20 Ağustos 2014 Çarşamba

Kanat sesi


Kuşundan kedisine, köpeğine yardıma muhtaç her canlıya elini uzatmakta hiç tereddüt etmeyen Sare Gülay Temren’e ithaftır.





Cumartesi filan dememiş saat yedide kalkmıştı küçük kızının iki gündür istediği gözlemeyle elmalı pastayı yapmak için. Onları yapmakla kalmayacak Ağustos ayının bu son günlerinde gök domatesle turşu da kuracaktı Gülay.

Gülay, kızının istediklerini hazırlayıp kahvaltı masasını kurduktan sonra lavabonun başına geçip gök domatesleri yıkamaya koyuldu.

Henüz olgunlaşmamış yemyeşil gök domateslerden birini yıkıyordu ki duyduğu kanat sesi ile gözlerini hava boşluğuna bakan mutfak penceresine çevirdi.

Yukardan aşağıya çivileme uçarcasına inen bir güvercin çaresizce kanat çırpıyordu hava boşluğunda. Gülay’ın ödü koptu güvercinin kanatlarına bir şey olacak diye. Güvercinin kanat sesleri hala duyulduğuna göre henüz zemine konmamış olmalıydı. Gülay, yüksekçe giriş katında oturduğundan ayak parmakları üzerinde kakıp hava boşluğuna bakınmaya başladı.

Bir dakika bile sürmedi kanat sesleri. Hava boşluğunun zeminine konmuş güvercin, uçmaya çalıştı yukarılara. Dimdik yükselemediğinden kanatları duvarlara çarptı.

Gülay, güvercini  görebilmek için hava boşluğuna bakan mutfak  penceresinden başını uzatıp  loş zeminde gözlerini gezdirdi. Güvercin, içine düştüğü hava boşluğundan nasıl çıkacağını bilemediğinden zeminde dolanıp duruyordu. Belli ki dimdik uçarak çıkabileceği bu dar alandan kurtulmanın yollarını arıyordu. Gülay’ın kendisine baktığını gören güvercin ürktü.  Zeminde saklanacak bir yer aradı. Saklanacak bir yer bulamayınca da duvarın dibine tüneyip boynunun içine çekti.

Gülay hemen erzak dolabını açıp kavanozlardan birini aldı. Kavanozdaki iri taneli bulgurun tamamını mutfak lavabosunun önündeki açık pencereden hava boşluğuna boşalttı.

Güvercin susamış da olabilirdi. Suyu nasıl verecekti. Boş plastik bir kaba su koysa kabı zemine indirmesi gerekirdi. Hava boşluğunun zemini ile mutfak penceresi arası hayli yüksekti. İnemezdi o yüzden zemine. Su dolu plastik kabı zemine atsa, bu kez sular dökülürdü.

“Belki uçar, çıkar buradan” diye düşündü Gülay. Parmakları üzerinde yükselip pencereden iyice abanarak hava boşluğuna doğru sarktı. Güvercin, attığı bulgurları yemeye koyulmuştu.

Güvercinin hava boşluğundan bir an önce çıkıp yuvasına belki de yavrularının yanına dönmesi gerektiği aklına gelince Gülay, güvercini hava boşluğundan nasıl çıkarabileceğini düşünmeye başladı. Hava boşluğuna inemezdi. Atlanamayacak kadar yüksekti hava boşluğu. İple de sarkamazdı. Pencereden iple yüksek bir merdiven sarkıtılabilirse ancak öyle inilebileceğinden başka bir yol gelmeyince aklına doğruca kapıcının oturduğu daireye  gidip kapısını çaldı.
 
Üzerinde pijaması, Pazar günü rehavetiyle kapıyı açan kapıcı, bu saatte kendisini rahatsız eden Gülay’a ters ters baktı. Sonra da “Buyur” dedi.

Gülay, “Hava boşluğuna bir güvercin düştü, çıkamıyor. Sen daha iyi biliyorsun ki hava boşluğu bir güvercinin uçması için çok dar. Oradan bir çıkarıversen güvercini”,  dedi.

Kapıcı önce çenesini sonra başını kaşıdıktan sonra;
-İyi diyon da hava boşluğuna nasıl inecem. Bir adam bulmak lazım. Yüz liraya filan çıkarırlar kuşu oradan.

Gülay, kapıcının güvercini kurtarmak için açık açık yüz lira isteyemediğini; ama eline yüz lira verirse çıkaracağını anladı. Neredeyse “Tamam yüz lirayı sana vereyim de güvercini oradan çıkar tek” diyecekti ki  cüzdanında yüz lira olmadığı aklına geldi. Yine de emin olmak için eve gitti, hemen çantasını açıp cüzdanına baktı. Tam hatırladığı gibiydi cüzdanındaki parası. Yirmi liraydı. Ay başına bir gün kalmışken cüzdanında yüz lira ne gezerdi.

Mutfağa gidip pencereyi açarak beline kadar hava boşluğuna sarktı. Güvercin kanatlarını çırpıp uçmaya çalışıyor biraz havalanıp yere konuyordu. Dimdik havalanıp uçabilse çıkacaktı bu dar yerden; ama güvercin de bunu yapamıyordu. Gülay, pencereyi kapatırken güvercinin kanat sesleri hala içeri doluyordu.

Aklına itfaiyeyi aramak geldi. Hemen telefona koştu. Numarayı çevirdi. İtfaiyeye hava boşluğunda bir güvercin olduğunu ve oradan bir türlü çıkamadığını anlatıp yardıma gelmelerini istedi. Adresini yazdırdı.

Sokağa giren itfaiye aracının sirenini duyan  sokak halkı, pencereye üşüştü. Apartmanda yangın var zannetti apartmandakiler de. Karşı apartmandakiler de  mahallede yangın var sanıp evlerine de sıçrayabileceği korkusuyla kendilerini  dışarı attılar.

İtfaiyeciler, güvercini yakalayıp yukarı çekmek  için kıskaca benzer metalden bir şeyi hava boşluğuna salladılar. Güvercin, kaçmaya çalıştı her seferinde. Bazen uçmak için kanat çırpıyor biraz havalanıyor; ama duvarlardan birine çarpıp yere düşüyordu. İyice sersemlemişti güvercin.

Sonunda itfaiyeciler güvercini kıskaçla yakaladılar. Yavaş yavaş yukarıya çekerken kıskaçtan kurtuluverdi güvercin. Düşerken kanatlarını çırptı, zemine kondu.

Bir kez daha kıskaçla yakaladıklarında bu kez kıskacı deminki kadar gevşek tutmadılar. Biraz daha sıktılar ki güvercin düşmesin, yukarı kolayca çekebilsinler diye.

Güvercini kıskaçla yakalayıp hemencecik yukarı çeken itfaiyeciler de Gülay da sevinçle çığlık attılar. Güvercin kurtulmuştu sonunda hava boşluğundan.

Kendisini yukarı çeken boynundaki kıskaç açılırken güvercinin gözleri kapanıyordu. Gülay, güvercini itfaiyecinin ellerinden aldı. Güvercinin boynu yana düşüverdi. Gözleri de kapalıydı.

Gülay’ın sevinci birdenbire söndü. Güvercini yere bıraktı. Güvercin sırtüstü düşüverdi ayakları havaya gelerek.

Güvercin kurtarılmış; ama ölmüştü.

Gülay, gözlerinden akan yaşları silerken  “Kuş kadar canı var derler. Doğruymuş” diyebildi.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.12.2013, 12:00

Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci