29 Kasım 2014 Cumartesi

Çıkılar dolusu çıkagelecekler

 Çok eskilerde kalanları anlattığım bu çalışmama  tema olarak çok eskilerde kalmışları seçtim.

Herkes vakti gelince yüzleşir hatalarıyla, yanlışlarıyla. Vakit, çıkısını açınca dışarı kaçar saklı olanlar. Ne yapılmışsa o ana dek iyisinden kötüsüne, sonuçları tüter çıkının ağzından. Bazen yangın kokusu bürür ortalığı. Bazen yeni biçilmiş temiz çayır kokusu duyulur.


Evet, geçip gider yaşananlar; geride kalır eskiler, dünler, yazıyla kışıyla mevsimler. Geçerler deee… Geçerken her biri kendi kalemiyle çizer geçtiği yeri. İz bırakır. O izler kimileyin yara izi olur, kimileri iz bıraktıracak izlere dönüşür.

Bugünden atılan adım, yarına giderken yarının adımları,  öte yarınlara atılacaktır. Dünün adımı da zaten bugüne basmaktadır. Her adım, bir iz düşümüdür. Gölgeli, yeşilli ya da karanlık.

Adımlar hep  gelip çatacak o saate yürür. Saniye saniye, dakika dakika. Saatler boyu, haftalarca. Ve saatin zilinin çalacağı bir an olacaktır mutlak. O an uyanılacak ve karşıda bulunacaktır yüzleşilecekler.Çıkından sızanlar.

Çıkına tek tek, irili ufaklı atılan her şey tepeler olup, dağ gibi dikilecektir karşıya. Yanardağ mı, zirvesi buzlu dağ mı yoksa baharın eteklerinde eğleştiği, ormanla kaplı bir dağ mı olacağı karşılaşmadan önce akıl edilemeyenler. Bir gün kendimizle yüzleşmek zorludur. Yanardağsa yakıcıdır.

Seçimlerimiz, yanlışlarımız, yıllar yıllar sonra bizi bekleyecek sonuçların yontucusudur. Ol git hatalarımıza bahane bulur, yanlışlarımızı doğru bellerken gün gelecek açılıp içindekileri pervasızca saçacak çıkını unutmuş olmayı yeğleyebilir, çıkımızı nelerle doldurduğumuzu umursamaz, saatin çalacağı yüzleşme anının sunacaklarına aldırış etmeyebiliriz. Ancak işleyen saat, göstereceği anı unutmaz. Bir an gelir… O anın geri adımı yoktur. Film, oynanmış, bitmiştir. Geri sarılamaz. Tek çekimliktir.

Kırkını, ellisini geçtikten sonrası, hayatın gerçek yüzüyle bizim gerçeklerimizin buluşma noktasıdır.  O yaşlarda gençlik ruhta yitmese de dizlerde, saçlarda, güçte kuvvette dayak yemeye çoktan başlamıştır. Tam bu  sırada bir bir çıkagelir  o ana kadar ekilenler. Biçilmek üzere. Doğrular harman,  harcanıp ziyan edilmişler, intikam okları olarak dikiliverirler karşıya.

Doğumdan başlayarak yol, yaşlılığa alınıyor. Yalnızlık,  yaşlılığın gölgesidir. Bu kaçınılmaz. Yolda, yol arkadaşları olacaktır. Tabii eş dost edinildiyse. Arkadaşlıklar kurulduysa. Ki arkadaşlık, dostluk özen isteyen fidelerdir. Zor tohumlardır. Çillenmeleri kaç binde bir olan tohumdur bunlar. Emek isterler, zaman isterler, sabır isterler. Yaşlılığın semeresi işte gençlikte ekilenlerin gençlik sonrası hasatıdır. Gençlikte kaçınmadan harcanmış emek, zaman, hatalara, yanlışlara, yokluklara karşı sabır koruğu helva yapan aşıdır.

Nasıl neşeli, dertsiz tasasız gençlik yılları olduğunu bildiklerimiz, yaşlılığa doğru hırçınlaşıp giderek yalnızlaşıyorlar. O zaman korkmadan edemiyor insan, biz de aynı yolda olduğumuzdan. Kıra döke, eğe büke harcanan onca yılın ardından kırılmadık, dökülüp saçılmadık pek bir şey kalmıyor geriye. Yaşlılığa doğru giderken yalnızlığa doğru gitmek anlamına geliyor bu hoyratlık. Sivri dilli bencil yaklaşımların ekildiği tarlaların hasadı, sonraki günlerin yalnızlığa mahkumiyetidir.
 
Ne ekildiyse vaktinde bir an gelir o ekilen tohumlar boy verir. Dikeni de baş verir defnesi de. Çıkının ağzı açılınca tarlanın ürünü de gözükür.

Yaşlılık, yatırım yapılacak en önemli şey şimdilerde. Kimsenin kimseleri tanımadığı koca şehirlerde yaşıyor kalabalıklar. Metropol labirentlerindeyiz. Halin hatırın sorulması şöyle dursun karşılaşılınca bir “Merhaba” bir “Günaydın”ın duyulmadığı kaybolmuşluklardır metropollerde yaşamak. Yalnız başına yaşanan yaşlılıklar giderek artarken, yalnız yaşlıların hallerini bir kendileri bilir onca kalabalığın içinde.
 
Yaşlılık, gücün kuvvetin, gözün ferinin gitmesi demek. Para, en çok yaşlılıkta lazım. Yaşlılık için para biriktirmek gerek. Gerek deee. Para olursa biriktirilir. Olmayanlar bunu sadece dişleyebilir.

Vaktinde parası olup da çarçur eden, tüketimin zirvesine bayrak dikenlerin yaşlılığı nasıl olur acaba? Bir kenara birikim yapmadan, eline avucuna geçenleri saçıp savurarak verimli gençliği perme perişan ederken hastaneden ilacına bakım parasına gider olan yaşlılık, iyisiyle kötüsüyle harcanan gençliğin hasadıyla yanlışlarla karşılaşma  saatidir.  O an dövünmek değil derin bir “Oh” çekmek yeğlenir. Dövünmenin faydası da yoktur zaten.
 
Vaktinde herkesi kırmış geçirmiş, hep halini anlatmış; ama hiç hal sormamış,  derdini anlatanı da dinlememiş, önce hep kendisi gelmiş, ne bir yaraya merhem olmuş ne de vaktinde kendisine yapılan iyiliklere bir teşekkür bile etmemiş ve bugün ektiklerini biçme vakti geldiğini haber veren yüzleşme saatinin ziliyle uyanmış olanlar,  artık ekecek tek bir tohum bile bulamazlar. Tohum ekmek, sadece belli bir dönemdedir. Bahardadır. Oysa sonbaharın sonunda belki de kışta artık tohum ekilmez.

Bir an gelecek, ne var ne yok eskilerde ekilmiş, dikilmiş çıkagelecek hasat mevsiminde. Yüzleşilecek. Onca uyarılara kulak tıkanılıp yapılmaya devam edilen hatalar, yanlışlar sırıtacak arsızca karşıda. O arsızlığa tahammülden başka elden bir şey gelmeyecek.

Geçilen her yola ekilen dikenlisinden dikenlisinden, çalısından meyve veren ağacından tohumlar, ömrün gençlik döneminde umursanmasa da en zor bölümünde, gençlik kalkanını düşmüş, okların önünde kalkansız, savunmasız biçare iken yaşlılıkta ağılar da içirebilecek, serin sular da.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.11.2014, 20:15

Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci