12 Mayıs 2014 Pazartesi

Al çiçekli dalların mevsimi: Bahar

Önce cemreler;  sonra çiçekler. Derken bahar.


Beyazın her rengi unutturduğu uzun boylu kışın ardından çiçek kokulu ilk yelin esişidir bahar. Beyazsız dokudur. Mis gibi kokudur. Bahar beyazı, safkan beyaz değildir zaten. Harelidir. Pembemsidir kayısı çiçeğinde. Kırmızımsıdır kiraz dalında.
Kış boyunca omuzlarında kar taşımaktan usanmış yorgun dalların silkinip, apak şalından sıyrılıp en çok yeşil; ama her renkten çiçekleri takıp takıştırması, giyinip kuşanmasıdır ağaçlarda bahar. Yemyeşil kadife bir atkının, gözleri gönülleri salına salına okşamasıdır çayır çimende bahar. Cıvıltıdır çalı diplerinden, çatılardan. Ağaç dallarından, elektrik direklerine kurulmuş iğreti yuvalardan.

Bahar, kuşlar için pek sevinçli bir telaştır. Yeni yuvalar yapan kanatlı mimarlar uçuşur durur her yerde.  Pır pır kanat sesleriyle . Otların arasına, budanmış dalların üstüne gölge bırakır kuş kanatları.  Benekli mavi, alalı kahverengi, siyah lekeli yumurtaları yuvaya bırakmadan önce gagalarla taşınan dallarla yuvalar dal dal örülür. Ya da çamurla inşa edilir. Asılı halde Yuva, yuva olduktan sonra da sabırla kuluçkada yatma vakti gelir. Kuş yuvaları, senfoni orkestralarının dallar arasında gizlenmiş halidir. Her ağacın saklısındaki yuvalardan yavru ciklemeleri yükselir. Sığırcık ötüşlü, saksağan kızgınlığında, bülbül içtenliğinde.  Bahar; sestir yani. Kuş seslerinin rengindedir baharın sesi.
 
Uzaklardan, karın altında kaldığından çatısı bile görünmeyen; ama hala uzun bacası imdat isteyen ellerin sallanışı gibi seçilen evlerin artık pencerelerinin de gözükmesi, pencerelerinden bakanların da karşıları görebilmesidir baharın gelmesi.

Titrek tüten dumanlı bacalar,  kıştır. Yuva yapılmış bacalar, bahar. Bahar, yuvadır yani.

Bacalar pek şenlenir baharda. Serçelerle, güvercinlerle, kumrularla. Daha büyük bacaların hayli uzaklardan konukları olduğu da olur. Çok uzak yollardan gelmiş leylekler, kavak tepelerini de severler, bacaları da. Bacaların baharı, kuşlardır.  Yeni yavrular çıkarmak telaşındaki kuşların  her biri ayrı makamdan cıvıltısı dünyayı tutar.

Ankara’nın Gazi Mahallesi civarındaki yüksek bacalara yapılmış leylek yuvaları ta uzaklardan seçilir. Leylekler, baharın Ankara’daki takvimidir. Yorucu ve uzun bir kış geçirmiş Ankaralılar’a sıcağın yaklaştığını haber veren gönüllü ulaklardır kanatları siyah sürmeli leylekler.

En unutamadığım leylek yuvası, çocukluğumda Aksaray’a, anneanneme gittiğimde neredeyse hiç çıkmadığım Somuncular’ın bahçesindeki karadut ağacının tepesinden gülümseyen leylek yuvasıdır. Yemyeşil suları  gürül gürül seslenen,  Ulu Irmak’ın bir kolu akardı dönümlerce genişlikteki bahçenin kapısının  hemen önünden. O dereden kurbağalar, su yılanları avlardı karadut ağacındaki leylekler. Yavrularını dereden avlandıklarıyla beslerlerdi. Kirpiler gezerdi omcaların diplerinde.  Kuru asma yapraklarını hışırdatarak. Tosbağalar zaten ol git o bahçedeydiler. Hatta değiştirilmiş deriler bile bulmuştuk çocukken bize uçsuz bucaksız gelen, içinde bağı, sebze tarhları, meyveliği olan o koskoca, örme taştan duvarlı bahçede. Korkmuştuk korkmasına da  yine de bahçede dolaşmaktan vazgeçememiştik bir türlü. Her bahar döner gelirdi leylekler yuvalarına. Ta ki eşlerden biri ölene kadar. Eşi öldükten sonra tek kalan leylek, bir daha gözükmedi. Dere şimdi asfaltın altında. Leylek yuvası da yıllardır boş.
  
Geniş yuvasındaki anne leylek, sıklıkla ayaktadır. Çok geçmeden yavrular belirir. Yuvanın çalı çırpıdan duvarından başlarını uzatmış, doymak istercesine gagaları alabildiğine açık halde anababalarını bekleşir durur yavrular. Tüm mahallenin durmaksızın dinlediği laklaklara o zamandan başlarlar.  Çok değil, yakın bir zamanda büyüyecek onlar, palazlanacak. Öyle ki Afrika’ya kadar göç edebilecekler; bir dahaki bahara kadar da dönmeyecekler.
 
Bazen yavru leyleklerden  biri yuvadan düşer. Kimileri,  “Yavrunun düşmediğini, leyleğin diyelim ki üç yavruyu besleyemeyeceği için en cılız yavrusunu yuvadan isteyerek attığını” söyler. Ailesinden dışlanmış hissedenler o yüzden kendilerini “Leyleğin yuvadan attığı yavru ya” benzetirler.

Soğanlı bitkilerin, zambakların coştuğu aydır Nisan ve Mayıs. Bahar, soğanlı çiçeklerin mevsimidir. Soğanlar ilk, sivri uzun yapraklarıyla  yeşillenir; ama çiçekleri hangi renkte olacaktır bilinmez. Pembesinden beyazına, morundan sarısına açar soğanlar renk renk. Erzincan’daki Munzur ve Keşiş  Dağları, zambaklı çiçeklerin en güzellerinin olduğu yüce dağlardır. O dağlar, canlı, kokulu el değmemiş tablolardır.

Gelincikler, kış boyunca beyazın altında uyuyan  toprağın kırmızı uyanışıdır. Al kahkahasıdır. Coşkusudur. Baharın, yetişip geldiğini haber veren göbeği kara mühürlü mektuplarıdır.

Kızılcık dallarının kızılıdır bahar. İlk cemre; sonra ikinci cemre derken kızılcık dalları kıpırdanır usulca.  Onca kökten oluşan çalımsı dalların uçlarına al renk yürür. Kızarır da kızarır ipince  kızılcık dalları. İnce alev dilimleri gibi.

Baharın ilk merhabası, kızılcık kızılıdır. Kışa bir dayak atar ki kızılcıklar. Kızılcık sopasından eliyle. Tası tarağı toplayıp dağ başlarına çekilir kış, yediği köteğin  sonrasında.

Yeni yetmeler için bahar, dalgalanmadır. Kavak yellerinin başta esenidir. Aklın uçup gitmesidir. O bahar en sevilen şarkı belki “Ben her bahar aşık olurum” olur.

Orta yaştakiler için bir kışın salimen atlatılması, buzlu yollarıyla, ayazıyla bıktırmış kıştan  sonra  yaz tatili düşlerinin kurulmaya başlanmasıdır. Bir yaşlı için hayatın baharı geçeli çok olmuştur. Her kışın ardından bahar mevsimi gelse de takvimlerde, ömür takviminde  yaşlılar için artık hayatın baharı kapıya hiç uğramaz. Gençlikte kalmıştır bahar nicedir. Olsa olsa sonbahar bilinir yaşlılıkta. Yaşlılık, tek iklimlidir. Baharsız, yazsızdır.

Doğumdur bahar, türlü türlüsünden. Topraktan doğum, çiçek çiçek olur. Bir tayın doğması, koyunların kuzulaması bahar günlerinde olur. Sakız koyunları üçer beşer doğurur. Hem de ille de bahar olması gerekmez. Sakız koyunlarına her an bahardır.

Koyunların kuzulamasının hemen ardından  ilk sütleri koyucadır.  “Ağız” denilir bu muhallebi kıvamlı, tadı muhallebiden de tatlı ilk süte. Ağız denilen koyu sütü, evin çocukları paylaşamaz.

Temmuz’a kadar sürecek bir yeşil çılgınlıktır bahar. Üzeri alabildiğine renkte çiçekle bezenecek yeşil  basma kumaşı andırır çayırlar. Her çiçekten çizmiştir Yaradan o basmaya; her renkten koku  yayılır basma fistanlı doğadan.

Kış uykudur,  uzun ve sessiz. Yorucu hatta. Bahar uyanıştır,  ani, rengarenk  ve sesli. Kuş cıvıltılı, kelebek kanadı çırpışlı. Bahar neşesi, uğur böceklerinin kanadında gezinir.
 
Yakaladıkça televizyondaki belgesellerden  bahara doğru uyanacak, kış uykusundaki ayıları izleriz kimileyin. Ayılara şaşar kalırız. Şaşmak ne kelime; hayran kalırız. Tüm kış yemeden içmeden uyuyup, vakti geldiğinde bahara “Merhaba”; aylarca süren kış uykusunun ardından güneşi göreceği o ilk bahar sabahına da “Günaydın” diyecek o canlıya.

Kış boyunca mışıl mışıl uyur ayılar. Yemeden içmeden. Ne yedilerse yazdan onla idare ederek. Sessizce. Pençeleri yastıktır bu kez onlar uyurken. Uyanan pençeler, yastık yumuşaklığından pençe gücüne geçiverirler anında. Ayılar uyurken arılar da uyur bal kokulu kovanlarda, toprak altındaki yuvalarda, petek gözelerinde.
 
Kış uyumaksa, bahar uyanmaktır. Kış beyaz uykuysa, bahar yeşil serpiliştir. Kış pussa, sisse, bahar tatlı bir yeldir.  Yağmuru müjdeleyen rüzgardır.  Kış buzsa, bahar erimektir, akmaktır. Ilık ılık. İçlere, içli cıvıltılara.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL, (Acemi Demirci), 06.03.2012
@Acemi Demirci




Paylaş :

2 yorum:

  1. Ne güzel anlatmışsın baharı bayıldım benzetmelerine :)

    YanıtlaSil
  2. Şeyma, nerelerdeydin? Özlettin:)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci