10 Mayıs 2014 Cumartesi

Yeşimle topazın hazine sandığı:Datça

Her sene tatilimizin bir kısmını Datça’da geçiririz. Yakınların pek çoğu da oradadır biz gittiğimizde.

Gitmek eskiden çoook zordu eğri büğrü  bozuk asfaltta, virajın en hatırlısının alındığı  yolda.

Şimdi yeni geniş yol var. Datça’ya gitmek daha kolay sayesinde. Keşke hala zor olsaydı oraya gitmek. O zor yol, Datça’nın bozulmasını da zorlaştırıyordu!

Virajlarla baş döndüren, bozuk; ama bu sayede Datça'yı bozulmaktan korumuş eski  yol varken daha güvendeydi Datça. Bir yerlere Datça'daki gibi toprak zeminden neredeyse bir metre yükseğe ulaşmış halde yol yapılıyorsa eğer orada değişecek çok şey var demek anlamlarına yol alıyor bu yol.

O yol beş, altı sene evvel yapıldığından beri Datça’da olumsuz her şey giderek artmıştı. Hız duvarı sıkça delinerek gürültü kirliliği alıp başını gitmişti. Eskiden beri hep zeytin kokan, çam kokan Datça’nın içi, alt yapı onca kalabalığı kaldıramadığından kanalizasyon kokusuna boğulmuştu.

Datça hurması denilen bir tür palmiye var ki. Başka hiç bir yerde yok. Başka hiçbir yerde yetişmiyor. Yapılaşma ile birlikte Datça hurması çok az sayıda kalmış. Kalanlar parmakla sayılabiliyor. Bir doğa belgeseli sunucusu sekiz tane saymıştı. O kadar azlar yani. Datça hurması endemik; kısaca sadece Datça'ya özgü bir tür. Nesli de yok oldu olacak. Eğer doğal Datça giderse, o da gidenlerden olacak!

Datça gibi bir yer, sadece Datça'da vardır.

Çektiğim üveyik resimleri, zeytin ağacı resimleri, kırlangıç yuvası resimlerinin çoğu oradan. Öyle çok  çeşitte, rengarenk  kuş türü var ki sarı çamlarda, okaliptüslerde gezinen, kiminin de resmini çektiğim, listelesem upuzun olur.

Datça, gizli bir kuş cennetidir. Bir botanik yarımadasıdır. Sadece çamlarla kaplıyken çok anlamlı bir güzelliği vardır. Datça, çamların, zeytinlerin, Ege otlarının diyarı demektir.

Datça’nın rengi, mavi ve yeşildir. Gri aykırı kaçar o küçücük; ama doğal zenginliği o küçücük alanı fersah fersah  aşmış beldenin.

Datça, Türkiye'nin dik açısıdır. Ege ve Akdeniz o dik açıda kesişir, buluşur.

Sarı çamın, zeytin ağacının, çiçeğin, yabani ya da şifalı otun envai çeşidi  Datça’da. Bir de kokunun. Doğal parfüm imalathanesi gibidir Datça'nın tepeleri, bükleri, Gebe Kum'u  her yan.

Sımsıcak yaz günlerinde sarı çam kozalakları çatlarken reçine ve çiçek kokuları arasında kuş ötüşleriyle bambaşka bir hava, tertemiz doğal bir ortam, oksijen demek orası. Nefesin alınmaya doyulamadığı nadir bir, iki yerden birisi belki de dünyada.

Tarih de doğal güzellik de  var o incecik, bük bük yarımadada. Masmavi, küçücük, yeşil ormanların gölgelediği, saklı gizli sayısız  koy var, yelkenlilerin demirlediği. Marmaris’ten hayli sonra Datça’ya doğru, yarımadaya girişte bir an olur ki üç tarafta deniz görülür.

Datça, kırılgan. O kırılganlığından koyları. Zaten her sene depremi yaşadığımız, depremle uyandığımız bir yarımada. İncecik. Üzerine en çok çam ve zeytin yeşili dokunacak kumaş orası. Bugüne kadar çamların, zeytinlerin  dostane bir sarılışla birlikte yaşadığı, kozalakların düştüğü yerler oralar. Rüzgarın dinmediği, uğuldadığı ellerden orası.

Öyle köşeler var ki Datça'da doğa harikası, bunlardan birinde yemyeşil bir yeşil ırmak da akıyor. Sadece kuş sesi, rüzgar fısıltısı işitiliyor. Sükunet, kendini orada tüm sakinliğiyle anlatıyor huzur dolu anlar içinde. Kayıklar dizili yemyeşil ırmağın üzerinde. Öyle saklı ki o köşe. Arayarak zor bulunuyor. Bu yüzden olacak  “Amazon” demişler oraya.

İngilizler, kuş sesi çokluğuna şaşıp kendi dilleriyle “kuş yatağı -birds bed-” demişler başka bir cennet köşeye. Bu da bizim dilimizde Börtübed olmuş. Kargı Koyu'na giderken termal sayılabilecek bir ufak göl var. Azmaklar var.

Deniz börülceleri, azmaklarda yetişir tek. Bir de Tuz Gölü kıyılarında.

El değmiş Bodrum’un şimdiki hali ortada. Halikarnas Balıkçısı'nın Bodrum'u değil şimdiki Bodrum. El değmemiş Datça'nın şu halinin de şimdiki Bodrum'dan nasıl da farklı olduğu apaçık ortada. Yani el değerse Datça'nın ne hale düşeceği ortada.

Doksan yılında oralı olmaya ilk adım attığımızda bambaşka olan Çeşme’nin nerelere doğru gitmekte olduğu da ortada.

Datça’dan az yukarıdaki Marmaris, Datça’nın geleceğinin gözle görülür hali gibi. Eğer Datça’ya iş makineleri girerse, Datça'da Marmaris olacak kaçınılmaz olarak. Yazık, hem de nasıl olacak o canım tabiata, o kuşlara, o manzaraya, o bulunmaz güzelliğe.

Marmaris’ten yukarı doğru, kopkoyu çam ormanları içinden, böcek sesleri dinleyerek tırmanırken sırf beyaza boyalı beton görüntüsünden başka bir şey yok şimdiki Marmaris'te. Bu görüntüsü ile Marmaris artık sevimli bir kıyı kasabası değil. İrkiltici. İtici ve sıcağı yansıtan, havasızlıktan boğulan bir kapan gibi. Ankara’dan uzaklaşmamışınız hissini veriyor çarçabuk, betonların arasında dolaşmak.

Datça,  yeşilin ve mavinin içiçeliğinin incecik bir yarımadada  hala şen şakrak eğleştiği tek tük kalmış, yeryüzündeki cennet denilebilecek  yerlerden biri. 

Datça korunmazsa, korunacak ne kalacak geriye?

Acemi Demirci, 10.05.2014, 07:40
@AcemiDemirci


Paylaş :

2 yorum:

  1. Her yeri berbat ediyolar maalesef ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediğin gibi. Ben artık güzel bir yer fotoğrafı bile paylaşmak istemiyorum. Bellenirse başına gelecekler belli çünkü.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci