2 Ocak 2015 Cuma

Mısırga sürüsü

Bu yazım için tema olarak, hayvanat bahçeleri dışında ne tavuk, ne  mısırga yani hindi  ne kaz, ne ördek sürüleri görülemediğinden bir şehir sakinin asla fotoğrafını çekemeyeceği hindileri değil, tavuksuz, kazsız, ördeksiz, hindisiz hatta serçe, güvercin ve kumru dışında pek başka kuş türü olmayan metropol resimlerini seçtim. Yine blogumda yer alan diğer tüm fotoğraflar gibi sadece kendi çektiğim fotoğraflar hepsi de.


Yılbaşlarında masaya hindi geldiğini duyduklarından beri, yeni yıla az kala kasaplara mısırga siparişi verir olmuştu  Aksaray eşrafı. Her köy evinde en azından üç beş  tane bulunduğundan kasaplar  köylere uğradıkça “Aralık ayının sonuna doğru ellerindeki mısırgaları  alacaklarını” söyler olmuşlardı köylülere. Aksaray’da hindiye “mısırga” denirdi.

Sağlıkla, hep beraber bir yıl bitirilip yeni bir yıla girildiği için eşrafın bazılarınca yılbaşı kutlanır olmuştu epeydir. Bin dokuz yüz elli üçlerde Aksaray’da. Ne yabancı adetlerden haberdardılar  ne de ile yabancılar gibi olmak için yılbaşı akşamı masada hindi yerdi  Aksaraylılar. Gurbete göçmüş, evlenip gelin olarak baba evinden de memleketinden de uzaklaşmış kızlarının, oğullarının, torunlarının, kardeşlerinin  yılbaşı vesilesi ile çıkagelmelerini  sevmişti eşraf.  Bir dahaki yıla kim öle kim kalaydı zira. Bir arada olmak her zaman  mümkün olamıyordu. Bayramlar dışında. Koca bir masa etrafında koca bir yıl özlenmiş uzaktakilerin de katılımıyla büyük bir aile yemeği yiyor olmak hoşlarına gitmiş, bu kutlamada masada hindi bulunması da  kanıksanmıştı.
 
Hacı Hüsnü’nün on dönüm bahçe  içindeki evinde beslediği koyun ve inek sürüsü ile mandalarını güden  çobanı Neşet’in Süllü de şu sıralar yeni yılda  bazı evlerin masalarında mısırga dolması olacağından kasapların köylülere  mısırga  için gayet iyi para ödeyeceğini duyduğundan beri aklı fikri çarşıdaki tek kasaba mısırga satmaktaydı. Satacaktı da nereden bulacaktı mısırgayı. İşte bu sorunun cevabını bulamıyordu. Bunalmıştı düşünmekten.
 
Hacı Hüsnü’nün komşusu Acemoğlu Mehmet, yazın iyi beslenen mısırgaların kışa iyice yağlanmış  olarak girdiklerini bilirdi. Lezzetli olmadığından kimse zabın yani yağsız, kupkuru mısırga sevmezdi. Acemoğlu Mehmet, mısırga sürüsünü pelitlerle, mısırlarla beslerdi. Pelit eğer küçükse mısırga onu kolaylıkla yutardı. İri pelitleri Acemoğlu Mehmet tek tek kesip mısırgaların boğazından geçecek hale getirirdi.

Yirmi sekiz mısırgası vardı Mehmet’in. Bir o kadar da kazı, ördeği. Tavukları da  mısırgalarla, kazlarla, ördeklerle dolanır dururdu yanından incecik dere akan evinin bahçesinde.

Hacı Hüsnü’nün çobanı Neşet’in Süllü’nün gözü Acemoğlu’nun mısırgalarına kayıp kayıp gidiyordu. Ne zaman işten fırsat bulsa ya da kaytarsa doğruca Acemoğlu’nun bahçe duvarının dibine gidiyor zemberekli tahta kapının açılmasını bekliyordu. Bazen kapı açılmayınca kendisi dalıyordu içeriye,
-Döndü Aba, nööörüyon?  Nassın, diyerek. Döndü,  hatırını soran çobana elinde ne varsa verip öyle gönderirdi. Mısır patlatmışsa mısır, siyah kuru üzüm varsa kuru üzüm, leblebi tozu varsa leblebi tozu. Bazen de kavurga. Döndü Aba’nın evinden elinin, cebinin hiç boş çıkmadığı Neşet’in Süllü, bahçe kapısında  cepleri dolu dolu  çıkarken nasıl edip de mısırgaları dışarı çıkaracağını düşünüyordu. Sonunda aklına bir şey geldi.
 
Mısırgalar, her gün  Acemoğlu Mehmet’in bahçesinden çıkar evin bahçe duvarının dibinden akan incecik dere kenarında yemlenirlerdi. İyisi mi onların  yemlenme zamanını gözlemekti. Yarın mısırgaları çaldı çaldı, yoksa zaman kalmamıştı. Yarın  akşam yeni yıldı çünkü.

Neşet’in Süllü, ertesi sabah erkenden kalktı. Hacı Hüsnü’nün evinin on  dönümlük bahçesinin koca tahta kapısından dışarı çıkarırken gözü, dere kenarında eşelenen mısırga sürüsündeydi.

Neşet’in Süllü,  mısırgalara yanaştı. Çarşıdaki Aksaray’ın tek kasabının yılbaşı için mısırga aradığını duyduğundan beri ovuşturduğu elleriyle sürüyü önüne kattı. Mısırga sürüsünü karşıdaki kavaklığa doğru sürerken kavakların arasından saklana saklana Tahta Köprü’ye kadar gidip sonra da düz yoldan çarşıdaki kasaba varmayı düşünüyordu.  

Bir an önce mısırgaları satıp elinin para görmesindeydi aklı.  Uzunca bir süre para harcamazdı dikkat çekmemek için.  Sonra parası ne kadar ederse o kadar altın alır, biriktirirdi. Çalınacak başka şeyler buldukça da altınları artardı. Hacı Hüsnü’nün evi gibi bir ev almak için elini çabuk tutması gerekti.

Döndü ,epeydir seslerini duymadığı  mısırgaları ne bahçede ne de bahçenin açıldığı sokakta göremeyince bir de kavaklığa bakmak istedi. Ancak mısırgalar kavaklıkta da yoktu. Hemen uyandırıp kocasına haber verdi mısırgaların kayıp olduğunu.

Acemoğlu Mehmet, sanki tıraş vakti gelmiş gibi gözüken beyazlamış kısacık sakalları arasında elini söyle bir dolaştırdı. Biraz durup düşündü. Sonra eliyle başını, alnından ensesine kadar sıvazladı.
-Ben çarşıya kadar bir gideyim bakalım, dedikten sonra hazırlanmaya başladı.
*****
Acemoğlu Mehmet,  mısırga sürüsünün orada olduğundan o kadar emindi ki   doğruca çarşıdaki kasap dükkanına gitti.   O yüzden hiç şaşırmadı sürüsünü orada görünce. Dükkanını açalı daha iki saat bile olmamış kasap, sabahın bu saatinde Buğday Pazarı tüccarlarından Acemoğlu Mehmet’i karşısında bulunca saygıyla selamladı. Dükkanının önünde bir sekteye çökmüş olan kasap daha  “Buyur” bile diyemeden boş sektelerden birine de  Acemoğlu Mehmet oturdu. Mısırgaları göstererek,
-Sürümü  almaya geldim, dedi kasaba.
-Sürü senin miydi Acemoğlu,  diye sordu kasap.
-Benim. Bu sabah kayboldular. Belli ki biri çalmış. Bugünlerde mısırga satışı arttı ya. Tahmin ettim yılbaşı sofraları için birinin bizim mısırgaları çaldığını. Kim olduğunu da tahmin ettim; ama iyice emin olmak için komşulara sordum. Onlar da mısırgalarla birlikte kavaklığa girenin kim olduğunu söylediler bana.
-Hacı Hüsnü’nün çobanı, değil mi, diye sordu kasap.
Acemoğlu Mehmet  sustu. Konuşmadı. Ama kasap, mısırgaları kendisine getirenin üstelik de mısırgaları  yarı fiyatından da aza satanın kim olduğunu çok iyi biliyordu.  Yarın akşamki yılbaşı sofralarına  yetiştirmek için birazdan kesmeye, iki çırağının ve karısının da  yolup ütmeye  hazırlandığı mısırgaların, Acemoğlu’nun çalınmış mısırgaları olduğunu anlamakta gecikmedi. Kızardı bozardı.
-Ne kadar verdin mısırgalara, diye sordu Acemoğlu Mehmet.
Kasap kem küm edince Acemoğlu Mehmet hemen anladı kasabın şunun şurasında bir saattir verdiği yemin, suyun parasını söyleyemeyip lafı ağzında eveleyip gevelediğini.
-Tabii bir de yem vermişindir, su vermişindir sen bunlara, diye kasabın içini rahatlattı Acemoğlu. Bunu duyunca kasabın yüzü güldü. Yine de akşama yılbaşıydı ve yarı fiyatından aza aldığı mısırgaları eğer satmış olsaydı  ne kadar kar edeceğini düşünmeden edemedi kasap.

Allah’tan Hacı Hüsnü’nün çobanı Neşet’in Süllü,  mısırgaları çok ucuza, yarı fiyatının altına satmıştı. Acemoğlu Mehmet, mısırgalar için ödediği paraları kuruşu kuruşuna  saydı kasabın avcuna. Ardından da bolca  yem ve su parası bıraktı. Yılın son gününde,  akşama yılbaşı sofraları için ocaklarda fırınlanmakta olan hindi kokuları taş konakların bahçelerinden yükselip sokaklara yayılırken o sokaklardan  Acemoğlu Mehmet, babası Mustafa’nın verdiği bir çift mısırgadan bugüne getirdiği, bugün de  yeniden satın aldığı  sürüsü ile birlikte evine doğru gidiyordu.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 19.11.2014, 21:00

Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci