19 Kasım 2014 Çarşamba

Mürekkepli cehalet


Bu yazım için yontu işi olduğundan heykel temasını seçtim.

Okumuşun cehaleti kavidir. Zorludur. Cahilinkine benzemez okumuşun cehaleti. Cahil, “Biz cahiliz.  Köylüyük, bilmeyiz” derdi; öyle söyledikleri duyulurdu. Ama diplomalı cahil öyle midir ya? “Ben üniversite mezunuyum. “Sana mı soracam?”,  “Senle mi bilecem?”,  “Ben mürekkep yaladım” der çıkar işin içinden.


 Mürekkep yalamışlar giderek çoğalıyor. Diploma almalar kolaylaşıyor. Anne babalarımızın ortaokulu, liseyi bitirirken girdiği bitirme sınavları çoktan  beridir yok. Sınıf geçmeler, üniversite kazanmalar, üniversite okumalar sudan kolay. Oyuncakla oynar gibi kolay hem.

Gerçi herkes üniversite mezunu olmak zorunda değil. Üniversite, şart da değil. Üniversite,  bir insanın sadece diplomalı olmasına araç; ama insani değerleri kapsamaz o diploma. Kişisel yetenekleri kapsamaz. Diplomasızların, diplomalıdan daha yetenekli olduğu ve bazı işleri daha kolay kotardığı da malum. Hatta çoğu dünyadaki sayılı zenginlerin, işadamlarının üniversite okumayı zaman kaybı bulup üniversiteyi terk ederek bir an önce iş hayatına atıldığını “Ne akıllı adammış şu Bill Gates” diyerek okumaz mıyız?
 
Üniversite bizim için dört yılın sonunda askerliği kolaylaştırmakla kalmayıp  işe girerken yöneticilik hayali kurulmasına yardımcı bir kağıt parçasına sahip olmak ise, işte cehalet tam buradan başlıyor. Ve o kağıt parçasına sahip mürekkep yalamışlarla dolu ortalık.

Mürekkep nasıl yalanır? Diploma adlı bir kağıt parçasına öyle ya da böyle sahip olarak mı? Eğer öyle olacağı düşünülüyorsa o kağıt parçası, dirsek çürütülerek, gözler bozularak, kütüphaneler gezilip onlarca kitap devrilerek, okunanlar özümsenip beyne kazındıktan sonra bakış açısına, tavırlara yansımıyorsa o diploma yalnızca mürekkep yalanmışlık sonucu elde edilmiş bir kağıt parçası olur. Mürekkeple tüm yakınlığı da altına mavi mürekkeple atılmış bir imzadan ibarettir. Mürekkebin lekesini bile taşımaz o kağıtlar. O kağıtlar ki ne çok var şimdilerde.Oysa bir diploma, akıl yürütmeye, davranışa, irdeleme biçimimize yansıyorsa hakkıyla bir diploma olur.

Mürekkep yalamak, o mürekkebin tadına bakmaktır. Mürekkep tadı, kekre, buruk, acımtıraktır. Ballı, şekerli olmaz. Çünkü yiyip yutması emek ister, zaman alır. Mürekkep sadece yalanmakla kalınsa iyi de onunla kalınırsa  öğrenilmiş bir şey olmaz, çıkın boş kalır. O tadı kekre, acı mürekkep yutulmalı; bazen ham iğde, ham ayva gibi boğaza dura dura. O Sindirilmeli mideler ağrıyarak. Sonra damarlara taşınmalı, damarda dolaşan o mürekkep her hücreye taşınmalı. Besin olmalı her gözeye. Bazen her hücreye taşınamayabilir. Ama bilgi gıdası taşınmış hücreler,  beslendikten sonra besleyici olacaklardır. O da yeter.

Mürekkep yalamak sadece bir üniversitenin dersliklerinden geçmez. Bir üniversiteye giden yolun duraklarından başlar. Otobüs beklemekle başlar.  Şimdilerde servisle gidiliyor. Önce  duraklarda yapılan sonra da üniversite kantinlerine, bahçelerinde çimlerin üzerinde süren sohbetlerdir. Üniversitenin sadece tabelasının altından geçilerek girilen binada ders görmek demek değildir yani mürekkep yalamak. Daha yoluna düşmektedir. Durağında sıcakta soğukta beklemek, yağmurda karda ayaklara su girmesidir. Şimdi duraklarda servis beklenerek daha kolay ulaşılabiliyor olabilir üniversitelere. Ama ayaklarına hala su girenler olduğunu biliyorum. Ben hiç servise binmedim. Servis yoktu o zamanlar. Kızılay’da, Kocabeyoğlu Pasajı’nın önünde beklerdim  otobüsümü. Tıroleybüsler arasından çıkagelmesini. O zamanlar tıroleybüsler, nazlı dirsekleri havada, elektrik tellerine tutunmuş gelirlerdi otobüslerle birlikte.

Mürekkep yalamışlık sadece iş hayatı için lazımda hiç yalanmasın daha iyi. Sadece basamak tırmanmak için bir araçsa, boşuna. Mürekkep yalamak tepeden tırnağa davranışa yansırsa, diploma görülmese de olur. Hali tavrı diplomasıdır zaten o insanın.

Üniversite okumak, bir ayrıcalık değildir. Hatta mezunların elinden hiçbir iş gelmezken çoklukla endüstri meslek liselerinden mezunların elinden pek çok iş gelir. Daha kolay iş bulur. Muhtemelen daha çok kazanır. Muhtemelen en azından üniversite mezunuyla aynı yerde tatil yapabilecek güçtedirler. Çocukları aynı okula gidebilir. Eğer üniversite okumak ve üniversite diplomasına sahip olmak üstünlük sayılıyorsa cehalettin battal boyu işte o gözde, o görüştedir. Diploma  insanın  bazı basamakları tırmanışını kolaylaştırabilir. Bu basamaklar insanlık olgusunun basamakları olduğunda hep hatırlanacak değerdedir. Ve üniversite okumak diplomadan ibaret değildir. Unutulmamalı, diploma sadece bir kağıttır.

Üniversite, gözde çok büyütülmemelidir. Üniversite mezunu onca genç var ortada. Diplomaları bir çare olamıyor onlara. Elbette bu, iş bulmamaları ile ilgili; ama üniversite yalnızca diploma veriyor. Zanaat vermiyor, kola bilezik takmıyor. O halde üniversite okunmak istenirse okunsun elbet; ama tarım bölgesinden biri tarımı da iyi bilsin. Gerçi tarımdan karnı ne kadar doyar, tarımdan gelir elde edebilecek midir, etse de tarım için harcadığı paraları geri kazanıp borçlarını ödeyebilecek midir o da başka bir dert.

Zanaat da öğrenmek gerek. Şehirde bu pek mümkün değil apartmanlarda çekmecelere girmiş de konsülde hapsolmuş gibi yaşarken. Ama özellikle turistik yerlerde olası.

Mesela Safranbolu’da hayattaki tek semerci ustası ile tanışmıştık on üç yıl önce.  Resimler çektirmiştik. Tek kalmanın sevincini değil hüznünü okumuştuk gözlerinde. Kendisi giderse mesleği de gidecek diye. Semerciliği öğrenmek isteyen kalmamış şimdilerde. O öğrenmek istemeyenler de kendilerince haklı sebeplere sahiptirler; ancaa atlar oldukça semerlere de ihtiyaç olacaktır mutlaka. Bilmek, güçtür. Diploma dan da güçlü bir güçtür bir zanaatı bilme.
 
Yine Tokat’ta tarihi Taş Han’ın üst katında pek çok zanaatkar, sanatkar çalışır. Yemeniye kalıp basarlar. Sofra bezlerini desenlerler.

Yemeni denilen ayaklara giyilen bir tür çarık vardır. Onun ustası da azalmış. Belki kursların faydası olmuştur sayılarının artmasına. Onca halk oyunumuz,  varken tiyatrolarda köy oyunlarında giyilecekken yemeni yapmayı bilmek mutlak altın bileziktir.

Dokumacılık da öyle. İpeklisinden pamuklusuna. Hatay’da gördüm ipeklerin en hasını. Ve Bursa’da tabii. İnsan içinden sadece duvara asılı bir diplomanın esiri olmaktansa herkesin boğazında asılı fularları dokuyan el olmayı isteyenlere hak vermeden yapamıyor. Dediğim gibi, üniversite okumak, insanı daha insan yapmaz. Daha yetenekli yapmaz. Zanaatkar  yapmaz. Üniversite sonrasında iş bulamazsanız eğer yine elinizden diyelim ki marangozluk gibi, gümüş işi gibi, sedef kakmacılığı gibi bir iş geliyorsa aç kalmazsınız.  

Onca diplomalı ile dolu ortalık. Onca mürekkep yalamış ile yani. Kim o zaman o, en lüks arabalarla trafikte yolları kendilerinden başkalarına haram edenler? Kim o zaman o, en seçkin semtlerde en kaçınılması gerekenleri yaparak apartmandakilere, mahalledekilere dünyayı dar edenler? Kim?  En yakından gözlemleyeceğimiz örneklerle dolu kim oldukları. Mesela bir apartman hayatında. İş hayatında daha geniş ölçekte.
 
Apartmanların, blokların yangın merdivenleri hayatidir.  Bir yönetmeliğin bir maddesi yerine gelsin diye yapılmaz o merdivenler. O merdivenler, yangın durumunda kaçış yerleridir. Yangınlar her gün olmaz elbet. Ama oluyor. İtfaiye sirenleri yeri göğü çınlatıyor.

Hiç başa gelmesi istenmeyen öyle durumlarda yangının merdivenlerinden kaçılacağından yangında bu merdivenlerine koşturanlar eğer oraya önceden bırakılmış bir düzine lastiğin tutuştuğunu görürse ne olur? Neler olmaz… Neler olmaz… Kaçış yeri; yani çıkış yanarsa neler neler olmaz. Ve seçkin semtlerin hepsi de belli bir okulun diplomasını duvarına asmış insanlarından birileri koymuştur o katın yangın merdivenlerine, sahanlığına onca lastiği. Üstelik diplomalarını bir kağıt parçası yerine koymuş mürekkep yalamışlarca. O mürekkep yalamışların bu vurdumduymazcılıkları, is yutturur kaçmak isteyenlere. Kaçtıkları aleve nazire edercesine alevler kaplar kaçış yollarını. İki alev arasında kaçamadan kalanlar ya?
 
Apartman hayatının işkencesi olan gürültüyü yapanlar da diplomalıdır çoğu zaman. Hem de ta nerelerden alınmış diplomalarını daha tanıştığınızda adlarından sonra söyledikleri ilk özellikleridir. O zaman sizi gülümsetseler de bu tavırlarıyla  gürültü yaşattıklarında gülemezsiniz. Hal kalmaz çünkü.

Şimdiki şartlar illa diploma dedirtiyor olabilir. Ama şartlar da değişiyor. Ne harcamalar yaparak, tarlalar, arsalar satılarak, emekli ikramiyeleri adanarak daha ilkokuldan itibaren kurslara, servislere, yemeklere, özel okullara  kucak dolusu paralar dökülerek okutulan çocuklar elbette hayattan büyük beklentiler içindeyken hayat onları umursamadığında altüst oluyorlar. Tepetaklak geliyor kendilerine güvenleri, diplomalarına inançları. O zaman anlıyorlar  araba tamircisi işsiz kalmaz; ama onca emek, harcama sonucu alınmış diplomaların sahipleri işsiz kalır.

Diploma ne sihirli değnektir ne de insani tavı pekiştiren bir dokunuş. Diploma, mürekkep yalamışlığın kestirmeden anlatıldığı  sözcüktür. Mürekkep yalamışlık, diplomada hapis kaldığında diplomalı cahillerin, diploma cehaletinin saltanatı başlar. İnsani, hayatı kolaylaştırıcı her düzenin de sefaleti…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 29.10.2014, 09:13





Paylaş :

2 yorum:

  1. Çok dogru yazdıklarınız.Diploma aliyoruz ama gelişirmiyoruz kendimizi

    YanıtlaSil
  2. Yani diplomasız cahilden daha çok diplomalı cahil var değil mi Deren:)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci