22 Kasım 2014 Cumartesi

Saklı sokakta saklananlar

Dilimiz yetmez olur bazen. Anlatmaya. Gözümüz yetmez olur bazen Ağlamaya.

Her yürekte sözcükler var dağarcık dağarcık. Sineler dolusu. Sözcükler sessizdir bazen.

Ne cümleler var, içlisinden, incesinden, dertlisinden. Gel gör ki her an kullanılamazlar. Uluorta söylenemezler. Adet öyle.

O zaman bir gelinin, bir ananın, bir yeni yetmenin dilinin bağı sohbete kapalıysa, türküde açılır. Nesi var nesi yok içinde yaktığı türküye döker. Koyar içindeki derdini söz söz, anlatmak istediklerinin önüne. Karşılıklı sohbetle iç dökmeye kilit vurulduysa, türküyle çözülür dil bülbül gibi.

Kiminin dilini, elini bağlayan bir şey yoktur. Yoktur daaa… Korkuları, tasaları çoktur. Çekingendir, ürkektir, utangaçtır. O zaman ya şair olunur ya da besteci.
 
Şairler farklıdır. İçleri başka belki, ama dışları bambaşka. Söz zenginliği alabildiğine gitmiş; ama cepleri delik. Ben demiyorum bunu, Orhan Veli diyor “Cep delik cepken delik, kevgir misin be kardeşlik” diye.

Şairler, küskündür. Kime küs olduklarını kendileri de bilmez. İnce bir ruhun kırılganlığından olmalı. Hassas ruhların serzenişti olmalı bu küslükler. İyi ki küsler ona buna. Nedensiz.  Yoksa nasıl okurduk o şiirleri.

“Şiir devri bitti şuur devri başladı” diyenler, sözle anlatamadıklarını  elleriyle, göz nurlarıyla  anlatanlardır. Neler gelmez ki elden. El işinden, halı kilim dokumadan, kumaş biçmeden, çiçek dizmeden, duvar örmeden.

Belki nasıl da yetenekli olduğu konular çoktan sönüp gitmiş, on altısında anne olmuş bir kadın, bir fırsatını bulunca çıkarır yeteneğini gün ışığına. Dantel örer en işçiliklisinden. Motifler çıkarır kendiliğinden. O motifi, o uydurmuştur. Hesap kitap işidir motifler. Geometri bilgisi gerektirir, ölçü gerektirir. Hiç eğitimi olmasa da bu konuda, o kadında “göz kararı” vardır zaten bu eğitim. Falanca kurama, denkleme göre değil yalnızca göz nurunun sonucu olarak.

Derdini söze dökemeyen; ama makasıyla konuşan bir terzi, iyi bir mühendistir çoğu kez. Bir alanı en iyi değerlendiren, bir alana bir çok şeyi en uygun şekilde yerleştirendir. Hatta ressamdır kıyısından köşesinden. Giydirdikleri, onun tablosudur. Zarif bir görüntü de verebilir diktikleriyle, kavgadan yeni çıkmış biri görüntüsünü de.

Ne, ne istediği sorulmuş ne de istediğini yapabilmiş kadınların çokçasının yaşadığı topraklardır İç Anadolu. Yakın zamana kadar kadınlarının değil konuşmak ses sakladığı Aksaray’ından Nevşehir’ine dek. O kadınların güzellik kavramı çiçektir. Çiçek gibi düzerler evlerini. Çiçek gibi kokuturlar evlerini barklarını. Çiçek gibi giydirirler yavrularını. Çiçek, onların ortak dilidir.

Bahçeleri varsa eğer o kadınlar çiçeklere bezerler sağı solu. Ev işinden, çocuk büyütmeden, elde çamaşır yıkamaktan başlarını alınca. Çiçek gibi bir hayat isterler. Bahçelerinden başlarlar işe.

Kadife çiçeği vazgeçilmezleridir. Karanfili de severler renginden, kokusundan dolayı. Horoz ibiği pek alımlıdır; rengi parlak, cafcaflı. Bir de boylu. Bahçeye taç olmuş gibi.

Girişe kokululardan, evin önüne yaprağını dökmeyenlerden dikerler çiçeklerini. Ihlamur ağacını evi gölgeleyecek; ama yolu, evin önünü kapatmayacak şekilde. Üstlerine peyzajcı yoktur yağ kutusunda sardunya yetiştirenlerin. Ama ünvanları da yoktur “peyzajcı” gibi. Ünvansız, isimsizdirler. Güzelliklerin gizli elleridir onlar.

Kimi çiçeği oyalara taşır. Başlarına dolarlar yemeni kenarlarında. Hatta fesleri üzerine birkaç dal da çiçek takarlar. Kır çiçekleri kokar başlarında. Her gün başka kokarlar hem. Hangi çiçekten varsa başlarında o gün o çiçeğin kokusuyla gezerler. Kokuların hası  ile dolanmak, kokuyu baş tacı etmek yine çiçek seven kadınların işidir.


Derdini oturup da etraflıca anlatamayan kadınların çoğu, hepten içine de atmaz. Kimi derdini dışına eliyle atar dokuya dokuya. Bir bakarsınız bir kilime döker içini. Dili olmayan kilimler, halılar neler anlatır o dili bilene. Kilimlerdeki nakış, en zahmetli sözcüklerdir.
 
Neler saklıdır bir bahçede, fese iliştirilmiş çiçekte, bir terzinin makasında, bir kilimde. Günyüzü görmemiş mektuplardır kilimlerin dili. Saklı bir sokaktır her nakış, her desen. Saklı sokaklarda saklıdır sözcükle anlatılamayan her şey.

Saklı olduğundan gezilemeyen, görülemeyen o sokaklar kilimlerdir, bahçelerdir, oyalardır. Sözle söylenemeyenlerin, sesli anlatılamayanların haykırışı, basıp çiğnenen kilim desenlerinde gülümser.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 15.02.2014, 10:30


 @AcemiDemirci
Paylaş :

2 yorum:

  1. Her insan bir sekilde içini döküyor ve anlatiyor derdini işte.Kilimlerdeki renklerin ve motiflerin ayri ayri anlamlari var ya ne kultur zenginligi ama dedirtiyor insana.

    YanıtlaSil
  2. Onca zenginliğin yanı sıra kültür zenginliği gibi zenginliğe sahip olmak gerçek zenginlik. Gezdiğimiz yerlerde gördüklerimiz öyle güzel ki , kültür öyle büyüleyici ki hemen oraya yerleşelim diye bile aklımızdan geçiyor. Sonra başka bir yer görünce bu sefer orası aklımızı çeliyor Derencim:)

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci