19 Ekim 2014 Pazar

Koç Yiğit Göde Hasan

İstanbul, Feshane’de Aksaray Günleri’nin gerçekleştiği bugünlerde, gelmiş geçmiş tüm Aksaraylılar ve Aksaray için.
Aksaray'ı ikiye ayıran Ulu Irmak ve kenarındaki taş konaklar.
  
Çok değil daha düne kadar il olan Aksaray’ın, bin dokuz yüz otuz üç  yılında çıkarılan hususi kanunla kendisinden çok daha küçük olan Niğde’ye bağlı bir kazaya dönüşmüş olması kederinin on yıldır Aksaraylılarca derinden duyulduğu günlerdi bin dokuz yüz kırk dört yılı.  Aksaraylılar, “kaza” derlerdi ilçelere. Aksaray işte kazara kaza olmuştu ilken hem de.

Yine de Aksaraylılar, kentin ortasındaki mavi çinilerle süslü, görkemli mimarisiyle görenleri büyüleyen Vali Konağı'na hele hele de üzerindeki “Aksaray Vilayeti” yazısına gözleri gibi bakmaya devam ediyordu.  Günün birinde yeniden il olmayı düşleyerek. Demir yolu kendi memleketlerinin içinden geçmediği için de esnafın dertlendiği yıllardı o yıllar.

Aksaray'ın Ulu Irmak boyunca taş konakları ve toprak evleri.
O yılların en güzel sokağında, böğrünü, sokağın iki yanındaki evlere dayayıp, sokağın üzerine kemer gibi oturmuş, altından faytonların geçtiği, üstünden kuşların uçtuğu taş ev, hala yerli yerindeydi o sıralar. Bu evin altında kalırdı Kemeraltı Sokağı.

Altından sokak geçen evdi, dışı incelikli işçilikle yontulmuş taşlarla kaplı, kemerin üstündeki ev. Taş evin duvar ve pencere kenarları nakışlarla kaplıydı. Demirli pencerelerinden bazen sırtını hemen pencere kenarındaki sedirin Taşpınar halı yastıklarına dayayarak  oturan evin büyük hanımının beyaz yaşmağı görülürdü.
Aksaray taş konağı.
Pek seyirli olurdu Kemeraltı Sokağı’ndaki boz renkli taştan evin pencereleri. Altından faytonlar geçerken duyulan nal sesleri, tatlı bir müzik gibi gelirdi evin kadınlarına. Misafirliğe gelen komşular, pencere kenarlarına oturup geçen faytonların tekerlek, atların nal şıkırtılarını dinlemeye doyamazdı. Üzerinden kayış kanat kuşları da denilen çığırtkan kırlangıçlar uçardı evin, gün batımlarında. Bu ev, Kemeraltı Sokağı’nın yüzüğüydü.

Aksaray taş konağı.
Bir benzeri de yoktu Kemeraltı Sokağı’nın ne Aksaray'da ne de bildik yakınlarda. Aksaraylılar'ın henüz hiçbiri, Avrupa'daki eski sokakların  kimisini birbirine bağlayan kemerlerin üstünde kemer tokası gibi duran evlere ait kartpostalların o şehirlerden postalanan ilk şey olduğunu bilmiyordu o günlerde. Kemeraltı Sokağı’nın da, sokağın kemer üstüne kurulu evinin de kıymetinin hiç bilinmediği yıllardı o yıllar.

Göde Hasan, Şeyh Hamit Mahallesi'ndeki sokağından Nevşehir Caddesi'ne çıktıktan az sonra bu evin altından geçen sokağa girerdi Buğday Pazarı’na  doğru yürürken.
Aksaray taş konağı balkonu.
Boz renkli kesme taştan örülü ya da ahşabın oyularak dantelleştiği biblo gibi konaklar Ulu Irmak boyunca sıralanırken, düz damlı, beyaz kirece ya da çivit maviye boyalı saman ve topraktan yapılmış, altı ahır üstü hane olan toprak evler de seçilirdi kavak ağaçları arasından. Ulu Irmak, bazen o kadar gümbürtülü akardı ki kurbağalar seslerini duyurabilmek için var güçleriyle şişirirlerdi boğazlarını. Göde Hasan, Kemeraltı Sokağı’ndan geçtikten sonra kurbağaları dinleyerek Ulu Irmak boyunca yürümeyi pek severdi bahar günleri.
Kavaklar arasından Hasan Dağı zirve çanağı.

Her evin kah düzgünce taşlardan örülmüş kah samanla karışık toprakla sıvanmış duvarının gerisinde çoklukla hünnap bazen dut bazen ıhlamur ağacının altında oturan kadınlar, kenarları yaldızlı, üzeri mine çiçek işlemeli buğulanmış bardaklarda soğuk gül şerbeti içerdi. Boncuk ya da iğne oyasıyla çevrelenmiş beyaz yaşmakları ya da allı güllü yemenileriyle mahalleli komşu kadınlar, işleri olmadığı zamanlarda bahçelerde eğleşirlerdi. Kadınlar bazen kanaviçe bazen de etamin işlerlerdi. Yaygı kenarlarına geçirilecek dantel örneği arayanlar için en uygun yer, bu ağaç altı sohbetleriydi. Şeyh Hamit Mahallesi'nin komşu kadınları, hanım göbeği kayısı, zerdali, erik, hünnap, iğde ağacı yapraklarının gizlediği bahçelerinden yoldan gelen geçene bakarak otururken bir yandan da ellerindeki nakışları işler, dantellerini örerlerdi. 

Evin beyi her ne kadar dış kapıyı açmadan önce kapı önünde uzunca öksürüp  geldiğini haber etse de, hayli zamandır misafirlikte olan komşu kadınlar,  daha o öksürmeden geldiğini duyup, derli toplu olmaya dikkat ederlerdi.

Aksaray evlerinin kendine has demirli pencereleri.
Ev işlerini bitirip bahçede oturan kadınların her gün beklediği biri vardı yoldan geçen; Göde Hasan.  Sık dallı ağaçların yapraklarının arasından elverdiğince görünen yoldan geçen Göde Hasan'ı görünce kadınlar ellerindeki işlerini bırakır, onun yüz ifadesinden bugün kızgın olup olmadığını anlamaya çalışırlardı.

Göde Hasan, otuzlu yaşlarındaydı o sıralar. İki taraflı kamburdu. Kısacık boyluydu. On bir yaşındaki bir çocuk görünümündeydi. Evliydi Göde Hasan. Çoluk çocuk sahibi iyi bir babaydı.  Akıllı, uslu, çalışkandı çocukları. Okulun en çalışkan öğrencileriydi üstelik onun kızı, oğulları.
Göde Hasan, pembe evle eski cami arasındaki sokaktan seslenirmiş rüzgara.

Buğday Pazarı’nın kenarında bir yerlerde tezgâhını kurar, seyyar satıcılık yapardı cesaretinden ve öfkesinden ötürü “Deli” diye anılan Göde Hasan. Tablacıydı. Tezgâhında kilitli iğne, yorgan iğnesi, dikiş iğnesi, anahtar, don lastiği, iplik, küçük cep aynası bulunurdu. Geçimini çalışarak, alnının teriyle kazanırdı.

Göde Hasan'ın caddeye çıktığı sokak pembe evin olduğu sokak.
Göde Hasan'ın tezgâhının başından ayrıldığı da olurdu zaman zaman.  Kahveye uğrar, bir çay içer, ısınırdı kış günleri. Ya da yaz günleri kahvenin çardağında biraz oturup dinlenir, radyodan ajansları dinleyerek haberleri öğrenirdi. O başında değilken tezgâhı, Buğday Pazarı’nın hemen girişinde, başıboş öylece durur, kimse dokunamaz; hiç kimse ondan habersiz tezgâhtan tek bir iğne alıp gidemezdi. Göde Hasan'ın hiddetinden, öfkesinden çekinirdi çünkü onu tanıyanlar. Göde Hasan bir kızdı mı gözü hiç bir şey görmez, “Tepeleyeceğim” diyerek adamın üzerine yürürdü.

Ağaçlar içindeki, bahçeli, topraktan eski Aksaray evi.
Göde Hasan, küçük tezgâhını çoğunlukla Buğday Pazarı’nın girişindeki Hacı İbas'ın Murat Emmi'nin kocaman zahire dükkânının önüne açardı. Oldukça iri kıyım olan, heybetli görünüşe sahip Murat Emmi, tam bir keyif adamıydı. Keyfe geldikçe kalkar iki eline alıp çaldığı dört tahta kaşıkla bir güzel Aksaray oyunları oynardı. “Dala bastım dal kırıldı” diyen Aksaray havasında iyice kaşık oyunu oynayıp yorulduktan sonra da dükkânının önüne oturup dinlenirdi. Göde Hasan, tezgâhını böyle seyirli ve keyifli bir yere açardı işte. O da çok keyif alırdı Aksaray türkülerinden, kaşık havasından.

Artık sahiplerinin oturmadığı, içinde bağı olan, kocaman bahçeli, çocukluğumda çok oynadığım Somuncular2ın evi.
Murat Emmi'nin yan komşusu Daylak'ın Musa da yağ, tuz, şeker, bakliyat satardı dükkânında. Orta boylu, çıplak kafalı, yapılı Musa ile Murat Emmi, canları sıkıldıkça oynamaktan başka şeyler de yapıyor akıllarına estikçe. En sevdikleri şey de Göde Hasan'ı kızdırmak.  Hacı İbas'ın Murat Emmi ile Daylak'ın Musa kafa kafaya veriyorlar o gün. Göde Hasan'ı biraz kızdırıp, haline bakıp eğlenecekler güya.

Pembe evin sokağı, Şeyh Hamit Mahallesi.
Hacı İbas'ın Murat Emmi ve Daylak'ın Musa, Göde Hasan’ın kahveye gidip tezgâhının başından ayrılmasını bekliyor dört gözle. Göde Hasan kahveye gidip tezgahı boş kalınca da doğruca tezgâha gidiyorlar. Göde Hasan'ın özenle sıraladığı, dizdiği, birbirinden ayırdığı iğneleri, kilitli iğneleri, iplikleri, lastikleri birbirine karıştırıyor; tezgâhın altını üstüne getiriyorlar. Sonra da dükkânlarına geçip sakince oturarak Göde Hasan'ın tezgâhın  başına dönmesini bekliyorlar. Seyrine bakacaklar akıllarınca kızdı mı tam kızan, hiddetinden herkesin korktuğu Göde Hasan'ın.

Buğday Pazarı'nda buğday tüccarlığı yapan Acemoğlu Mehmet Acır'ın kızı Leman, olan biteni muzipçe izliyor bir kenardan. O da Göde Hasan'ın gelmesini bekliyor çocukça bir merakla.  Neler olacağını az çok sezinliyor sekiz yaşındaki Leman.

Göde Hasan tezgâhının başına gelip, darmadağın edilmiş, altı üstüne getirilmiş mallarını görünce şöyle bir çevresine bakıyor. Leman'ı görüyor ilk olarak. Hemen küçük kıza yanaşıp “Tezgâhımı kim karıştırdı?”, diye soruyor. On bir, on iki yaşındaki çocuk görünümündeki Göde Hasan'ın yüreği aslan gibi. O kadar cesur ki kükrüyor sağa sola bakınıp “Kim yaptıysa ayağımın altına alırım”, diye esip gürlüyor. Leman'ın babası Mehmet Acır, “Orçunun biri karıştırmıştır, hadi birlikte düzeltelim. Sinirlenme. Aldırma.” diyor. Göde Hasan duymuyor bile. Leman'a bir kez daha soruyor tezgâhını kimin bu hale getirdiğini. Hiddetten tepinip, “O yapanı ayaklarının altına alacağını” söyleyerek. Göde Hasan'ın küçük oğlunun sınıf arkadaşı olan Leman, Göde Hasan'ın öfkeden parlayan gözlerine, sinirden kıpkırmızı olmuş yüzüne bakıyor. Göde Hasan etrafına doluşanlara sürekli “Kimin yaptığını bulursam onu tepeleyeceğim, ayağımın altına alacağım” diyor. Leman, gülmeye başlıyor. Bir yandan da koskocaman, iri yarı, kapılardan girmeyen boyuyla dükkânının önünde güle güle Göde Hasan'ın öfkelenmesiyle eğlenen Murat Emmi'yi gösteriyor babasına;
       -Baba, bak.  Hasan amca, Murat Emmi'yi ayağının altına alacakmış, diyor çocuk saflığıyla.
Kıymeti hiç  bilinmeyen eski konaklarla dolu Aksaray.

Leman'ı duyan Göde Hasan yumruğunu sıkıyor ve Murat Emmi'nin dükkânına doğru fırlıyor. Murat Emmi'nin karşısına dikiliyor. Murat Emmi’nin katıla katıla gülmekten yanaklarına ağrı giren yüzü bembeyaz kesiliyor karşısında Göde Hasan’ı bulunca. Korkudan soluğu kesilmiş halde Göde Hasan'a bakakalıyor. Göde Hasan'ın kendisine indirmek üzere sıktığı yumruğu görünce can havliyle dükkânına kaçıyor.  Kapıyı da arkadan kilitliyor.  Bu olay kısa zamanda duyuluyor ve hiç kimse değil Göde Hasan'ın tezgâhını karıştırmak, tezgâhın yakınından bile geçmiyor bundan böyle.

Çocukluğumda oynadığım, kirpilerin gezdiği evin bağlı bahçesi.
Kemeraltı Sokağı’ndaki evlerde oturan kadınlar, bahçelerinde Göde Hasan'ın Murat Emmi'ye sıktığı yumruğu konuşuyor günlerce, o gelip geçerken.

Bahar geliyor, hava ılıyor, bahçeler çiçekleniyor. Kuş cıvıltısı bürüyor her yanı. Tatlı bir rüzgâr esiyor Aksaray'ın sokaklarında.

Aksaray'ın biraz dışındaki  evinin önüne sahibi kadife çiçeği dikerken.
Yaz kış, kimi yeri yamalı , yama bulunamayan yerleri yırtık içindeki aynı eski gömleğiyle gezen Göde Hasan, kahvedeki radyodan ajansı dinleyip eve dönerken Şeyh Hamit Mahallesi’nin boğaz gibi esen dört yol ağzında yüzüne tatlı bahar yeli vuruyor. Bağrını açık bırakan eski gömleğinden içine doluyor bahar yeli. Göde Hasan, rüzgâra karşı dönüyor. Gözlerini yumup başını yukarı kaldırıyor.  Elleriyle eski gömleğinin yakasını, bağrını iyice açıyor ve rüzgâra sesleniyor;
-Es koçyiğidin bağrına, es.
Tesadüfen gördüm Aksarayspor otobüsünü. Ve çektim.

Bahçelerdeki kadınlar, koçyiğit Göde Hasan'a, eski caminin altında oturan Derviş Emmi'nin Buhara ağzıyla “Çok iri adamımdan cesur bu adam” dediğini hatırlayıp gülmekten kaçınsalar da rüzgâra seslenen Göde Hasan’ı duyunca birbirlerinin gözlerinin içine manalı manalı bakmadan da edemiyorlar.

Sonbaharda kadınlar yaprakları sararmış hatta dökülmüş hünnap, dut, ıhlamur ağaçlarının altında oturup, sert esen güz rüzgârının uğultusunu dinlerken bahçelerin son demlerinin tadını çıkarıyorlar. Beş şişle çorap, erkeklere süveter, kendilerine hırka, yelek örmeyle meşguller kıştan hemen önce. Göde Hasan'ın sesini duyuyorlar birkaç güne kalmaz artık oturulamayacak kadar soğuk olacak bahçedeki kadınlar. Göde Hasan evine dönerken, dört yol ağzında sert esen rüzgâra karşı dönmüş yakınıyor;
-Buldun benim gibi garibi, es bakalım bağrıma bağrıma, diyor delercesine dokunan güz rüzgârına Göde Hasan.
(Her hakkı saklıdır)

‎Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 21 ‎Şubat ‎2012 ‎Salı


@AcemiDemirci


Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci