8 Kasım 2014 Cumartesi

İkircikli dalgalar

İlk bakışta görülen ikirciklendirmez mi içi? İlk algılanan, için mi dışın mı algısıdır? İlkten hüküm, peşin hüküm sayılmaz mı? İçini bilmediğimizin dışı ne kadar rehber olur doğru yargıya? Doğrusu, ilkten mi yaftayı basmaktır, biraz ölçüp tartıp mı? Bizdeki eğilim mi? İlkten hep. Aceleci. “Ya öyle değilse”, olasılığı akla gelmeksizin. Akdeniz sıcaklığında. Akdeniz kanıyla.

“İyi bir kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur” denmemiş mi, ilk algının son yargı olamayacağına ilişkin. İyi kıyafetin içinde hep iyi kişilikler, iyi kalpler, iyi niyetler, iyi insanlar mı dolaşır? Yoksa dolaşık, karmakarışık, dolambaçlı huylar iyi kıyafetler ardına mı saklanır? İyi kıyafetli insanlar da çoklukla çoook iyi görünen yerlerde oturur, oralarda gezer.

Daha en ilkten kestirip atılabilir mi birinin nasıl olduğu? Nasıl olduğunu nasıl anlatır birkaç saniye, birkaç dakika, birkaç saat, birkaç gün ya da ay? Hatta yıl? İyi iyi konuşulmaz mı ortada hiçbir şey yokken biri? İyi iyi bakmaz mı gözler kalbine, kesesine, ruhuna bir şey değmedikçe. Dikenlere rastlamadıkça… Düz yolda.

Ya sarp yollarda nasıl bakar iyi bakan gözler. İyi konuşan diller neler söyler dikenler çıkınca yola. Yollarına gül dökülmeye alışmışsa. Ya da en azından beyaz papatyalarla dolu olmasını istemişse yol boyu.

En baştan söylemek nasıl mümkün olur iyi mi değil mi bilinmedik birine “İyi” ya da “kötü” diye. Yanılmak çokça başa gelirken hem. Yanlışların önderliğinde gidilir yanılgılara. Yanılgılar, yakıcıdır. Yakar. Yaka bağır yırttırır.

En ilkten bilip de yanılmamak, yanmaktan da yanlıştan da ırak olmak demekse de en ilk algıların üstüne ne algılar edinmeli ki maskelerin ardı, iyi kıyafetlerin içi, ışıltılı, parıltılı salonların, yaldızlı koltukların içine girilsin. Girilebildiğince. Mesafeler aralanabildiğince kapatıldıkça: Gerçi mesafe, en iyi korunmuşluklardan biridir eğer maskeli hayatlar hayatın anlamıysa. Maske, yüzdür, yüz ise maskenin önüne hiç çıkmaz olandır öyle hayatlarda.

Ne kadar isabetli okuruz daha ilk görüşte bir bakıştaki pırıltıyı. O pırıltının düştüğü yere yangın saçacak bir kıvılcım olup olmadığını ne kadar anlayabiliriz. Ya da öfkeli, bezgin, yorgunluk, gözlerinin altına torba torba oturmuş bir bakıştaki yılgınlığın ne anlama geldiğini nasıl çözeriz. Hadi sevgi dilenen bir bakışsa o öfkenin ardındaki. Ve biz sadece öfke görebiliyorsak o hep uzanan ellerin geri çekildiği ellerin sahiplerinin bakışlarını?

Kendi dünyasının tanınabilecek en uç dünya olduğunu sanalar için başka dünyaları anlamak ne kadar mümkündür? İlk bakışta? İlk bakıştan sonraki bilmem kaçıncı bakışta? Dünyayı anlayabilecekler mi? Hatalarını, noksanlarını, kusurlarını? O kusurlardan, noksanlardan, hatalardan kaynaklanan kayıplara yol açacak kararlarını, yaklaşımlarını, tutumlarını nasıl değerlendirilecekler o sığlıklarıyla? Sığ olduklarını bilmeksizin denizlerin en derinlerine kafa tutarken balarına neler geleceğinden çok başlara neler getirebileceklerini nasıl anlayabilecekler? Dahası nasıl anlatılabilecek o kendi dünyaları ve kendi dünyalarının içindeki her değerin en uç olduğunu kabul edip, burunları doğrultusunda gidenler.

Kendi dünyalarını dünyanın ta kendisi sanırken herkesin bir dünyası olduğunu ve o herkesin de tek bir dünyada yaşadığını anlamak için ömürleri yetmeyenlere boyutlar, renkler, sonsuzluk nasıl anlatılabilecek. Ne bellediyse doğrusu o ne yaparsa en iyisi o sananlara onlarca beynin beyin fırtınası sonucunda bir karar alabildiklerini anlatmaya kalkmak güneşi elle tutmak gibi değil midir?

İlkten yanılmak, sonralarda yine yine hep yanılmak… Yaka yaka yanılmak. Yanan yanılan olmadan yanılmak… Yanmanın sonu küldür. Kül, artık ne ağaçtır ne orman.

İlk yanılgı, son yanılgı olduğunda erdem olur. İlk yanılgı hep bulunan sebeplerle geçiştirilirse  yakıcı olur. Yanan bir yerde yanılan da yanabilir.

İlk bakışta ya da sonra yanılmak neden olmasın? Yanılmak da insanca. İnsan doğasında. Yanılanın yanıldığını, hatasını, aldandığını ve bu yüzden de istemeden aldatan durumuna düştüğünü bilebilmesi erdemin hası. İnsan olmanın davranışlara atılan imzası. Ruhun olgunluğunun tek ve kesin göstergesi. Arınmışlığın, kendisiyle de her şeyle de barışıklığın ta kendisi. Hatayı kabul etmek, tamirin başlangıcı demek. Amma velakin hatayı kabul edeni bulmak sorun. İsterse hata yapmış olsun tek kabul etsin de hatasını her şey başlasın kaldığı yerden.

İlk bakışta, göze çarpan ilk şeyle değerlendirmek, değersizdir. Boyuyla posuyla, salınışıyla, kükreyişiyle, kültürüyle birikimiyle, bugüne dek süregelmiş doğrularla değil de keyfine göre, istediğince, işine geldiğince tutumlardan şaşmayanlar karşısında şaşırmak aldanmacaların en iflah olmazıdır. Aldanmak ne kelime, kendini aldatmaktır. Her aldanma bir gün anlaşılır. O anlayış, güller içinde, çayır çimen arasında olmaz.

İkircikte kalmak, ikilemlere düşmek bazen iyidir öyleyse. Hayatın her anında, her olayda değil belki; ama ilk bakışta izlenim edinmek yatkınlığında olduğumuzda bizim için de iyidir, çevremiz için de iyidir. Hiç ikiletmeden, hiç ikirciklenmeden kabul etmeli o halde ilkten peşin hüküm, peşin peşin yanıltıcı olur.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 28.10.2014, 11:43



















Paylaş :

3 yorum:

  1. muhteşem ellerinize sağlık

    YanıtlaSil
  2. çok hoş :)
    banada beklerim www.kiriksemsiye.blogspot.com
    sevgiler

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci