıyor?
-Hııııı, anladım, derken sesi kendini yalanlıyordu Hale’nin.
-Ne zaman basılacak, kitapçılarda? Ne zaman satılacak Muttalip abimin kitabı.
Nesrin’in, Hale’yi dürte dürte kahkaha atışını otobüsteki herkes duydu. Kadın neredeyse yere düşüverecekti gülmekten.

Itır, kitabını okuyamaz olmuştu. Başındaki kadınların tepinircesine gülmeleri, Nesrin’in sakız patlatışları, Hale’nin Nesrin ablasının her dediğine “tabi” diye onay vermesi aklını çoktan kitaptan uzaklaştırmıştı. Yine de gözü kitaptaydı. Yoksa kadınlarla gözgöze gelecekti.
-Tez kız, tez…Tezler roman diye basılmaz akıllım. Tezler yazılır. Kütüphanelerde olur.
-Yazılır; ama basılmaz. Nasıl bir kitap ki bu böyle?
-Kız biri bir tez hazırlamış, vakti yokmuş bilgisayarda onu yazmaya. Bir şeylere yüklemiş bilgileri. Bizimkine vermiş. O da akşamları evde yazıyor.
-Hayır işliyor yani Muttalip abim, de mi?
-Yook kız,,. Anlamadın gitti. Para karşılığı yazıyor.
-Ha. Bu yazar da başka yazar yani. Yazarlar para kazanmaz derler, ama tez yazarları para kazanıyor demek.
-Kız güldürme beni. Ay, sıkıldım sana laf anlatmaktan yaaa, deyip sakızını bir daha patlattı Nesrin.  Sakız o kadar patladı ki parçalanıp, Nesrin’in yüzüne yapıştı. Nesrin, burnunun üstüne yapışan sakızı eliyle soyarken,
-Nesrin abla, siyah et benin beyaz et beni olmuş, deyip kıkırdadı Hale. Nesrin, kendisine  ters ters bakınca Hale hemen sustu.
Nesrin, koluyla yine Hale’yi dürttü. Itır’ı gösterdi.
-Okuyor hala, diye geveledi ağzında; ama Itır ne gevelediğini anladı.
-Bir de bunlar çıktı, otobüste, metroda her yerde okuma modası var gıı,  deyip yine kıkırdadıktan sonra,  
-Sen de okuyon mu Nesrin abla, diye sordu Hale.
Nesrin, çok ünlü yazarların çok satılan kitaplarının orada burada, yol kenarlarında çok ucuza satan kaçak basımlarını alır, onları da herkes görsün diye evinin salon masasının  üzerine bırakırdı. Arada bir, iki satır okuduğu olurdu olmasına; ama hemen sıkılır bırakırdı. Bu arada da kitaptaki birkaç kahramanın adını ve olayların başlangıcını öğrenmiş olurdu. Sonra da çalıştığı noterde  öğle tatillerinde en son okuduğu kitabı anlata anlata bitiremezdi.
-Tabi okuyom. Ya sen, deyip küçümseyen bir edayla Hale’ye baktı.
-Nesrin abla, biliyon akşama kadar kağıtlara pat pat damga vurmaktan kafa mı kalıyor bende. Yüzlerce, yok gıı binlerce kağıda birbiri ardı sıra pat pat damga vuruyom. Ne kafa kalıyor ne de beyin. Ofiste pat pat damga sesi, burada da çat çat senin sakız sesin, dedikten sonra  zevzeklik etmiş de anlamışçasına susuverdi birden.
-Ne dedin, diye sol yanıyla Hale’ye geçiriverdi Nesrin.



-Bir şey demedin ablam. Sakız sesi gibi değil ki damgayla vurmak sesi. Damga kocaman. Her Allah’ın günü, gün boyu pat da pat, derken daha Hale cümlesini bitirmeden Nesrin çaaat diye sakızını bir kez daha patlattı.

Nesrin ve Hale’nin yüksek sesle konuşup gülüşmeleri ve Nesrin’in ikide birde sakız patlatması otobüstekileri çok rahatsız etmişti. Durmadan olur olmaz konuşan, yüksek sesle kahkaha atan, sakız patlatan bu iki kadının etraflarındakiler, zaten tıklım tıkış olan otobüsteki yolculara “ilerlemelerini” söyleyerek kendilerine yer açıp bu kadınlardan uzaklaşmak istiyorlardı. Bunu başarmış da sayılırlardı. Nesrin ve Hale’nin çevresi hayli boştu. Otobüsün içi nefes alınamayacak kadar havasızken Nesrin’in de Hale’nin de keyfi gayet yerindeydi.

Nesrinle Hale’nin çevresindekiler, biraz daha ilerdekileri sıkıştırarak kadınların yanlarından uzaklaşmıştı. Itır’ın öyle bir şansı olmadığından başını kitaptan kaldıramıyordu. Birinci sayfayı kaçıncı okuyuşuydu. Sayfayı çevirmek aklına bile gelmiyordu. Hale’nin kulağına eğilip güya fısıldadı Nesrin.
-Okuduğu yok kıız bunun. Sayfaya bakıp duruyor.
Gevrekçe güldü Hale.
-Hem okuyor gibi yaparlar hem de okuduk derler, diye yüksekçe fısıldadı Hale, Nesrin’in kulağına.
Nesrin, bu cümleyle kendi kitaplarını nasıl okuduğunu hatırladıysa da istifini bozmadı.
-Öyledir bunlar. Benim kadar okumuşlukları yoktur. Onların boyu kadar kitabım var benim evde.
-Deme Nesrin abla. Hiç görmedim, nereye koyuyon onca kitabı gııı?
-Zevzek sen de. Hiç mi görmedin onca moda dergisini, süpermarket reklamlarını, çocukların okul kitabını, boyama kitabını  evde. Onları üst üste koy bak. Boylarını geçer bunların.
Hale, bu sefer kendini tutamayıp gülmeye başladı katıla katıla. Böğrüne yediği Nesrin’in dirseği ile gözleri yerinden fırlayacakmış gibi olana kadar.

Bu arada otobüs bir durakta durmuştu. Nesrin, nereye geldiklerini anlamak istercesine eğilip baktı. Simsiyaha boyalı saçlarını kafasına iyice yapıştırarak arkada tutturduğu, tepesinde pespembe tüylerin sallanıp durduğu tokası, Itır’ın gözüne girecekti ki Itır başını öte yana çevirdi. Ama Nesrin’in uzun siyah saçları, Itır’ın bir türlü okuyup geçemediği kitabın ilk sayfasına dökülünce sayfayı kapkara yaptı.
-Kııız, geçmeyelim sakın sosyete pazarını.
-Geçmeyelim ablam. Kaç zamandır bekliyorum ben bu pazara gelmeyi.
-Gözünü aç o zaman da görelim.
-Gözümüzü açacağımıza sorsak ya Nesrin abla?
Nesrin cevap vermedi. Sakızını çıtırdata çıtırdata çiğniyordu, hızlı hızlı. Bir ara Hale’ye dönüp,
-Çenem ağrıdı çiğnemekten, dedi.

Sonra sakızını çıkardı mıdır nedir, Itır, Nesrin’in çatır çatır çiğnediği sakız sesini duymadı.

Sosyete pazarı durağına gelmişlerdi. Nesrin, etrafındakileri  ittire ittire ön kapıya yürüyordu. İnmek için ön kapıya geldiklerinde, dakikalardır sosyete pazarının önündeki durakta otobüsü bekleyenler de binmek için ön kapıya hamletmişlerdi. Şoför, binişlerin önden, inişlerin orta ve arka kapıdan olduğunu hatırlattığında “bu kalabalıkta nasıl tekrar  geri gideceklerini” söyleyip, binmek için bekleyenlerin olduğu ön kapıdan inmek için ısrar ettiler. Şoför, “bir kereliğine ön kapıdan inmelerine izin verebileceğini; ama önce binenleri beklemelerini” söyledi, Nesrinle Hale’ye.

Nesrin önde,  arkada Hale, şoförün sözlerini hiç umursamayıp binenleri itekleyerek otobüsün ön kapısından indiler. “Sosyete pazarına geç kalacaz, yetiş Hale” diye bağırıyordu Nesrin inerken. Binenleri yararak açtıkları aralıktan inerken binmeyi bekleyenlerin ayaklarını da bir güzel çiğnediler. Ezilmiş ayak parmaklarının acısıyla bağıranlara, dikkatli olmaları için uyaranlara aldırış etmeden koştura koştura sosyete pazarına doğru ilerliyordu Nesrin.

Bir yandan da Hale’yi çekiştiren Nesrin henüz inmişti ki bir annenin sesi duyuldu otobüste.
-Evladım, saçlarına kocaman bir sakız yapışmış. Nerden yapıştı bu sakız, derken Itır’ın gözü yedi yaşlarındaki küçük kızın saçlarının içine geçmiş en az iki üç sakızdan oluşan kocaman sakıza ilişti. Gözü otobüsün penceresinden dışarı kaydı. Önü açık kabanının kanatlarını yanlara savurtarak sosyete pazarının girişine koşturan eski Nabahat yeni Nesrin’in, çenesini ağrıttığı için çiğnemeyi bıraktığı sakıza ne olduğunu da anlamıştı.
(Her Hakkı saklıdır)

Ayşei  Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 14.12.2012


Paylaş :

4 yorum:

  1. Kalemine sağlık yine çok güzel olmuş :)
    Cahil insana ne desen ne anlatmaya çalışsan anlamaz bir de üste çıkmaya çalışır..
    Çok güzel bi şekilde anlatmışsın :))
    Kucak dolusu sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok bildik değil mi? Okumamış olmak, eğitimin tam olmaması pek dert değil. Bazen bir çiftçiyle konuşmaya doyamıyorum. Ama bu tür kalıp mı desem hacim mi göz önündeyken bir o kişilerin görememesi işte bunları yazdırtıyor. Öykünün çıkış noktası buydu.

      Sevgi ve selamlarımla:)

      Sil
  2. "Tezler yazılır. Kütüphanelerde olur.
    -Yazılır; ama basılmaz. " cahilin cahile yaptığı zulüm de bu olsa gerek sanki kendi çok biliyor :)
    Ne yazık ki böyle vurdum duymaz, kuraldan anlamaz bir sürü insanımız var hangi yüzyılda yaşıyoruz ön kapıdan inenler aynen anlattığınız gibi insanları eze eze bir de sanki ön kapından binmek suçmuş da onlar doğrusunu yapıyormuş gibi rahatlar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke bu paragrafı da yazıma ekleseydim:)))))

      Hazel, sonunda göründün. Geç kalma, Şeyma'ya da sana da çok alıştım:)))

      Çok selam ve sevgilerimle:)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci