17 Haziran 2014 Salı

5. Evre

5 Haziran 2014 tarihinde kaybettiğimiz yirmi beş yıla yakındır parkinson hastası olan Sevgili Babam’a ithaftır.
5. Evre
Altıncısı yok. Hepi topu beş evre. Beşincisi, sonuncusu.

 En gerçek sözcüktür “son”. Nokta demek, bitti demek son. Devamı yok demek. Gelecek de geçmiş de tükendi demek. Ufuksuzluk demek. Dahası yok.


Son, bir halden bir hale geçiş demek. Dünyadaki misafirliğin bitmesi, giriş kapısından itibaren yol alınan çıkış kapısından çıkmak demek son. Ölüm ile eş anlamlı kimileyin. Dünya mekanında çekilen filmin bitmesi demek. Filmin bitimindeki bildik yazıdır “son”.
 
Parkinson, beş evrelik bir hastalık. Beşinci evre, son evre. Parkinson hastalığının son hecesidir de son.  Zaten hastalık daha adının sonlanışıyla kestirip atıyor  hastaların geleceğini. Son hece, hastalığın sonunu kestirmeden anlatıyor.

Beşinci evrenin başlaması, sona saniyeler kalması demek. Geri sayım demek. Geri sayım bazen beşten başlar bazen dokuzdan bazen ondan. Ama sayılar mutlak tükenir. Sıfır, sondur. Sonsuzluktur. Yokluktur. Bitmişliktir.

İnsanın nasıl güçsüz, yetersiz kalabildiğini yüze alenen çarpan gece karası çaresizliğin, gündüzün göz alıcı çiğ ışığında yılışmasıdır beşinci evre. Beşinci evre, evire çevire döver hastaları da yakınları da. Yakınların yakınması, tek çaresizliktendir. Söz geçmez beşinci evrenin göz göre göre ettiklerini bir yaşayanlar bilir. Yaşamayanlar mı?  En çok bilmediğimiz, hiç fikrimiz olmayan konularda akıl vermez miyiz biz hep, üstelik de o dertlerle boğuşanlara. Teker kırılınca yol gösteren çok olur mantığı uyarınca olur olmaz her türlü aklı vermeye kalkanlara o hastalığın çetin şartları anlatılmaya çalışılır. Yorgunluk diz boyu bile değil dağlar boyuyken yol gösterenler de ayrı bir yorar insanı.
 
Parkinson, yakalamasın bir. Ne durur ne durak bilir. Dur durak bilmeksizin yola çıkmıştır beş duraklık yol boyunca. Hükmü yerine ille de gelecektir.

Başlarda hayatı çok etkilemez. Yürüyüşteki, halde tavırdaki farklılıklarla  bir şeylerin yolunda olmadığını açık açık anlatır parkinsona yakalanmış bedenler; ama yine de kendi kendine yetinilebilmektedir başlarda. İlaçlarla yavaşlatılabilir hastalığın gelişimi. Hastalık haberi ne kadar yıkıcı, üzücü ise hastalığın seyrinin yavaşlaması o kadar neşelendiricidir. Ama o neşe de bir yere kadardır. Sürgit olsaydı keşke. Oysa ne gezer. Kısadır. Kış gününün aldatıcı güneşi gibi.

Boyunduruktur bu hastalık. Kıskacı güçlü, sökülüp atılmaz bir boyunduruk. Boyunduruğa bağlananların hali malum. Esaretin, en özgür alanda yaşanılanıdır. İnsanlar, bedenlerinin esiridir. Beden, laf söz dinlemez.

Beşinci evreye kadar nispeten daha rahattır hayat. Tatile de gidilebilir. Merdivenler de inip çıkılabilir. İhtiyaçlar karşılanır ki bu ne büyük nimettir.
 
Beşinci evre, başa gelince… Her şey farklılaşır.  Güçlükler, öyle çoğalır ki ne güç bırakır hasta yakınlarında ne de vaktinde hasta ne kadar güçlü kuvvetliyse ondan eser bırakır.

Düşmek, zaten bu hastalığın getirilerindir. Ama beşinci evrede düşmek  önlenemiyor. Kaldırmaya çalıştıkça nasıl olduğu anlaşılmadan ters dönüveriyor hasta. İskelet yapısı ve kaslar da hastalık öncesi gibi olmadığı, denge en büyük sorunlardan olduğundan herhangi bir insanı kaldırmak, kucaklayıp yerine koymak gibi olamıyor yatağından düşmüş bir parkinson hastasını yerine koymak. İçiniz acıyor. Bağrınız yanıyor. Burnunuzun direği sızlıyor. Ama elden bir şey gelmiyor.

Elden bir şeyin gelmemesi… Bu, çaresizliktir. Çaresizlik koskoca dünyada sanki tekmişiniz gibi hissetmektir.

Onca senedir süren hastalık boyunca hasta zaten giderek kötülerken yakınındakiler de giderek yorulur. Hal kalmaz. Hayat da bir kararda değildir, farklı şeyler sunar. Halledilecek, baş edilecek başka konular açar. Bu, ayakta durmanın hiç kolay olmaması demektir.

Babanızın bu hastalıkta nasıl eridiğini görmek öyle acıdır ki. Yorulmak nedir hiç bilmemiş, evlatlarından bir bardak su dahi istememiş, çocukluğunda bağda bahçede, gençliğinde, iş hayatında arıları kıskandıracak kadar çalışmış, şehrin içinde belediye otobüsüne bir kez bile binmemiş, her yere yürüyerek giden, voleybol oynamış  babanızın her konuda nasıl eridiğini görmek, yaz sıcağında buram buram terlemekten beterdir.

Beşinci evre acımasızdır: Gaddardır. Öyle bir zalimdir ki zulmü ancak alevden kalemlerle yazılabilir.

Başına bu hastalık gelmiş, beşinci evreyi tamamlayıp hayattan göçmüş hastalardan birinin bir yakınıyla tesadüfen tanışsanız ya da onun iyi niyetle, yardımcı olabilmek amacıyla internette bir siteye bıraktığı bir ileti adresine yazsanız ilk duyacağınız şey “İşiniz çok zor. Allah yardımcınız olsun” cümlesidir. Bu cümle, beylik  ilk cümledir ve hiç değişmez.

Beşinci evre geldiğinde bilirsiniz ki bu evrenin diğer adı sondur. Yani eliniz her gün yüreğinizde. Hep tetikte. Ha bugün ha yarın diye. Son, kapıda çünkü.

Kırılan tabak sesleridir beşinci evre. Hiçbir şey tutamaz olur voleybol oynamış eller. Tutsa da bardaklardaki sular dökülür ve bardak da düşer hiç gecikmeksizin. Her yerde cam kırıkları porselen parçalarına rastlamaktır beşinci evre.

Yapılacak ilk iş bir bakıcı kadın tutmaktır o evre gelince. Herkes bakıcı olmak istemez bu evrede. Bakıcı kadınlar, kendilerine daha çok zaman kalacak, televizyonu rahatlıkla seyredebilecekleri, telefonu kesintisiz konuşabilecekleri işlerde çalışmak isterler. Ama şu gerçek ki eğer biri hasta bakımı işine girmek isterse o işsiz kalmayacaktır. Her türlü hastalığın elinde kıvranan bakılacak daha pek çok hasta olduğu iyi bilinmektedir. Nazlanırlar o yüzden beşinci evrede bir parkinson hastasına bakmak konusunda.

İşini iyi yapan, hastaya iyi bakacak bir bakıcı kadın bulmak hiç kolay değildir. Üstelik bakıcı kadın tutmak pahalıdır. Eni konu pahalıdır. Çok maaştan çoook yüksektir bu hastalıklardaki bakıcı gideri. Kaç asgari ücret tutarındadır, kaç. Bir iki aylık bir bakım da değildir bu hastalıkların süreci. Hadi gücü yetti,  bir aylığına tutanlar oldu diyelim, ya sonrası… Bakımın  devamlılığı, çok kişilerce sağlamaz. İki evi olanlardan evlerinden birini satanları duydum, bakım masraflarını karşılayabilmek için. Bankadaki yüklü paralarını sırf bu işe ayıranları biliyorum.

Hastaların, hastanelerde yatması akla gelen en akılcı çözümken bunun mümkün olamaması her konuda alınan bir darbedir.

Beşinci evre bir hasta eğer asansörsüz bir apartmanın üst katlarında oturuyorsa hastaneye gitmesi hiç kolay değildir. İlle de ambulans gerekir. Bu da kolay değildir.

Bu hastalık giderek yaygınlaştığından daha çok bilinir olurken düşünmeden edemediğim bir şey var. Kalabalık kentlerin yapayalnız insanları, gurbet yollarına düşen kardeşlerinden, evlatlarından uzak kalanlar bu hastalığa yakalandıklarında dördüncü, en beteri de beşinci evreye gelince hallerinin ne olacağı. Bu hastalığa yakalananların bir ailesi olsa bile hastaya bakanlar da insan olduklarından bu uzun süreçte onlar da yaşlanacaklar, yorulacaklar, hayatın sunacağı bambaşka sorunlarla boğuşacaklar. O zaman  her birinin hallerinin nice olacağını düşünmeden edemiyorum. Ve biliyorum ki tek benim düşünmem çare etmiyor!

Çok uzun süreli bir hastalık olan parkinsona yakalanmış hastaların yakınları, bu uzun sürede hep aynı kalmayacaklar. Hayat mücadelesi içinde  olacaklar. Sağlıkları aynı kalmayacak. Yorgunluk, hasta bakımındaki verimliliklerini düşürecek. Tüm bu zorluluklarla tek başına baş edilemeyeceğinden onlara mutlaka her türlü desteği verebilmek için neler yapılmaktadır, yapılanlar yeterli midir, daha yapılması gereken neler neler vardır  diye düşünen başkalarının da olduğunu  umuyorum. Hasta ve hasta yakınlarına ulaşacak, onları hastalık konusunda bilgilendirip eğitecek ve ihtiyaç duyulan her alanda destek verecek ister gönüllü ister başka türlü kurumlara öyle büyük ihtiyaç var ki. Hem de hemen, derhal.

Eğer bu hastalara evde bakım gibi  destek konusunda merkezler olursa pek çok kişi de ekmek kapısına kavuşur. Hastaya bakacak kişi bulmak da o kişilerin hastaya nasıl baktıkları da dağ gibi bir sorun olmuşken şimdilerde, birileri ekmek kapısı bulmuş olur, hastalar iyi bakılır ve yakınları da  tedirginlik yaşamaz.

Parkinson, alzaymır gibi hastalıklarda, hasta giderek yürüyemez, yatağa bağlı, ihtiyaçlarını karşılayamaz olduğu,  sık sık düştüğünden yüzü, bacakları yara bere içinde kaldığından bu hastalıklarla sadece aile içinde baş edilmesi mümkün değil. Evet mevcut şartlarda ediliyor başa gelince. Ama bu hastalık giderek tek başına yaşayanların yoğunlaşmakta olduğu toplumumuzda çözülmezse, kördüğüm bir sorun olacak. Keşke parkinson ve alzaymır hastaları ve hasta yakınları için gerçek anlamda destek olacak gönüllü ya da başka nitelikte, başta maddi konular olmak üzere her konuda başvurulacak kapılar olsa, bu hastalıklar artık kapıyı sık sık çalarken.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 2.06.2014, 12:08

5 Haziran 2014 akşamı, Babalar Gününe beş kala parkinSON hastalığının son hecesini yaşadık. Babam, artık hiç düşmeyecek. Ama bizim gözlerimizden sicim gibi yaşlar  düşüyor.

11.06.2014, 00:04
Paylaş :

10 yorum:

  1. Başınız sağ olsun çok üzüldüm Allah mekanını cennet eylesin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Hazelcim. Üst üste iki acı çok zor. Allah bunları unutturacak başka şeyler göstermesin.

      Sil
  2. Daha once sayin muhterem babaniz ile ilgili yazinizi okudum cok ustaca kaleme almissiniz ayni hastaliktan muzdarip hemserin alayhan koyunden selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli hemşehrime selamlar, iyi günler. Yazılarım yararlı oluyorsa ben de çok mutlu olurum...

      Sil
  3. bizimde annemiz 10 yıldır parkinsonla mücadele ediyor:(
    çok zor bir hayat..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok zor olduğunu biliyorum. Ne dense o azdır onu da biliyorum. Bu yüzden tek dileğim var, bu hastalık artık kalmasın, çaresi bulunsun.

      Sil
  4. bu hastalığı bu kadar güzel anlattığın için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.

      Faydalı olmasını; ama en çok bu hastalığın çaresinin bir an önce bulunmasını dilerim.

      :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci