29 Kasım 2014 Cumartesi

Dal budak dokunuşlar

Takım tutmak gibi değil ki istenerek, duyumsanarak bir konuyu yazmak… Bir yazıyı severek okumak, derinlere  kulaç atmak, köklerin emdiği suya dokunmak, en üstlere çıkıp bulutlara yukardan bakabilmeye cesaret etmek, zirve çanakları kenarında  dolaşırken lav selinden korkmamaktır.

Takım tutmaya benzemez ki konularda gezinmek… Takım tutmak, sadece iki renge gönül vermek… Oysa demetler var her renk çiçekten oluşan. Gökte asılı renkler var, göğe kuşak dolayan. Üzümler bile renk renk. Ya elmalar… Kırmızısından pembesine, yeşiline. Niye benim konularım, satırlarım tek renk bilemedin iki renk olsun o halde.

Tek renkten demet olmaz. Tek tek her rengin neşesi bir demette rengarenk olur. Her renkte gezinir benim gözüm. Arı gibi. Her rengin özünü toplar kalemim. Arının ön ayakları gibi.

Her renkten bir alacağım var, tek renkte kalırsan yoksul düşer  dağarcığım. Her rengin parıltısında  elden geldiğince yolum.

Kimi tek renkte durur kalır, kimi iki renkte. Kimisi birkaçında. Bazısı hepsinde. Hepsinde gezmek isterim. Solgununda, canlısında. Yol verirlerse.

Renk renk satırlara bürünsün her başlığım. Her birinde bir başka çiçek öne çıksın. Papatya kadar sade  olsun bazısı, orman gülü gibi koyu,  yeşillerde saklı olsun kimi.

Ya tek renk sever biri okursa yazdıklarımı… Ya küserse tek renk olmayan rengarenk demetimdeki diğer renkleri görüp. Neden olmasın? Olmaz olmaz.

Tek renk satır yazan çok. Tek konu. Tek yön… Oysa dört yön var. Rengin envai çeşidi her yanda, dört bir bucakta. Gride solmak değil; kristalde kırılan ışığın çokluğunu görmek gerek.

Her rengin, her yönün tek tek  güzelliğini devşirmek varken tek bir yönü gösteren oklar doğrultusunda burnunun dikine gitmeyip her konunun, her rengin, her iklimin deresinden su avuçlamak var. Tatlısından tuzlusuna, kükürtlüsünden kekresine.

Ne hatalıysa da doğrudur belleyip bir odağa sabitlenebilirim ne de tek bir yöne saplanıp kalmış eş dost, arkadaş, hısım akraba bundan haz almayacak korkusuyla patikalara sapmaktan, bulvarlarda gezmekten, ara sokaklara dalmaktan vazgeçebilirim. Onlar isterse tek bulvarda yürüsün ister patikadan başka yolda ilerlemesin.

Hiç birbirine benzemeyen yazarları da okurum, hiç birbiriyle ilgisi olmayan konuları da. Ne kolay kolay siyaset yazarım ne de okunacağından emin olduğum moda konusunu. Yazılacak çok şey var. Duyana. Duyumsayana.

Hiçbiri bir diğerine benzemeyen, her biri ayrı zevkte, alışkanlıkta, gelir düzeyinde kişiler değil mi her bir arkadaşımız, dostumuz, yakınımız? Hiçbiri bir diğerinin tıpkı basımı, izdüşümü değildir insanların. Kaldı ki insanların gölgeleri bile kendilerinin tıpkı basımı değildir.

Tıpatıp değil farklı olan onca insan gözleriyle konuk olsunlar satırlarınıza istersiniz. O satırlar ki konukları ağırlamak için elinden geleni yapan ev sahibidir. Her göz, gördüğüyle yetinmezse ya… Ya görmek istedikleri başka olursa.  Kendilerince. Ve onları bulamazsa satırlarımda. O zaman sözcük sözcük incirden oluşan satır satır çuvallar berbat mı olacak? Buruşturulup bir kenara mı atılacak? Atana hiç rastlamadım.

Satırların, sözcüklerin kişiliği, her renkten; ama her rengin tek renkliliğinde olabilmektir. Doğruya doğru, eğriye eğri derken doğruyu doğrunun rengiyle eğriyi eğrinin rengiyle söyleyebilmektedir. Okuyan herkesin  kendini,  kendi sokağında gezinir hissetmesidir. İyi görüneceğim, güzel algılanacağım diye ara sokaklara ışıldaklı vitrin lambaları asıp, ara sokağı bulvar diye pazarlamamaktır. Yani samimiyettir.

Herkes gözlerini satırlarda başka beğenilerin, başka başka kültürlerin ışığında gezdirir. Başka görüşlerin  başka fikirli kişileridir her bir kişi. O başka kişilerin ayniliği, insan olmalarıdır. Bu çağın şehirlisi ya da köylüsüdürler. Aynı sabah telaşını farklı yerlerde yaşarlar farklı kişiler olarak. O telaşın terini hissettirmektir işte satırların gayesi.

Bir satır, birinin nasıl da hoşuna giderken biri o satıra diş bileyebilir. Küsebilir o satır için, yazana. Arkadaşı bile olsa. Ama yazan, okuyan insanların hatırı için mi yazar, doğruluk için mi? Doğru, en doğrusu değil midir?

Herkesin gönlünü yapamaz satırlar. Okşadığı gönüller de olur, tırmıkladıkları da. Bırakalım okşasın  da tırmıklasın da zaten. Bazen de daha önce gönlü okşananları tırmıklar başka bir başlığın altındaki satırlar. Tırmıkladıklarının da ruhunu okşar bir başka defasında. Her yazı, herkesin ruhunun kalıbı olamaz. Olmaması da doğaldır. Her şeyi yazabilmektir aslolan. Geniş açıdan bakmak, tek bir konunun saplantılı, başka yönler bilmez, görmez gözleri olmamaktır. Geniş açı, dar açının canını sıkar mı? Sıkar tabii. Ona rağmen her renkten sese sahip olanı dinleyip onları itekleyip kakalamayan, herkesin hep kendisi gibi kalmasından ürkmeden ona da yanında yer açabilenlerdir geniş ufuklular.

Ne sadece siyasetten ibaret dünya ne sadece futboldan. Dünya, konu  zengini; oysa  insanların çoğu fakir düşünceli. Fakirlik cepte kalmıyor yalnızca. Beyinleri fakir. Ruhları fakir. Kültür gıdası alınmadıkça beyinler de ruhlar da gıdasız. Görüşler gıdasız, beş parmağın beşinin bir olmadığını kabullenmedikçe. İlle de tek kendi kafasındaki, ille de tek kendi bildiği, ille de tek kendi inandığından vazgeçmeyen;  ille de yalan yanlış, hata dolu, içi çıfıt çarşısı dışa gül pembesi yansımalı olsa da tek kendi fikrini isteyenler olacak. Onlar, istedikleri olmayıp gözleri bekledikleriyle buluşmadığında ipleri koparacak. Düğüm atıp ipi sağlamlaştırmak da başkalarına kalacak.

İpleri koparmak mı, iplere asılmak mı? Dağlara da tırmanılmaz mı iplerle? Köprüsüz uçurumlara ipler köprü olmaz mı? İpler düğüm olmaz mı kopuklara? İpleri koparanlar, sağlam ipe  tutunamamışlardır. İpleriyle de kuyuya inilmez.

Bunca renkten, bunca yaşayıştan, bunca ayrı toprak neminden geldiği dünyada küçücük bir zerre olan insan, bambaşka bir insanın kendisinin aklından geçeni, içinin istediğini bir bir yazsın isteyebilir mi? Birebir yazmak ancak birinin başında durup  sözcük sözcük yazdırtmak değilse eğer.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 20.10.2014, 20:27









Paylaş :

2 yorum:

  1. Betimlemelerinize, hafif sitemlerinize, insanların anlama konusundaki farklılıkları anlatmanıza, kültürünüze, kendinizi ifade edişinize kısacası yazınıza ve size hayran kaldım. Yazının mesajını anlayabilen herkes için faydalı bir yazı olmuş, teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hasibecim, çok teşekkürler. Senin kadar güzel yazan, anlatan birinden bunları duyduğum için çok mutlu oldum.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci