1 Mayıs 2014 Perşembe

Sazın Irmağı boyunda bir yılkı atı


İçinden, üzerinde kayış kanat kuşlarının uçtuğu Sazın Irmağı akan Yeşilova’ya ve Yeşilovalılar’a ithafımdır


Necmifer’e tutulduğundan beri Ehliman, güneşin doğmasıyla alıp başını gider olmuştu epeydir. “Tol” denilen  bir, iki köycüğü geçerek varılan köyü  Yeşilova’dan,  Hasan Dağı eteklerine doğru  sürdü atını o sabah gün ışırken. Sabahın serininde yemlenen  tarla kuşlarının cıvıltısı, şarkısı oldu.

Dağlara taşlara, kırlara vuruyordu kendini son günlerde Ehliman. Nereye giderse gitsin içini boğan sıkıntının kendisiyle geleceğini bile bile. Yıl, bin dokuz yüz kırktı. Neredeyse yaz bitmek üzereydi.

Hasan Dağı’nın zirve çanakları,  aydınlanan hava ile iyice belirginleştiğinde bir tümseğin üzerine oturdu. Gözleri, püsküllü beyaz fular takmış gibi gözüken karla kaplı Hasan Dağı’nın doruklarına mıhlanmış, Necmifer’e kavuşmanın o karlı zirvelere ulaşmak kadar çetin olacağını düşünüyordu. Ne yaman işti Necmifer’e sevdalanmak.

Necmifer… Parabaşlı Mahallesi’nden Necmifer. Kaç kez istemişti Necmifer’i babasından. Gültekin, kızı Necmifer’i beğenip de Ehliman’a vermemişti bir türlü. Parabaşlı Mahallesi’nden  kız almak zordu ne de olsa.

Köyün zenginlerinden Gültekin’in kızını Ehliman’a vermemesi, oğlanı pek varlıklı bulmamasından değildi. Onca malı mülküne bir bit sokmamaktı derdi. Kızının kıymetini bilecek, kızına kalacak tarlaları, ekinleri işleyebilip, Necmifer’e gün yüzü gösterecek bir damat istemesindendi. Necmifer’i, kıymetini bilecek birine verecekti. Öyle ne yapacağını kestiremediği, işleri eline yüzüne bulaştıracak , ayran akıllı, gelgeç gönüllü birine Necmifer’i verip de kızının dünyası başına yıkılsın istemiyordu. Gerçi karısı Eşe gibi Gültekin’in de gözü oğlanı tutmuştu tutmasına; ama Ehliman’dan  adamakıllı emin olmak için yine de işi biraz zora koşacaktı. Sırf bu yüzden Ehliman’ı karşısına çekip bir güzel konuşmuştu  da. “Eğer Necmifer’i istiyorsa, bu kış ahırda azalan üç atının yerine ovadaki yılkılardan bir tane yakalayıp getirirse gözü arkada kalmadan kızını vereceğini” söylemişti.
Kementle  yakalanan yılkıları tutmak kolay iş miydi? Öyle de güzeldi ki bu atlar. Yeşilova’dan Aksaray’a indikçe sık sık sinemaya gider, kovboy filmleri izlerdi Ehliman. O filmlerdeki Kızılderili atları gibiydi ovadaki yılkılar. Beyaz, kızıl, kara, ekin rengi alalı. Hareli hareli. Kızılderili atları gibi alalı alalıydı  Yeşilova’nın dümdüz ovasındaki yılkı atları.

Rastlaması bile hiç kolay olmayan yılkı atları, ovanın köye uzakça yeşilliklerinde, Hasan Dağı eteklerinde otlarlardı. Kaç kez yakalamaya çalışmıştı bu atlardan. Hele bir  kısrak  vardı ki… Onu defalarca yakalamaya kalktıysa da eline yüzüne bulaştırıp yılkıyı kaçırmıştı. Bu yüzden çocuklar gibi ağladığı olmuştu. Hatta kement atma ustalarıyla çalışmıştı sabahtan akşama. Ama o yılkı öyle bir attı ki ne yakalanıyor, ne de kemendi boynuna geçirtiyordu. Yılkı atını yakalayamamak, Necmifer’i unutmak demekti. Ehliman, çaresizdi bu yüzden.

Köyde “kayış kanat kuşları” dedikleri kırlangıçlar uçuşuyordu düz ovanın üstünde. Ehliman’ın gözleri, çocukluğundan beri çok sevdiği kayış kanat kuşlarına takıldı.
Nasıl da berraktı gökyüzü, gönlünün aksine. Kara dumanlar çökmüş içi biraz ferahladı bembeyaz, pamuk gibi bulutların yüzdüğü masmavi göğe bakınca. Bir de kayış kanatların fütursuzca süzülüşleri vardı tabii. Unutturuveriyordu içindeki darlığı.

Bugün, Hasan Dağı’nı seyretmek  istemişti canı. Dün, Sazın Irmağı kenarındaydı. Geçenlerde Uzartık Tepesi’ndeki gelengileri seyre dalmıştı epeyce. Kimisinin Mıhlı Kaya dediği Çivili Kaya’daki her gelengi yuvasını bellemişti neredeyse. Ara sıra yuvalarından başlarını çıkaran gelengiler, Ehliman’ı görünce korkup gerisin geri yuvalarına kaçışırdı.

Kah Camız Anağı’nda kah Kum Bendi’nde balık avlayarak eğliyordu kendini. Bugün de işte bir tümsekte oturup Hasan Dağı’nı izliyordu.
Ehliman,  ılgıt ılgıt esen rüzgarı dinledi,  kayış kanatlar çığlık çığlığa varyetedeyken.  Ne tatlı bir şarkı söylüyordu rüzgar. Kendisi de bir türkü mırıldanmaya başladı. “Acem kızı” diye.
Annesi geldi aklına. Şimdi tek başına şivteliyordu mutlaka ayçiçeklerini. Yani çekirdekleri çıkarıyordu. Yardım etse nasıl hora geçerdi annesine. Ama ne ana babasına yardım eder olmuştu ne de onca işin bir ucundan tutar olmuştu bunca gündür. Gerçi ne anası ne babası hiçbir işin ucundan tutmaz olan, aklı fikri Necmifer’deki oğullarına ses etmiyorlardı bugünlerde. Biliyorlardı oğullarının derdini. Onlar da genç olmuştu.

Koca ovada kayış kanat kuşlarından başka uzaklarda yavrularıyla oynayan bir kızıl tilki gördü. Aksaray Malaklısı köpekleri, tilkiye parlayacak gibi oldularsa da Ehliman engelledi. Malaklılar’ın tilkiye koşturmak için sabırsızlandıklarını görünce hemen atına atladı. Biraz da Sazın Irmağı kenarına gidip oyalansa, tilkiyle yavrularını rahatsız etmese iyi olacaktı. Daha akşama çok vardı. Nasılsa doru at hızlıydı. Ehliman, atına atlarken kızıl tilkinin kulaklarını dikip kendisine minnetle baktığından emindi.

Sazın Çayı’nın berrak sularında yüzen balıkları görünce acıktığını hatırladı. Bir balık yakaladı, üç kişiyi doyuracak irilikte. Annesinin dokuduğu heybesinden çakısını çıkarıp balığı temizledi. Etraftan topladığı çalı çırpıyla yaktığı ateşte balığı pişirip yedi. Köpeklerine de içine biraz ekmek doğradığı yoğurtla süt verdi.

Aklına yine bir türlü yakalayamadığı o yılkı atı düştü ırmak kenarında. Bir keresinde tam yakaladı sanmıştı. Kemendi öyle ustaca fırlatmıştı ki yılkıya. Yılkı, durup seyretmişti sanki onu. Sonra nasıl olduysa aniden yan tarafa kaçıvermişti. Ve sağ ön ayağını kaldırıp çiğner gibi basmıştı hemen önüne düşen kemende.  Meydan okumuştu Ehliman’a açık açık.

Ehliman, umutsuzca koşmuştu yılkının peşinden günlerce. Haftalarca. Ya hiç görememişti onu ortalarda ya da kemendi her defasında boş kalmıştı.  Ne zaman Yeşilova’nın köy meydanında, köy kahvesinde,  Necmifer’in babasıyla karşılaşsa, Gültekin  hala bir yılkı yakalayıp getirememiş Ehliman’ın  yüzüne bile bakmamıştı.

Bir keresinde Sazın Irmağı’ndan su içerken görmüştü o yılkıyı. “Bu sefer kesin yakalarım” diye düşünüp sessizce arkasından yaklaşmayı denemişti.  Yılkı, birden dönüp Ehliman kemendi tam boynuna geçireceği sırada şaha kalkmış, kızgınca kişnemişti.  Kement elinde, öylece  kalakalmıştı Ehliman. O gün yine yılkıyı yakalayamadan dönmüştü eve. Yılgın halde.

Ehliman, Yeşilova’nın yemyeşil sulu ırmağının kenarında oturmuş yüzen balıkları seyrederken birden sanki yılkının kişneyişini duyar gibi oldu. Güldü kendi kendine. Kaç aydır aklında bir Necmifer bir de bu yılkı vardı. Artık Sazın Irmağı kenarında yalnız başına otururken bile yılkının kişneyişini duyar olduysa eğer… Deliriyor muydu ne?

Aksaray Malaklıları, şöyle bir hareketlendi, kulaklarını dikip burunlarını havaya kaldırdı. Malaklılar, durduk yerde kulak kesilmezlerdi. “Belki şu sıralar gün batımı yaklaşmışken  hava serinlediğinden yuvasından çıkmak üzere olan bir tavşanın çıtırtısını duymuşladır; belki bir kaplumbağa geçiyordur yakınlardan” diye düşünüp, oralı  bile olmadı Ehliman. Köpekleri daha bir tedirginleşti. Hatta huysuzlanmaya başladı Malaklılar.

Ehliman, bir kez daha duydu kişnemeyi. Durduk yerde yılkının sesini duyduğuna göre… Kesin delirmişti. Yılkıyı düşüne düşüne artık yılkının kişnemesini bile duyar olmuştu yılkı hiç ortalarda yokken. Malaklılar geriye doğru yekinince başını arkaya çevirdi. Arka taraf, meşe ağaçlarıyla kaplı kayalıktı. Belki de köstebeği andıran, sincaba benzeyen gelengileri görüp huysuzlanmıştı Aksaray Malaklıları.

Ama sahiden bir ses duydu sanki. At kişnemesi de değildi üstelik bu ses. Çakal sesini andırıyordu. Çakallar vardı yakınlarında demek ki. Kayaların hemen arkasında olmalıydılar.

Çakısını çıkardı; gerçi Malaklılar yanındayken çakıya ihtiyacı olmayacaktı, biliyordu; ama yine de çıkardı. Koşarak  yüksekliği yirmi metreyi bile bulmayan kayalara tırmandı. Bu arada kocaman iki kertenkele akıl almaz bir çeviklikle kayalardaki yarıkların içine kaçıştı.

Tepenin üzerine çıktığında yüz metre kadar ileride sürü halinde koşmakta olan çakalların dişlerini göstererek kendisine baktıklarını gördü. Aksaray Malaklıları’nın da kendisinin de kokusunu almış olmalıydılar. “Çok kalabalık bir sürü halinde saldıracaklar bize” diye düşünürken o bildik kişnemeyi duydu. Kayaların dibinden, meşelerin gölgesinden  geliyordu yılkının kişnemesi.

Kayanın üstünden bakınca meşe dalları arasından zar zor seçebildiği yılkı, yavrulamıştı. Tay, hemen annesinin dibinde ayağa kalkmaya çalışıyordu. Giderek yaklaşmakta olan çakallar da çember halinde yılkıyla tayının etrafını kuşatmaya başlamışlardı.

Ehliman, hiç düşünmeden rüzgar gibi indi tepeden. Aksaray Malaklıları da. Yılkı ve tayın etrafını kuşatıp çakalların yaklaşmasını beklediler. Çakallardan birkaçı iyice yaklaştı. Dört Malaklı’dan biri hemen atılıp saldırınca gerisin geri kaçtılar. Çakal sürüsü, biraz uzaklaşıp beklemeye başladı.
Ehliman, az önce yavrulamış anne yılkının yanına yaklaşıp başını okşamak üzere çekinerek elini uzattı. Yılkı, alnındaki akıtmayı Ehliman’ın  okşamasına izin verdi. Birazdan da yavrusunu yalayıp, temizlemeye koyuldu.

Yılkı elindeydi işte. En azından yavrusunu  alıp götürse ne yapabilirdi ki yılkı atı. Ama içi el vermezdi Ehliman’ın buna. Yavruyu anasından ayırmaya kıyamadı. Annesinin sütüyle büyüyecekti kızıllı, beyazlı alalı tay. En iyisi mi bu yılkıyı unutmasıydı. Belki başka bir yılkı bellerdi bundan sonra.

Hala bekleşen çakallar iyice uzaklaşmadan ayrılmamaya kararlıydı Ehliman. Sabaha kadar da olsa bekleyecekti yılkıyı. Zira gece tekin geçmeyecekti etrafta çakal sürüsü varken.
Bekledi de. Geceyi yılkı ve tayıyla geçirdi Malaklılarla birlikte. Ovada gece soğuktu; ama aldırmadı Ehliman. Malaklılar’a yasladı sırtını, ısındı böylece. Yılkıyla tayını çakallara yem etmeyecekti. Kararlıydı.

Gece boyunca gözünü bile kırpmadı. Bazen dalacak gibi olduğunda  gözünü açar açmaz gecenin koyusunda çakalların  gözlerinin çakmak çakmak parladığını görünce uykusu dağılıveriyordu. Birkaç kez de Malaklılar’dan biriyle kayayı aşıp Sazın Irmağı kenarında  yüzünü yıkamış, uykusunu dağıtmıştı. Böylece yılkıyla tayı, sabaha sağ salim çıkabildiler.

Sabaha iyice acıkan çakalların başka bir av bulmak için kayaların çevresinden ayrılmış olacaklarını düşünüyordu Ehliman. Haklıydı da. Çakallar, umutlarını kesip, arkalarına baka baka gidiyorlardı gün ışırken.

Ehliman, bir kez daha yılkının akıtmasına götürdü elini. Yılkı yine uysalca sevdirdi alnını. "Meğer nasıl da sevmişim bu kızıllı, beyazlı lekeli, Kızılderili atlarıyla aynı görünümde  yılkıyı” diye düşündü Ehliman. Atları da at binmeyi de çocukluğundan beri çok severdi zaten.

Artık vedalaşma zamanıydı yılkı ve tayıyla. Ehliman, yılkının akıtmasını uzun uzun okşadı, tayını sevdi. Islık çalıp köpeklerini yanına çağırdı. Atına atlayıp Yeşilova’ya doğru çevirdi atının başını.  Yılkı da orada kalacak gibi değildi. Burnuyla  tayına dokunuyordu. Belli ki daha güvenli bir yere gitmeliydiler. Ehliman  yola koyuldu.

Kim bilir bir daha belki de göremeyeceği yılkıya bir kez daha bakmak için başını arkaya çevirdi Ehliman. Tay kalkmış, yılkının yanında yavaş yavaş yürüyordu. Tam arkalarından bir yol tutturmuşlardı.
*****
Karısı Eşe’nin sulayıp yumuşattığı yufka ekmeğin içine çörekotlu göğermiş çömlek peyniri koyarak yaptığı dürüm, tahinli pekmez, sahanda yumurta yanında çıtlık, tekercin otlarıyla  adamakıllı bir kahvaltı yapmıştı Gültekin. Şimdi de pencere önündeki sedire kurulup kahve içme zamanıydı. Pek severdi kahvaltının üzerine bakır cezve içinde, mangal közünde pişmiş kahve keyfini.

Köpüklü kahvesini yutarken keyiften gözlerini kapadı Gültekin. Kahvesini öyle höpürdetmişti ki sanki at kişniyor sandı pencerenin altında. Kahvesini yutmuştu; ama hala at kişnemesi geliyordu kulağına. Gözlerini açtı. Ucu kanaviçe işli beyaz patiskadan kısa perdenin kapatamadığı  camdan pencerenin altındaki yılkıyla tayını görünce gözleri fal taşı gibi açıldı. Yavru henüz doğmuş olmalıydı. Ehliman, az ilerden kendisine bakıyordu.

 İşte kahve keyfi buydu. Kahve dediğinin keyfi böyle çıkardı. Hem yavrusuyla birlikte yılkı atı sahibi olarak hem de kızını en üstesinden gelinemeyecek işleri yapan biriyle evlendirerek çıkardı kahvenin keyfi. Ehliman’a da “Bundan sonrası size kalmış; var git ananla babanı dünürcü gönder”  diyecek olan  Gültekin, öyle keyifle bir yudum daha aldı ki kahvesinden karısı Eşe’ye “Kapıyı açıp Ehliman’ı içeri çağırmasını” söylerken. Yılkı ve tayıyla  katmerlenmiş bir keyifti bu.

(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 
22.04.2014, 15:02
@AcemiDemirci

  
NOT:Yorumlar,  www.kadinhaberleri.com adresli internet gazetesinden, 
http://www.kadinhaberleri.com/sazin-irmagi-boyunda-bir-yilki-ati-makale,314.html linkinden alıntıdır

    Yorumlar
    Toplam 8 yorum mevcut

  • AYY (AD) 5 saat önce yorumlandı
    Annem, altmış yetmiş yıl önce Yeşilova çayırlarında yılkıların gezindiğini ve alalı bu yılkıların Kızılderili atlarıyla aynı olduğunu anlatır hep. Annemden Yeşilova’nın başta tarihini sonra da kültürünü dinlerim. Tarihi yani Yeşilova’yı 1515 yılında kuran Mehmet Bey ile de ilgili bir çalışmam var. Henüz yayınlamadım. Yeşilova, oyunuyla, yemeğiyle, diliyle, tarihi geçmişiyle, giysileriyle, her şeyiyle çok özel ve kültür zengini. Uzun zamandır bu öyküyü düşünüyordum. Tüm bu ögeleri aktarabileceğim bir öyküyü. Yazıdaki karakterler kurgu. Adlar, rast gele değil ama. Tamamen Yeşilova’ya has adlar. Eğer Ahmet olsaydı karakter, bu her yerde duyulacak bir addı. Adları özellikle Yeşilova adlarından seçiyorum öykülerimde. “Çatlançanak mevsimi, Kaz kümesindeki masal ve Yeşilova’nın gramlı bulguru” adlı çalışmalarımda yine Yeşilova’yı anlattım. Hem buradan hem de acemidemirci adlı blogumdan bulup okumak mümkün. Selamlarımla
  • uğur mun 15 saat önce yorumlandı
    yeşilovalıyım, ama yazınızı okurken gerçekten bir başka zevk aldım. demek bizlerden öncede yeşilova sevdalıları yaşarmış. yazınız güzel olmuş. devamını bekleriz inşallah. ayrıca yazıda geçen karakterleri merak etim. gerçekten.
  • AYY (AD) @Ülkü Demircioğlu 3 gün önce yorumlandı
    ülkü, yazım nasıl bilmiyorum; ama bu yorumlar harika. çok teşekkür ederim. sevgilerimle.
  • AYY (AD). 3 gün önce yorumlandı
    Necdet abi, çok teşekkür ederim. Annemden altmış, yetmiş yıl önce Yeşilova’nın çayırlıklarında yılkıların gezdiğini dinlerim zaman zaman. Mümkün oldukça anlatıyorum Yeşilova’yı. Anlatmaya da çalışacağım.
  • Ülkü Demircioğlu 3 gün önce yorumlandı
    muhteşem bir yazı..eline-emeğine sağlık..karşılıksız iyilik yapmanın,karşılığını bulması her canlı için geçerli.."toprak ana" eli değmiş "i̇nce memed" tadında bir yazı okudum..
    teşekkürler..
  • NECDET TIPIRDMAZ 3 gün önce yorumlandı
    bi̇r aşk hi̇kayesi̇ ve yeşi̇lova ancak bu güzel sözlerle anlatilabi̇li̇rdi̇.kalemi̇ni̇ze ve yüregi̇ni̇ze sağlik
  • AYY (AD) @Mahmut Mun 3 gün önce yorumlandı
    Ben de böyle duyumsansın istemiştim zaten öyküm okunduğunda. Çok teşekkür ederim
  • Mahmut Mun 3 gün önce yorumlandı
    iğde kokulu bir yazı, alıp götürdünüz çocukluğumu orda bıraktığım yeşilovama. bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti yıllar.
    ayşei yasemin yüksel acemi demirci hanımefendi yüreğinize, kaleminize sağlık.
TÜM YORUMLAR


FACEBOOK,
https://www.facebook.com/ozcan.goktan/posts/652582754790912?comment_id=653892014659986&notif_t=like
linkinden alıntıdır:
Facebook, Özcan Göktan sayfasından alıntıdır aşağıdaki yorumlar:
Facebook © 2014
 
https://scontent-b.xx.fbcdn.net/hprofile-frc3/t1.0-1/p50x50/1559604_643797835669404_8272303696644371567_t.jpg
Özcan Göktan, Acemi Demirci aracılığıyla
Merhum Ziya Hoca'nın torunu Acemi Demirci(A.Yasemin Yüksel)tarafından kaleme alınan Yeşilova'yı anlatan öyküyü keyifle okumanız dileklerimle.!
https://external.xx.fbcdn.net/safe_image.php?d=AQBTR0GO6UBLikRV&w=154&h=154&url=http%3A%2F%2Fwww.kadinhaberleri.com%2Fimages%2Fbanner%2Flogo_b.jpg&cfs=1&upscale

Necmifer’e tutulduğundan beri Ehliman, sabah güneşin doğmasıyla alıp alıp başını gider olmuştu epeydir. Aksaray’dan sonra, “tol” denilen  iki, üç küçücük köycüğü geçerek varılan köyü  Yeşilova’dan,  Hasan...
kadinhaberleri.com|Ekleyen: TE Bilisim - Abdullah Tekin
Formun Üstü
·         Sen, Necdet Tıprdamaz ve 4 kişi daha bunu beğendiniz.
·         https://scontent-a.xx.fbcdn.net/hprofile-prn2/t1.0-1/p32x32/1921878_543535472426520_558203512_t.jpg
Kaldır
Acemi Demirci Çok teşekkür ederim hemşerim:)
·         https://scontent-b.xx.fbcdn.net/hprofile-frc3/t1.0-1/p32x32/1559604_643797835669404_8272303696644371567_t.jpg
Kaldır
Özcan Göktan Estağfurullah emeğin bir karşılığı olması gerekir.Size teşekkür de yazılarınızı okuyup;okutmaya vesile olmakla olur sanırım.
·         https://scontent-a.xx.fbcdn.net/hprofile-prn2/t1.0-1/p32x32/1921878_543535472426520_558203512_t.jpg
Kaldır
·         https://scontent-a.xx.fbcdn.net/hprofile-frc1/t1.0-1/p32x32/10006616_10201884661257960_1969424955_t.jpg
Kaldır
Ayse Serin Sak kaleminize saglik coook güzeldi.bir solukta okudum.
·         https://scontent-a.xx.fbcdn.net/hprofile-prn2/t1.0-1/p32x32/1921878_543535472426520_558203512_t.jpg
Kaldır
Acemi Demirci Teşekkürler Ayşe. Çok sevgilerimle:)
·         https://scontent-a.xx.fbcdn.net/hprofile-ash2/t1.0-1/p32x32/1170805_10201829182120793_1063444369_t.jpg
Kaldır
Hulya Ilgün Kalyon Çok güzeldi bizi bize ne kadarda iyi anlatmışsınız. acaba bizim köyde yaşadınız mı merak ettim.
·         https://scontent-b.xx.fbcdn.net/hprofile-prn2/v/t1.0-1/c5.5.64.64/s32x32/166673_126363657431866_6366854_t.jpg?oh=c00e903b2a007306e5f432ab401895e3&oe=53DB3F80
Kaldır
Zihni Gedik Bu hikaye BİR yAŞAR KEMAL anlatımı kadar güzel yazan hemşehrimi kutluyor:; Devamını diliyorum zira bize internette hikaye okumayada alıştırır tebrikler acemi demirci.
·         https://scontent-a.xx.fbcdn.net/hprofile-prn2/t1.0-1/p32x32/1921878_543535472426520_558203512_t.jpg
Kaldır
Acemi Demirci Hülya İlgün hemşehrim, annem Acemli. Hep dinledim oraları annemden. Ankara'da doğup büyüdüm. Orada yaşama fırsatım olmadı. Ama orayı , orada yaşayanlar kadar bilmesem de annemden kültürel her şeyini öğrendim. Ve tarihini. Yorumun için çok teşekkürler :)Ben orada olmadım; ama kalbim oradadır hep:) ACEMi Demirci
·         https://scontent-a.xx.fbcdn.net/hprofile-prn2/t1.0-1/p32x32/1921878_543535472426520_558203512_t.jpg
Kaldır
Acemi Demirci Zihni Gedik bey hemşehrim, ne yazayım:) Çoook teşekkürler. Yeşilova ile ilgili "Çatlançanak mevsimi, Kaz kümesindeki masal, Yeşilova'nın gıramlı bulguru" adlı çalışmamaalrım da hem yazdığım internet gazetesi www.kadinhaberleri.com ( öncesinde www.kadinhaberleri.net adresinde yazıyordum) hem de kendi blogum www.acemidemirci.blogspot.com adreslerinde mevcut:) Okursanız, keyifli anlar dilerim:) ACEMi Demirci
https://external.xx.fbcdn.net/safe_image.php?d=AQDG_kj1dApn6I7F&w=154&h=154&url=http%3A%2F%2Fwww.kadinhaberleri.com%2Fimages%2Fhaberler%2F17_aralik_iddianamesinde_flas_degisiklik_h145316.jpg
Türkiye ve Dünyanın Gündemi Farklı Bir Bakış Açısıyla Kadın Haberlerinde

·         Acemi Demirci

https://www.facebook.com/ozcan.goktan/posts/652582754790912?comment_id=653892014659986&notif_t=like



Paylaş :

6 yorum:

  1. Çok güzel ya . Uzun yazılarda genelde sıkılırdım ama bu yazıyı keyifle okudum. Emeğine sağlık. :) Puan bu yazıya 9.9 :D Kolay gelsin

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler Emrah. Hep sevilerek okunan yazılarda görüşmek üzere.
    Selamlar Hüdaydalısından:)

    YanıtlaSil
  3. ne kadar güzel bir yazı, ben aşırı hayvan severim okurken eyvah acaba sonu kötü mü bitecek? çakallar yılkıyı veya yavruyu yiyecek mi? diye düşünürken güzel bitmesine çok sevindim...anne ile yavruyu birbirinden ayırmamasının ödülün aldı:)
    emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yılkılar gerçekten gezermiş Sazın Irmağı kenarında.

      Ben de kuşlara çok düşkünüm. Doğada seviyorum onları. Üçarken, öterken. Çok sevgilerimle:)

      Sil
  4. Tam keyifle okumak için kafamın rahat olmasını bekledim :)
    Herzamanki gibi çok güzel bir yazıydı :)
    Kucak dolusu sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şeymacım, benden de kucak dolusu selamlar. Ben de senin yazılarını okuyorum; ama işten gönderi yapamıyorum. Telefonumda da internet olmadığından cevaplamada ya da sana yorum yazmakta gecikiyorum. Kusuruma bakmazsın di mi? Sevgi ve selamlarımla.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci