4 Ekim 2014 Cumartesi

Kabuğunu beğenmeyen kaplumbağalarla kurbağa prensler


Geçmişini ve onu bugünlere getiren, doyuran tek destek olan en yakınlarından gördüğü yardımları, geçmişi üzerinden çok seneler geçip, payelendikten sonra bir çırpıda unutan ya da  unutmalara kaçan; ama geçmişiyle birlikte  insanlık gibi değerleri de unutmayı yeğleyen, nankör mü desek yoksa bu sözcüğü yetersiz kalır diye kullanmasak mı bilemeyeceğim hepimizin yakından bildiği  kişilere ithaftır.

Başlıkla uyumlu olan bu yazımın fotoğraf temasında her ne kadar kabuğunu beğenmemek ile ilgili olan atasözümüz dolayısıyla kaplumbağaları kullansam da ben kaplumbağaları çok severim. Çalışma masamda bile camdan bir kaplumbağa vardır evimin hemen her yerinde olduğu gibi taşından, oyma tahtasından, camından, mermerden.


Ötelere, daha daha ötelere giden yollar, gerilerden, hayli gerilerden başlar. Bazen o kadar geride kalırlar ki ötelere ermiş yolcu, dönüp arkasına bakmaz bile. Ya geridekini görmek istemediğinden ya da ötelerin ufuklarının sarhoşluğundan. Derinlik sarhoşluğu gibidir ufuk sarhoşluğu diye adlandıracağım bu sarhoşluk. Ufuk sarhoşluğu, başı esrik olanı yok etmez; ama geridekileri yok etmezlik hiç etmez.

Yollar hep vardır da, yola çıkanlar olduğunda o yollarla bir hedefe varılır. Çoğu yol kendi başına uzar gider. Kimisinin de yolcuları çoktan yola koyulmuştur. Nereye gidilmek istenildiği bilinse de yola çıkarken yolun tamamlanılıp tamamlanamayacağı bilinmez. Gelgeç gönüllüler daha yolun başında oldukları yerde kalabilirler, kimisi gerisingeri dönebilir kimisi de zar zor, dişini sıkarak alır yolunu hedefine erene dek.
 
Yolun götürdüğü yer neresi olursa olsun yolun başlangıcıdır esas olan. Nereden yola çıkıldığı yani. Yok yoksulluktan mı, umutsuzluktan mı, büyük heveslere kapılarak mı? İlk adıma bunlardan hangisi kıvılcım oldu? Hangisi yolları düşürdü akla?

Son adım atıldığında akla gelen ne olacak? İlk adım mı yoksa elde etmenin böbürlenmesiyle katmerlenmiş kazanım dolu son adımlar mı? “Kimdim” mi denilecek hedefe varışta, “Kimim” mi? Çoklukla “ Ben” denilir. Yani “Kimdim, kim oldum” irdelemesine girilmez. Kimileri “Neydim ne oldum” der buna.

İlk adım, çekirdektir. İlk adım, yola atılan tohumdur. Rüzgar neredeye götürürse orada da yeşerecektir. İlk adımın saygınlığındadır ulaşılmış her ne ise yani son adımın ne kadar saygın olduğu.

Çıkışlar çoklukla çıkılmazlardan başlar. Yokluktur çıkılmazın adı bir yerde, hayatını kurtarma istediğidir başka bir yerde. Çıkışlar, bir yerlere götürür de her götürdüğü yer masalsı zirveler olmaz. Bazıları masal prensine döner bu yollarda. Kurbağa olarak başladığı yolda, yolun götürdüğü hedefteki öpücükle prense dönüşüvermiştir bir kurbağa. Ve asıl asil yol,  bir hedefe ilerlerken başlangıçta yola kim olarak çıkıldığının unutulmamasıdır. Bir yerlere varılır, bir şeyler olunur, umulmadık payelere bürünülür belki; ama yolun başında kurbağa olunduğu çoğu prensçe unutulur. Hatta kurbağalara düşman bile olunur prens olunduğunda.
Hatırlanılamaz mı peki geri dönülüp bakılsa kimken kim olunduğu? Elbette hatırlanılır; ama ne hatırlanılmak istendiği ne de hatırlanılması istenmediği çokça yaşanır. Belki hedefe varılan yoldaki mücadele  bugüne giden yol öyküsü olarak gazetelerde gözü boyasa da  prense dönüşmüş kurbağalar taaa öteden beri ıstakoz yediğinin sanılmasını ister.

Nereden nereye gelindiğinin unutulması da başka bir yol, başka bir yol alış. Unutmak aslında vaki de değil; ama öyle görünmenin yeğlendiği bir kaçış. Bu kaçış, en ince telidir o öyküyü çığıran kemanların.  Yola çıktığı noktayı bir daha hiç hatırlamak isteyenlerin. En hassas konudur bu. Hele de “ben, yola çıktım, yolu yürüdüm, bitirdim ve bak bugün kim oldum” diyenlerce. O yollarda hangi çobanların azığına ortak olunduğu, hangi kapıların çalınıp ekmek, su istendiği, düşüp dizler parçalandığında hangi ellerin uzanıp yerden kaldırarak tozunu toprağını silktiği hiç hatırlanılmak istenmez. Hatırlanmak istenmez çünkü hatırlanılacak her şey bir yüktür. Kendisine yapılan iyilikleri bir gün kendisinin de başkasına yaparak ödemesini söyleyen  vicdan sesinin susturulması ancak unutmaya kaçışlarla olur. Prensler unutmuş gibi yapsa da ne çoban unutur ne her zor anda uzanan eller o günleri. Ne de çalınan kapıları açanlar unutur o anları. Unutmak eğer nankörlükse kurbağa prensin kurbağalığını anmayıp prensliğini yeğlemesidir o nankör vurgu.
 
Eski halini, kimken kime dönüştüğünü unutmak kaplumbağa örneği  ile anlatılsaydı eğer, “kaplumbağa kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş” diye anlatılırdı. Yola kabuğuyla çıkan kaplumbağa, yolu tamamlayıp hedefine ulaştığında başka elbiseler giydiği vakit eski elbisesini yani kabuğunu beğenmeyebilir. Sıkça da olur bu. İlk adımı atarken  öyle olmayacağı  söylemişken oysa.

“Nereden nereye” dedirten yolları insanların omuzlarına basa basa yürüyen, o yolu tamamlamak için çalmadık kapı bırakmayanların kapıları bir gün aynı yollara çıkanlarca çalındığında kapılarını açmazlar. Çünkü artık yol tamamlanmış, rahata erilmiştir. Sürünülen günlerden sür sefa günlerine geçilmiştir. Kimse için parmak oynatılacak hal yoktur. Tırnağı olan başını kaşısın faslı açılmıştır. Artık hatırı sayılır semtlerden birindeki  “villa” diye bahsedilen evin arka bahçesinde çim biçmek varken ön tarafa da ta başka kıtalardan getirilen arabaları park etmek dururken neye gerek dert dinlemek.
 
Ne kolay unutuluyor zorluklar, kolaylıkları yakalayıverince. Ne kolay göz ardı ediliyor güçlükler, bir zamanlar onlardan kaçmak için yollara çıkılmıştı hani.

Yola çıkıldığından beri yaş artmıştır, para artmıştır, payeler artmıştır. Az olan, kıt olan, yok olan her şey geride kalmıştır. Geriler sevilmez bu yüzden. Ama bazılarının sevesi tutar birdenbire…

O bazıları, bir başarı öyküsü anlatan röportajlarda, magazin sayfalarında nerelerden gelip ne payelere ulaştıklarını okuyanların bundan çok etkilendiğini fark ederse eğer, kendi öyküsünü de azıcık çıtlatıverir bir yolunu bulup. Zaten çıtlatmaktan başka da yapabileceği başka şey yoktur. Kaya kovuğundan çıkmadı ya kimse. Onun da okul arkadaşları vardı, konu komşusu vardı nihayetinde.  “Biz onun sersefil, elinden tutulması için çalmadık kapı bırakmadığı günleri biliriz” diyecek. İyisi mi onlar demeden çıtlatıvermek kendine pey biçerek o günlerden.

İşte o an kasket de geçer başa golf şapkası çıkarılıp, simitle geçen günlere dair öyküler de anlatılır. O zaman ilk adımı efsane kendisini de kahraman yapacak ne anlatılar vardır dilinde kurbağa prensin ya da kabuğunu beğenmeyen kaplumbağanın. Simitli günler anımsanır, kendisinin ne çektiği ballandıra ballandıra anlatılır da o günlerde uzanan yardım elleri hiç hatırlanılmaz. O eller olmasaydı bugün ellerinin boş kalacağı, hala kendisine uzanan ellerin peşinde koşuyor olacağını anımsamaya hiç mi hiç yanaşmaz. Kendisinden sonra bir zamanlar  kendisinin çektiklerini çekenleri görmemezlikten gelir. Öyle bir göz ardı edilir ki aynı zorlukların şimdilerde başkalarınca katlanıldığı; kurbağa prensler sanki bu dünyada tüm o yokluklarla, güçlüklerle karşılaşmış, onları omuzlamış tek kahramanlardır. Bir de yılışarak anlatırlar ki öykülerini. Bir de katmerlendirirler ki. Öykünün anlatılmayanlarını, öykünün gizlilerdeki gerçeğini yalnızca onu çok yakından bilenler, her akşam bir kapıyı çaldığında onu ısıtanlar, doyuranlar  bilirler. Çocuklarının rızıklarından alıp da onun tabağına koyanlar yani. Ama o, sadece bugününü ve geçmişini okuyanların, dinleyenlerin gözünde kendisini daha da büyütecek şekilde aldığı yolu öyküleştirmesini bilir. Balon gibidir öyküleri. Şişmece. Bir iğneye bakar balonların kaderi. Bunu akıl etmek istemezler.
 
Dünün başı okşanan, yokluktaki sırıtkan çocuğu bugünün eli para görmüş, önünde karısının ayrı kendisinin ayrı arabası park etmiş villasının arka bahçesinde çim biçen yüksek payeli hatırı sayılırı, çim biçmeye giden yolda biçilenleri hiç hatırlamaz. Çünkü geçmişini, sırtına bindiklerini, omzuna bastıklarını yani o yolu kendisine açanları çim gibi biçmiştir.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 16.09.2014

Acemi.demirci@yahoo.com.tr

 @AcemiDemirci


Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci