15 Temmuz 2014 Salı

Kaz Sürüsü ve Kartal


Buzlu suların üzerindeki kazları anlattığım öykümün teması olan kazlar, suları hiç buz tutmayan, kışın hiç kar yağmayan; ama bu yüzden de yaz kış su sorunu yaşayan Çeşme'deki köyümüzün kazlarıdır.

Beynini oyuyordu sanki günlerdir aklından çıkmayan konuyu nasıl çözeceği. Uyku uyuyamıyor, iki lokma aldığı yemeğini bir kenara itip sofradan kalkıyordu.

Oğuz, bunalmıştı. Yorulmuştu yılan hikayesine dönen elindeki işten. Tek başına kalmıştı savunduğu; en doğru olanı yapmak istediğinde. Tek başına kalmak, karşısındaki kalabalık tarafından haksız ve yanlış bulunmak anlamına geliyordu.  Haklıyken haksız duruma düşmek ağrına gidiyordu Oğuz’un. Sadece doğru bildiğini söylüyor, o zaman da karşısındaki insanlar dünyanın en saçma şeyini söylemiş birine bakar gibi gözlerini açıp manidarca ona bakarken Mona Lisa’nın gülüşünü aratmayacak belirsizlikteki alaycı gülüşleri, zehirli bir ok gibi işliyordu Oğuz’un kalbine. Kaç kez böyle olmuştu. Her defasında toplantı salonundan ayrılmıştı Oğuz kan ter içinde. Oysa bilinen tüm doğrulara ve değerlere aykırıydı karşısındakilerin yapmak istedikleri. Oğuz’un yapmak isteğiyse doğruları ve ilkeleri fersah fersah geçmek şöyle dursun bir adım olsun doğrunun dışına çıkmamaktı.

 
Bu böyle olmayacaktı. İyisi mi o şirketten ayrılmasıydı. Ayrılmasına hemen ayrılacaktı da nasıl geçinecekti o zaman? Hadi kendi başının çaresine baktı, ihtiyar annesine nasıl bakacaktı? Nasıl para biriktirip ev bark, yuva kuracaktı? Bunalmıştı Oğuz. Buram buram  bunalmıştı. Üstelik de sırf doğrudan yana olduğu içindi bunaltısı.

Aklın bittiği, akıldışılığın başladığı yerde her şey dolanıyordu. Olmayacak her şey. Doğru bildiği hiçbir şeye benzemeyen her şey. Oysa Oğuz, doğru bildiğince yaşamazsa o yaşamın anlamı ne olabilirdi ki? Bir kere yaşanılıyordu. O da doğru yaşam olmalıydı.

Konuşacak gibi olmuştu birkaç defa karşısındakilerle. Alaycı, küçümseyici bakışlara, iğnelemelere rağmen. Tek kalsa da sayıların değil doğruların belirleyici olduğu  üzerine. Yani önemli olanın nicelik değil nitelik olduğunu anlatmaya çok çalıştıysa da dinleyenler bir olmuş, onu anlamamazlıktan gelmişti. Neden karşısındaki onca kalbur kişinin doğru değil de tek başına kendinin haklı olduğunu anlatmak istedikçe gördüğü muamele, trafiğin soldan aktığı bir ülkede memleketteki gibi trafiğe sağdan çıktıktan sonra  karşı şeritte seyreden onca sürücünün hatalı, tek kendinin doğru olduğunu sanan sürücünün fıkrasını dinlemek olmuştu. Ve susmuştu Oğuz. Doğruları içinde. Doğruluk için doğulduğunu unutmadan. Sızım sızım sızlayan  yüreği bağırmak isterken susmuştu. Bir hafta izin almaya karar vermişti sonunda. Eni konu düşünmek için işinden ayrılmadan önce. Yanlışa düşmektense şirketten ayrılacağını zaten biliyorken. Yine de bir hafta başını dinlesin istemişti. Anacığını da alıp, tarihi İpek Yolu’nu izleyerek  Sakarya Nehri havzasındaki memleketi Nallıhan’a gelmişti. Kışın artık neredeyse bittiği, baharın solunduğu günlerde.
 
Nallıhan’da, bahçe içinde bir evleri vardı. Anneciği de sevinmişti daha küçücük fideyken elleriyle diktiği ağaçlarını göreceği, bahçesindeki lahanalardan, ıspanaklardan toplayıp yemek pişireceği için. Ağaçlarını budar, altlarını açıp gübrelerdi. Evini de havalandıracaktı bir güzel. Hala yanması gereken kuzinede de oğluna o çok sevdiği patates gömmelerinden yapardı.

Akşama anasıyla Ankara’ya dönecekleri Nallıhan’daki son günlerinde Oğuz, sabahın erkeninde çıktı evden. Annesi uyuyorken. Arabasının sağına soluna bakıp birkaç hafif tekme savurdu lastiklere. İyi görünüyorlardı. Yola çıkabilirdi. Nallıhan Kuş Cenneti’ne gidip biraz kafasını dinleyecekti. Çocukluğunda arkadaşı Orhan ile ilk kim görecek diye oyun oynadıkları kara leyleklerden görürdü belki. Şimdilerde pek rastlanmayan kara leylek görmeyi uğur addederdi Oğuz da Orhan da.
 
Gölün kenarında durdu. Arabasından inerken gülümsüyordu. Kuş seslerine kulak verdi. Göçmen kuşlar gelmişti bile. Kimisi gölün içindeki henüz yapraklanmamış çıplak dallardan oluşan çalılara konmuştu. Nasıl güzel bir görüntüydü bu yakında yaprak açacak dalların yapraktan, çiçekten önce sanki kuştan çiçekler açması. Üstü kızılımsı kahverengi, etekleri grimsi karşı dağa dikti gözlerini.Tam karşısında adamakıllı  bir dağ manzarası. Sivri bir zirvesi var dağın tam da dağa yakışan. Zirve karlı. Bak bak doyulmaz. Oğuz da zirvelere baktı uzun süre. Dağın altındaki düzlük yeşillenmeye başlamıştı. Yeşillenmeye başlayan düzlükte uzun bacaklı su kuşlarından gezinenler vardı.
 
Kimi kuş sürüsü topluca havalanıyordu göl üstünde. Yüzlerce kuşun havalanışı, bir kanat çırpış  senfonisini andırıyordu. Havalanmış kuşlar suyun hemen üzerinde sanki bir bulutmuş gibi salınıp duruyorlardı. Havalanmalarının ardından çok geçmeden kanatlarıyla su üstünde şiir yazıp yeniden göl kıyısına  konuyorlardı. Oğuz, sırt çantasından dürbününü çıkarıp gözlerine götürdü. Sanki kuşlar hemen önündelermiş gibi onları izlemeye koyuldu. Gölün içinde tümsek oluşturmuş küçücük bir adacığın üzerine konmuş uzun gagalı irice bir su kuşu dinleniyordu.
 
Suya inen bir gri balıkçılı seyretmeye koyuldu Oğuz. Gri balıkçıl, Oğuz’a arkası dönük halde kenarları yarısına kadar koyu tüylerle çevrelenmiş geniş kanatlarını açmış, uzun boynu yukarda suya inerken Oğuz canlı bir tablo izler gibi olmuştu.  Gepgeniş kanatları su üzerinde çırpınarak  göle usulca inmekte olan gri balıkçılın sergilediği güzelliğe kapılıp tüm tasasını, derdini unutmuştu. Yakınlarda bir yerlerde bir alaca ağaçkakan olmalıydı. Ağaca vurduğu gagasının sesi geliyordu. Etraftaki çalılara, ağaçlara sürekli yalı çapkını, kuyrukkakan konup kalkıyordu. Daha ilerdekiler pelikanlar olmalıydı. Tam anlamıyla bir cennetteydi Oğuz şu an. Bir kendinin bir de kuşların olduğu bir cennette.
 
Çetin geçen kışta donan gölün kuzeye bakan kısmı, bahar gelmiş olmasına rağmen henüz çözülmemişti. Hala buzla kaplıydı gölün kuzeyi. Oğuz, gölün buzla kaplı kısmına bakarken kalabalık bir yaban kazı sürüsü buzların üzerine inmek üzereydi. Yaban kazı sürüsü, buzlu göle konduğunda gölün üstü hareketlendi, neşelendi. Sürü sanki iğne atsan yere düşmeyecek şekilde yanyana duruyordu buzların üzerinde. Tek bir boşluk yoktu neredeyse kazların arasında. Onca kazın kimisi o kalabalıkta eşini arar kimisi de etrafa bakınırken birlikte capcanlı bir tablo oluşturmuştu. Oğuz, yaban kazlarını seyretmeye koyuldu.
 
Birden uçuşan karabataklarla, sağdan soldan aniden havalanan kuşların kanat sesleriyle  telaşlı ötüşlerin anlamını bulmak için etrafa bakındı. Bir şey göremeyince dürbününü başka taraflara çevirdi. Önce ağaçlara baktı. Bildik kuşlardan başka bir şey yoktu. Gölün etrafını çevreleyen dağlarda tepelerde gezindi sonra gözleri. Dağın eteğinden doğru her karışı taradı  dürbünün gerisindeki gözleri. Gölle dağ arasındaki düzlükte, birkaç metre yükseklikteki kayada bir karaltı fark etti. Kaya kartalıydı o karaltı.

Simsiyahtı kaya kartalı. Gözlerini sabitlemiş, gölün buzlu kuzey kısmına bakıyordu. Bakışları, tam bir kartal bakışıydı. Buzları eritecek cinsten. Simsiyah kaya kartalının buzların üzerine konmuş bembeyaz yaban kazı sürüsüyle ilgilendiği besbelliydi.

Hepsi bir aradayken koca bir kaz tüyü ormanını andıran yaban kazı sürüsüne bakındı kaya kartalı, uzunca bir süre. Sonra bir şeye karar vermiş gibi tereddütsüz havalandı. Simsiyah kaya kartalı, doğruca yabankazı sürüsünün üzerine gelip sürünün üzerinde defalarca dalarcasına alçalıp tekrar tekrar pikeledi. Üzerlerinde uçan kartalı görür görmez kaz sürüsünün ürktüğü hemen anlaşılıyordu. Sürü birden hareketlendi, kazlar kanatlarını çırptı.

Buzun üzerinde çok kalabalık halde yanyana duran kazlar teker teker havalanmaya başladı. Kimisi o kalabalıkta kanatlarını açacak mesafe kalmadığından kalkmakta zorlanıyordu. Kalkamıyor ya da kalkmaktan vazgeçip sonra yeniden deniyordu. Kaya kartalı, pikelemelerine devam ederken kazların ne yaptığını da kaçırmaksızın izliyordu.

O kadar kalabalık kaz sürüsü aynı anda kalkmaya çalışınca içlerinden bazıları birbiriyle kaçınılmaz olarak çarpıştı. Kimisi bu kazaları yara bere almadan atlatabilse de çarpışan onca kazdan birinin kanat kemikleri mutlaka kırılıyordu.

Kalabalık sürünün hep birlikte kanat çırpıp havalanmaya çalışması sırasında çarpışan  kazlardan biri buzların üzerine düştü. Ne kadar çabaladıysa da havalanamadı. Kanadı kırılmıştı kazın. Artık uçamayacaktı. Topluca havalanmaya çalışan sürü içinden düşen kazı gördükten sonra kartal bir daha dalmadı. Kanadı kırık bir kaz uçamazdı. Tam tepede bir kartal uçarken bir kazın  uçamamasının tek anlamı vardı. Av olmak.

Sürü hepten havalandığında kanadı kırık kaz, buzun üstünde bembeyaz bir av olarak kaçacak yer arıyordu. Kartalın üzerine geldiğini görünce havalanmak istedi. Kanatlarını güç bela çırpsa da uçamadı. Kartalın pençeleri ona doğrulmuştu.

Kartal, kaza hamletti. Kaz kanatlarını çırpabildiğince çırpıp kartalın saldırısını savuşturdu. Kartal acele etmedi. Kaz hem yaralıydı hem de yorulacaktı nasılsa; ama o kadar beklemeye niyeti yoktu kartalın anlaşılan ki bir kez daha daldı. Kaz yine kaçmak istedi. Bembeyaz kazın üzerine simsiyah kaya kartalı kara bir kabus gibi inmişken kartal pençeleri kazın bembeyaz, yumuşacık tüylü sırtına işlemişti.

Tam bu sırada Oğuz, dürbünde başka bir kara kuş gördü. Arkadaşı Orhan ile hep uğur saydıkları kara leylek süzülüp göl kenarına indi. Oğuz’un uğuru dönüp dolanıp gelmişti demek ki.

Dürbününü indirirken başını sallayıp bir “Ooovvv. Vayyy bee” çekti Oğuz.  Kartalın kazı kolayca, hiç yorulmadan, onca çaba sarf etmeden, yüzlerce kazın arasına dalıp, kartal kanatlarını tehlikeye atmadan, tamamen taktik oyunuyla nasıl avladığını ilk kez görüyordu. Hem şaşırmış hem yaban kazı için üzülmüş hem de kartalın aklına, oyununa hayran kalmıştı. Kartal, şimdiki avını kaz sürüsünün içine korku salıp havalanmakta birbirinden geri kalmamaya yarışan ilerideki muhtemel avları olacak diğer kazlara  avlatmıştı bir bakıma.

Oğuz, şöyle bir durdu. Aklına bir şey gelmiş gibi. Dürbününü aceleyle sırt çantasına tıkarken,
-Bazen hayata dürbünle bakmak gerekiyormuş. Yarınki toplantıda bir  kaya kartalı olmalıyım, diye söyleniyordu, gülerek.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 16.07.2014




Paylaş :

4 yorum:

  1. Heyy resimlere bayildim ben. Göçleri izlemeyi çok severim. Ördek kaz ve kartal göçlerini. :))

    YanıtlaSil
  2. Tüm resimler yalnızca kendi çektiğim resimler. Göçleri izleyemesem de keklikleri, atmacayı, kuyrukkakanları, karatavukları, dağ bülbüllerini izlediğim anlar oluyor. Ve çok sevdiğim kuşların resimlerini de sitemde bol bol kullandım. Seni de İzleyenler'de görmek isterim insanyavrusu:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzleyicilerime kaydettim. ama ben gfc kullanmiyorum ki. Telefondan baglaniyorum sürekli. RSS reader kullaniyorum :)
      Takiptesin yani :))

      Sil
    2. Teşekkür ederim insanyavrusu. Yine de bir ara bilgisayar başında olursan eğer, İzleyiciler içinde bulunduğunu görmek hoş olur. Zira İzleyiciler'de görünenler, istatistiklerde gördüğüm okuyucu sayısının yani görünmeyenlerin kaçta kaçı. Ama ben görmeyi isterim mümkünse tüm arkadaşlarımı:) İyi bayramlar.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci