10 Kasım 2014 Pazartesi

Kasım pusu

1881-∞

Kasım’ın bağrı yanıktır. Onu geldi mi…

Kasım ayı Ankara’nın pusa boğulduğu günlerdir.  Dumanlı bir gök oturur Ankara’nın üstüne. Şehri boğarcasına çatılara çullanmış gözükür uzaklardan. Hüzünlü bir bulanıklık perdesini açar Kasım'da İstanbul'dan Ankara'ya. 

Otuz katlı blokların tepelerinde duman duman gezer Kasım pusu. İsi, sisi.

Bir Kasım sabahı camdan bakılınca tek renkle boyanmış  bir tablo görülür Ankara'da.  Ankara Kasımı öyle bir ressamdır ki  göğü, ufku, havayı boyamak için paletinde tek renk bulunur. Grinin dumanlı tonları. Onlarca  katlı blokların pencerelerinden görünen tek şey, koyusundan  açığına gri olur  Kasım'ın boyasıyla. Sanki tüten bacanın içindeymiş sanır kendilerini Ankaralılar. Dumana boğulmuş  koskoca şehrin pusta nasıl yittiğine tanık olunur günlerce Ankara'da. Kasım’da.
 
Görünen uzaklar, ufuklar değildir etraf duman altıyken. Olsa olsa daha alçak kalan  yan bloğun bacasıdır  mesela. Yukarıdaki kasvetli pusa kendi çapında nispet yapan bacalar, denizleri besleyen  nehirler gibi tüte tüte beslerler pusu. Püfür püfür tüten bacalar, puslu havayı daha da puslandırmak ister sanki.

Kırmızı kiremitli çatılardan yükselen bacalar, blokların duman kusan  boğazları gibi görünür ilk bakışta. Sanki içinde düzinelerce hane olan blok boğazını temizlemekte, ne var ne yoksa gırtlağına takılan püskürtüp atmaktadır dışarıya savurduğu dumanla. 

Bacalar  tüterken yollara ahtapot kolları gibi uzanan otlar, kuruyup da ağaçlardan düşmüş, rüzgarla oraya buraya savrulmuş yapraklar ıslaktır. Pus, ıslatır. 

Pusun ufukları göstermediği  Kasım günlerinde güvercin sürüleri,  ak tüylü kanat içlerini  göstere göstere çatılardan havalanır. Sürüler halinde  uçuşurlar hep batıya. Her yağmur öncesinde, yüklü bulutlarla kaplı günlerde güvercin sürüleri görürüm ardı ardına batıya uçan. Göçmen kuşlar sanır insan onları ilkten.Hani göçlerin çoktan tamamlandığını bilmesek... 

Güvercinler göçmen kuş değildir. Onlar göğün kurşuni bulutlarla kaplandığı  günlerde bir çatıdan az ötedeki başka bir çatıya göçerler en çok.

Kasım’ın kararsızlığı başından bellidir. Çiçekler açar kasımpatı adında. Beyazlı, pembeli, turunculu. Uzun uzun sapların üstünde, sıra sıra yapraklı. Beyazı kartopu gibi. Göbeği sarılı.

Kasım, iki arada bir derede kalmış bir aydır. O yüzden puslar içindedir. Ne yazdır ne güz. Ne de tam anlamıyla kış. Sonbahardan devraldığı sarı bayrağı, beyaz bayrak olarak kışa devreder sonunda. Sonbaharla kış arasında yitip gitmiştir Kasım ayı. Buna çok içerlediğini düşünürüm.

Yaprakların hüznünü en çok Kasım ayı yaşar. Düşen yaprakların gözyaşıyla ıslanır Kasım’da sokaklar. Her yaprağın düşüşünde biraz daha soğur bağrı.

Atamız'ın elyazısı 
Ekim’in sıcaklığına vurgundur Kasım. Vazgeçmek istemez sıcacık güneşten. Çabalar ha gayret, biraz daha uzasın sıcaklar, çarçabuk gelmesin kış diye. Pastırma yazı yapar önce. Sonbaharın güzelliğini gösterir bir bir.  Yeşilin kızıla yolculuğunu solgun bir senfoniyle anlatır. İlkbahar yeşilinin, dallarda sonbahar sarısı olup düşüşünün öyküsüdür Kasım ayı. Ankara göğünün dumanı izin verse de görülse o kızıl mısralar çitlerdeki sarmaşıklarda, ıhlamur ağacı yapraklarında, her rüzgarda üç beş solmuş yaprağını daha kaybeden kavak ağaçlarında.

Kasım,  Ekim ayına öykünür; ama nafile. Ne de olsa sıcak günlerin hala yaşandığı aydır Ekim. Ama ötelerden  Aralık seslenmektedir “Oyalanma geçmiş aylarla, gelmek üzereyim  sarılıkları silip, beyaz örtü sermek için. Hazırlıklarını yap kışa” diyen haberci rüzgarla duyurur kapı eşiğinde  olduğunu. Bazen camlarda dağılan sert yağmurlar döker Kasım. 

Başka bir ayın adına çiçek var mıdır bilmem; ama Kasım ayı, kederinden açar kasımpatlarını. Kolay mı daha kapıdan girer girmez her çiçeğin, her yaprağın solup "ah" çeke çeke  düştüğünü görmek. Kasım, ağaçların, çiçeklerin, yaprakların  tek tek düşüşünü görür. Dertlidir bağrı. Dayanamaz onun dayandığına başka sine. 


Ne uğur böcekleri gezinir Kasım günlerinde ne o daldan bu dala konan kuşların cıvıltısı duyulur. Ne de yuvadaki aç yavru kuşun annesini çağıran cılız ötüşleri gelir  kulaklara. Kuşlar, pısmıştır puslu havada. Boyunlarını içlerine çekip çatıların bir köşesine tünerler sessizce. Cıvıltısız bir aydır Kasım. Rengi gri. Pus tonunda.

Gri… Renklerin en aradası. Çıkışsızı. Ne açığı ne koyusu. Ne kapkarası ne de bembeyazı. Kimliksizi. Yitiği. Melezi. Kasım’ın rengi gridir.

Kasım da isterdi yeşilin etrafı halı gibi kapladığı, burcu burcu yasemin,  hanımeli kokan günleri olsun. Kasım da isterdi Nisan’ın iç kıpırtıları yaşansın yeni yetmelerde Kasım günlerinde de.

Kasım, düşen yapraklara, solan çiçeklere kendince dertlenir pusuyla. Kederlenir sisiyle. En çok da günlerden on olduğundadır kederi. Hala unutulmayanı, hiç unutulmayacak olanı bir Kasım gününde uğurlamanın kederi büker en çok belini. On dedi miydi Kasım…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 

28.11.2013,12:40

 @AcemiDemirci




Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci