25 Kasım 2014 Salı

Pırıltıdan göz alan huzmeye

Denizin ateşböcekleri gece ışır. Planktonların ışımasıymış yakamozlar. Hücre hücre, tek göze canlıların ışığı. O tek başına gözle görülemeyen canlı, bir arada nasıl bir ışık gürleyişidir. Tek başına ne çığlığı duyulur ne esamesi okunurken aysız gecelerde bir arada denizlerin ay ışığı olurlar. Zerre kadarcık canlılar, zerre kadarken zerre kadar hükümleri yokken o zerreler bir araya gelince ışık nehri olur  siyah sularda, aysız gecelerde. Oynaşır  bir aradalığın neşesiyle.

Kayıptır tek olanlar. Koca deryalarda hükmü olmaz gözle bile görülemeyen tek bir hücrenin.  İster parlayanından olsun ister sönüğünden. Tek tekken sönük olmaya mahkum plankton ışıltıları, hep birken deniz içinden doğan ay gibidir. Gümüşi ışıltılarıyla aydınlatırlar kapkaranlık suları. Dalgaların çırpınışında, suyun gelgitinde oynaşırlar.


Bir kayık çarpmasın plankton sürüsüne ya da bir balık sürüsü, çığlıkları parlamaktır hücrelerin. Yakamoz denilir ışıltılı haykırışlarına. Aysız gecelerin gümüş bilezikleri olurlar, kıyıların bileklerine geçerler. Kıyılara vuran kapkara suların  gümüş gerdanlıklarıdır ya da. Gümüş bilezik veya gerdanlık olmak, bir arada olabilmeyi bilmekle olur. 

Bir olmanın anlamını bilmek, küçücük canlılar için geçerliyken koskoca canlılar bilmezler bazen tek olmanın yitiklik olduğunu. İnsanlar mı? Bir planktonun yaptığını yapamazlar çoğu kez. Bir yakamoz zerresi kadar akıl edemezler bir araya geldiklerinde nasıl ışıyacaklarını. Bir olmadıkça  ışıyamaz tekler.

Akıl sahibi olmak, yakamozların akıl ettiklerini akledebilmek anlamına gelseydi keşke insanlar için. Akıllar ayrı ayrı oldukça kuzu kuzu gidilir yok edici yalnızlıklara.

Bir araya gelen başka ufak canlılar da var. Bir balık sürüsü mesela. Gümüş balıkları yanlış hatırlamıyorsam. Gümüş gibi yanarmış pulları bu gümüş gibi yandıklarını bilecek kadar akıllı balıkların. Tekken cılız bir parlama; ama tüm balıklar sırt sırtayken  göz kamaştıran bir ışıltı olmayı bilecek kadar akıllı bu balıklar. Güneşe tutulmuş ayna gibi yanmayı, böylece yanmamayı biliyorlar köpekbalığıyla karşılaşınca.

Ne zaman bir köpek balığı görseler yan yana gelip birleşiveriyorlar sırt sırta vererek. Her balık kendince bir gümüşi kırıntı saçıyor. Tek tek gümüşi ışıltılar, bir arada koskoca bir ışık huzmesine dönüşüyor. Bir elin nesi var iki elin sesi var ata sözümüzü ta su altında öğrenmişler. Tek el olarak kalmıyorlar  suların altında sönük, korunaksız. Çok el olarak ışıyorlar, av olmuyorlar böylece. O ışıma köpekbalığının gözlerini alıyor. Ve tersini dönüp kaçıyor ağzı bilenmiş bıçak gibi keskin dişlerle dolu kocaman köpekbalığı. Dişinin kovuğuna yetmeyecek ufacık balıkların birleşmeleri karşısında.
 
İzlediğim belgesellerin kiminde  manda sürüsüne saldıran bir aslan görürüm. Mandaların hepsinde de değse delik deşik edecek sivri uçlu boynuzlar. Aslana yem olmamak için yeter de artar bile bunlar. Ama hepsi bir araya gelip boynuzlarını aslana doğrultacaklarına her biri bir köşeye kaçışır, avlanırken tek başına değil bir araya gelmiş aslanlar karşısında. Ve içlerinden en yavaş olan manda yem olur. Bu da şimdi kaçanların yakın bir zamanda av olacağı anlamına gelir. Koca boynuzlu mandalar, bir türlü akıl edemez şöyle aslanın karşında bir olup daire çevirmeyi. Ama bir araya gelen aslanlar onları her seferinde avlar.
 
Küçücük planktonlardan, ufacık gümüş balıklarına birliğin avcıyı kaçırttığı, tekliğin av olmak olduğu bilinirken kocaman insanlar bilmez ama bu basit gerçeği.

Doğru mu ediyoruz acaba balıkların aklını küçümserken diye düşünüyorum da bazen karar vermek için önce planktonlara sonra gümüş balıklarına bakıyorum. Cevabı balıklar veriyor…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 17.11.2014, 16:58
 @AcemiDemirci


Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci