18 Kasım 2014 Salı

Monet’in fırçasından sakladım bahçemi; kalemime gizledim

Bir bahçem olsun. Sadece birkaç dönüm. Şöyle altı ya da yedi dönüm yeter. Fazlası, bahçesizlere kalsın. Herkesin çiçek kokan, çim kokan bir bahçesi olsun zira. Bahçesinde tarhları olsun sıra sıra. Yeşilinden  moruna fesleğen dikili. Manava gitmeye gerek kalmasın bir demet maydanoz, iki sap nane  için. Dedim ya… Altı dönüm hepi topu. Oncağız. Yedi olsa daha iyi olur gerçi. Daha çok kök dikerim diye.  Aç gözlülüğüm oyalayıcı mala değil, ekine.


  
Fazlasında gözüm yok. Aslında altı, yedi dönümde de gözüm yok. Gözüm, altı bilemedin  yedi dönüme bile sığmayacak  kadar ağaçta, otta. Çiçekte, çalıda. Oraya buraya her cinsten hiç olmazsa  ikişer kök dikebilmekte. Budamakta, sulamakta. İçlerinde kuşların saklanacağı fidelerin, fidanların ilkbaharda yeşermesini, sonbaharda kurumuş kızıl yaprakların toprağa çizdiği  desenleri görmekte.
Bir bahçem olsun, duvarı taştan örülü. Elde dizme. Bir hizada. Alçak olmasın duvarım. Üzerinde salyangoz izleri parlasın güneşte. Dışarıdan bakınca ağaçlar gözüksün; ama ha diyen atlayamasın duvardan beri. Her atlayan ağaç sevmez ki. Ya elinde balta olan da atlarsa. Baltalar uzak olsun bahçemden. Bin bir emek dikip, gözüm gibi baktığım, kaç kuşağa meyve vermesini dilediğim, asırlık gövdelerinde kovuklar açılsın istediğim ağaçlarımdan.
Bir bahçem olsun ki baharda kayısı çiçekleriyle bezensin. Narlar, arsız renkte tomurcuklansın. Hünnaplar, mercandan küpeler takınsın. Zeytinler olsun dört bir yanda. Trilyesinden, delicesine. İncirle birlikte. O zeytinler ki her dinde kutsal. O zeytinler ki bugünün neslinin kaç yedi göbek ötesini doyurmuştu. Bugünün neslinin yedi göbek ve bir o kadar daha sonraki kuşaklarının kahvaltısı olacak sofralarda. Yemeklerde tat, sabunlarda arılık olacak. Eğer el değmezse zeytin ağaçlarına. Eğer kökleri açıkta kalmazsa. Olur a...

Bir bahçem olsun yemyeşil, koyu gölgeli köşeleri kaçamağım olsun yakıcı Temmuz sıcaklarında. Ihlamurlar altında okuyayım kitaplarımı. Yasemin açmış dallar altında yazayım uzun uzun. Hamaklar kurayım ağaçtan ağaca. Fıstık çamıyla  demir çamı arasına. Kuş sesleri ninnim olsun uyukladığımda. Kah ister ibibik densin ister çavuş kuşu isterse hüthüt işte o siyah sırmalı kuş ötsün  her köşesinde bahçemin. Zira o kuş, sevgiyi temsil eder. Sevgi, eksik olmasın dört bir yanımdan.
Bir bahçem olsun, kanaatkarından. Gösterişi, sadece ağaçların yaprağının yeşilinde, çiçeklerinin gülümseyişinde olsun. Yoldan geçen durup bakmadan geçmesin yediveren güllere, erguvanlarıma. Duvarların örtüsü gibi uzanıp gitsin mor salkımlar. Kokusu sarhoş etsin hanımellerinin, yaseminlerin.  Ta uzaklara kaçıp gitsin rüzgarlarla kekik ıtırı. Limon çiçeklerinin kokusu uyandırsın sabahları konu komşuyu. Limon kokuları varken başka kokuyu sürünmesin hiç kimse.
 
 Mor başlı ince lavanta sapları  salınsın akşam yelinde, eve giden iri taş döşeli yol boyunca. Rüzgarda eğilip eğilip kalksınlar. Her salınışta taptaze bir koku salsınlar. Sabahları beyaz çiçeklerini toplayayım yasemin dallarının altından. Avuç dolusu çiçekler, tertemiz yastıkların üzerine bırakılır, bilirim annemden. Uykuda bile doğayı solumaktır bundan amaç. Düşen çiçeğin kokusu bile ziyan etmeye gelmez.

Bir bahçem olsun, tüm görkemi kendi içinde. Aman ha, sakın ola dışarıya gösterişli gözükmesin. Gösteriş, vakur benden uzak olsun. Bahçem demek, doğam demek. Mülkiyet demek değil. Mülkiyet kime kalıcı olmuş ki. Dünyada şu bastığımız topraklar kimlerin mülkiyeti olmamış ki. Sadece kullanma hakkına sahibiz biz şu an “Benim”, “Bizim” dediğimiz toprakların. Dünyanın başlangıcından bu yana kimler dememişti ki şimdi basılan yerlere “Benim”, “Bizim”. Sadece, sıra şimdi bizde.
 
Köpek giremez işareti olur ya bazı bahçe kapılarında. Benim bahçemin kapısında “Balta giremez” işareti olsa?

Bir bahçem olsun, tek masa yetmesin dostları ağırlamaya. Dizilsin masalar yan yana, ardı ardına. Bir uçtan bir uca. Bir baştaki, diğer baştakinin sesini duymasın. Öyle avaz avaz gülünüp konuşulmasın da hep bir ağızdan. Hep bir olup kuş sesleri dinlesin, tek bir yürek olup doğa solunsun. Oksijenin tadına varılsın. Yaprak hışırtıları konuşsun lakırtı yerine. Kanat sesleri duyulsun, lafazanlık olmaksızın. Müzik, doğanın çaldığı olsun tek. Ürkek sincaplar izlesin masadakileri saklandıkları dalların arasından.
Bir bahçem olsun ki akla gelince ilk hatırlanan, huzur olsun. Yeşilinden. Gül kırmızısından. Hatmi çiçeği beyazından. Çamından manolyasına, nilüferine kozalak dolu olsun her yan.

Nilüfersiz olur mu bir bahçe? Hem de yedi dönümse. Havuzum olsun sığından, etrafı iri taşlısından. Yüzme havuzu filan değil. O her yerde var nasılsa. Ben bir karış da olsa toprağı ekmeyi severim. Nilüfer, suya ekilir. O halde nilüfer havuzum olsun. Koza koza açsınlar kocamanından. Kurbağalar başlarını çıkarıp bağırsınlar yassı, yuvarlak yaprakların arasından. Bazen de yaprakların üzerinde güneşlensinler. Adaları olsun kurbağaların, nilüfer yaprağından. Kertenkeleler su içsin usulca. Göçmen kuşlar geçsin bahçemin üzerinden.
Kirpiler dolaşsın akşamları bahçemde.  Kuru yaprakların altındaki yuvalarından çıkışlarının habercisi olsun yaprak hışırtıları. Beyaz dikenli kirpi yavrularıyla dolsun dört bir yan. Kirpileri severim. Onlar haşere ilacının doğal halidir. Kirpilerim olsun, kuşlara, kaplumbağalara, kurbağalara arkadaş.

Kovanlarım olsun bir köşede. Onlarca. Artık hangi arı cinsiyse çiçek balı yapacak, buyursun gelsin çiçeklerime. Kovanları doldursunlar burcu bal kokusuyla. Polen toplasınlar her çiçekten. Ayaklarının taşıyamayacağı yükte.

Her yönden, kuzeyden güneyden, doğudan batıdan ağacım olsun bahçemde. Karadeniz’den Akdeniz’e, Ege’den doğuya. Kara yemiş olsun mesela Doğu Karadeniz yaylalarından konuk. Koca yemiş de olsun, kırmızı küpeler sarksın çalı çalı dallarından. Her yerde koca yemiş denmez ona. Kimi dağ çileği der kimi davulga kimi de ayı yemişi. Ne güzel. Üç hatta dört adı olan yemişim olsun zor bulunanından.
Hünnap ağacım  olsun şöyle bir düzine. Hünnap… Çok aradım onu bulana dek. Zor ağaç, zor tohum. Olunca hünnap ağacı da olsun tam  on iki tane.

Zeytin olsun en çok. Nuh tufanının güvercin ağzındaki dalı. Barış anlamlı. En saygın ağaç, en görmüş geçirmişinden hem. İki bin yıldan yaşlısı var bizden daha güneylerde. Kimde varsa zeytin ağacı orası rahat, zengin, tok. Her yerde olmaz zeytin ağacı. Olanlar şanslı. Tek dalı kırılmayacak bir ağaç o. Kültürün hası. Uygarlıkların simgesi. Tüm kutsal kitapların adını andığı ağaç o, meyve o. Kur’an’da nasıl bahsedildiğini bilmeyen var mı zeytinden? Zeytin… Altın akıtan meyve. Yağı şifa. Kendi şifa. Yaprağı da. Posası bile para.
Bir bahçem olsun betonsuz… Taşla sınır olmuş olsun yeşillikler çiçek tarhlarına, otlar sebzelere. Bal kabakları, yerden kaldırılamayacak kadar ağır çeksin. Damlar dolusu tatlı kabağım olsun. Babaannemin, Peri Bacaları diyarındaki kesme taştan evinin düz damında çocukluğumda gördüğüm gibi.

Bir bahçem olsun ki, benim bahçem bellense de herkesçe  çiçeklere, ağaçlara, otlara ait olsun esas. Arıların, yusufçukların, uğur böceklerinin, kelebeklerin cenneti olsun. Herkesin yolu düşsün. Oturup bir çay içelim. Ben meyve çayı içeyim bahçemden topladığım papatyaları kurutarak yaptığım. Çayım, ağacımdan topladığım ıhlamurumdan, zeytin ağaçlarının yaprağından, bahçede kendiliğinden bitivermiş biberiyelerden,  sarı kantaronlardan olsun.
Biberleri, patlıcanları ipe dizeyim kurusunlar diye güneşin altında. Kurutayım kışlık niyetine. Kak yapayım meyvelerden. Elmaları dilimleyeyim yuvarlak yuvarlak. Gün kurusu meyveler, ısırınca elma şekeri tadı bıraksınlar damakta. Suyu çekilmiş elmalar daha bir tatlanır.

Armut kurutayım bir de. Ankara armudundan. Karasından beyazına dut ağacını çırpmakla baş edemeyeyim. Tek biz yemeyelim dutları. Kurtlarla kuşlarla paylaşalım. Kuşlarla köşe kapmaca oynayalım önce kim toplayacak diye. Kayısılar zerdali olsun. Hanım göbeği olsun. Erikler mürdüm. Yeşili, can eriği olsun. Bademler, ister nurlusundan olsun ister başka cins. Gerçi nurlu badem tek Datça’da olur. Biterse benim bahçemde de olsun nurlu badem.
 
Çilek tarhları en neşeli köşesi olsun bahçemin. Eğilip toplayayım, yıkamadan tadalım hatta. Olmasın üstlerinde ne ilaç ne kimyasal. Doğal olsun, doğallık uygun tabiatıma. Reçel yapalım konu komşu kim varsa benim bahçemin çileklerinden. Haziran ayında ocakta fokur fokur kaynayan çilek reçeli kokusuyla dolsun sokaklar. Komşu evlerin kahvaltı masalarında, benim bahçemin tarhlarından toplanmış çileklerden reçeller yediğini bileyim etraftaki  çocukların.
 
Çocuklar… Hani meyve hırsızlığını, hırsızlık addetmeden yapan afacanlar. Komşu bahçelerden meyve aşırmadan yaşanan çocukluk, çocukluktan sayılmaz. Öyle çocukluk, çocukluğun anlamını es geçmektir. Benim etrafımdaki çocuklar, es geçmesin çocukluklarını. Doya doya yaşasınlar. Kuytu bir köşede, böğürtlen çalılarının ardından gözleyim ben de gülerek bahçemden meyve aşırırken eline diken batsa da yakalanacağı korkusuyla sesini çıkaramayan; ama yüzünü buruşturan afacanları. Çocuklara, çocukluklarını yaşatsın benim bahçem. Bir de yitirdikleri çocukluklarını hediye etsin tüm çocuk olamadan büyüyenlere.
 
Koca bir taş fırın olsun bir köşede. Kapağını açıp içine köy ekmekleri, mayalılar atılsın. Çörekler çekilsin. Tepsilerde Aksaray tavaları yapılsın. Çiçek kokularının içine sızsın gizlice fırında pişen ekmeğin kokusu. Çalı çırpı yakayım bazen fırınımda. O zaman ortalığı köy kokusu kaplasın. Hani daha Anadolu köylerinin tozlu yolunda köye az kalmışken köye yaklaşıldığını haber veren o koku vardır ya. O koksun işte yanan ocağımdan. Köy tadında.
 
Kokusu olsun yani bahçemin kendine has. Ağacından fırınına, reçeline. Kokudur bahçe. Kokudur ekmek. Kokudur reçel. Çiçek. Bu kokuların hepsi olsun bahçemde.

Kahkaha, bahçemin müziği olsun. Öyle iç acıtan, kesikler attıran müziklerle zaten aram hoş değil. Bahçemin senfonisi, insanların neşesi olsun. Neşeli, mutlu insanlar atar kahkahaları. Öyleyse mutlu olsun insanlar benim bahçemde.
Köyün, kırın şiiri olsun benim bahçem, her  mısrası ayrı bir ağaç tarafından yazılmış. Her satırı başka bir çiçeğin koksusunda. Itır ıtır. Kafiyeli olsun mutluluk sözleri. Birisinin mutluluğu birisinden daha katmerli olmasın. Ama hepsininki de tortulu olsun. Demlenmiş yani. Bozulmadan sürmüş. Öyleymiş vaktinde, hala öyle gidiyor cinsten.

Bahçem olsun, arada bir çiçekler gibi farklı kokuda, cinste, renkte insanların dolup taştığı. Ama yazmama, okumama, budamama da zaman tanıyan insanlar olsun onlar. Monet’in, hep aradığı; ancak bulup da  çizemediği bahçe; o bahçe  işte benim bahçem olsun. Bir kez bahçeme ayak basanın içi, bahçe, doğa, ağaç sevgisiyle dolsun. O insanlar birbirine hiç küsmesin. Küserlerse tek, baltalara küssünler sonsuza dek.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 09.11.2014,  11:20

Acemi.demirci@yahoo.com.tr
 @AcemiDemirci




Paylaş :

2 yorum:

  1. Yeşilliğe doğaya çiçeklere ihtiyaç duyuyor insan.İnşallah hayal ettiğin o bahçeye sahip olursun.

    YanıtlaSil
  2. Akşamları girebiliyorum bloguma. İşten mümkün değil. Telefonuma da internet yükletmedim. Akıllı filan ama olsun:))) Zaman törpüsü çünkü internet:)))

    Dileğine nasıl "Amin" demem Deren. İnşallah öyle bir bahçem olur, inşallah o bahçedeki baştan başa masalardan birinde de sen olursun. Sohbetin konusu da şimdiden belli zaten.

    Çok sevgilerimle.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci