24 Mart 2015 Salı

Bir pırıltı olmaktan birlikte göz alan huzme olmaya

Denizin ateşböcekleri geceleri ışır. Yakamoz olup yanarak. Planktonların ışımasıymış yakamozlar.

Bir başlarına görülemeyecek kadar küçük ıssız birer gözecik iken bir araya geldiklerinde nasıl bir ışık gürleyişiyle haykırır denizin tek hücreli canlıları. Tek başlarına olduklarında ne çığlıkları duyulur ne esameleri okunurken aysız gecelerde bir olduklarında denizlerin ay ışığı oluverirler. Zerre kadarcık canlıların tek tekken zerre kadar hükümleri yokken bir araya gelince ışık nehri olurlar  siyah sularda, aysız gecelerde. Denize konmuş ateş böcekleri gibi oynaşırlar  bir aradalığın neşesiyle.

Tek olanlar ıssızdır; tek tek olmak, kayıp olmaktır. Gözle görülemeyen tek bir hücrenin koskoca deryalarda ne hükmü olabilir ki? İster parlayanından olsun ister sönüğünden. Tek tekken sönük olmaya mahkum denizin tek hücreli ateş böcekleri, hep birken gece koyuluğundaki suların içinden doğan ay gibidirler. Erimiş altın suyundan ışıltılarıyla yol çizerler kayıkçılara kapkaranlık denizlerde. Dalgaların çırpınışında, suyun gelgitinde eğleşirler.

Bir kayık çarpmasın plankton sürüsüne ya da bir balık sürüsü değmesin, o vakit parlayarak çığlık atar denizin tek hücreli canlılarının her biri. Haykırışları, parlamaktır. Yakamoz denilir o, sönük tekliği değil  plankton sürüsü olup birlikte parlamayı yeğleyerek ışık huzmesine dönüşmüş ışıltılı haykırışlarına.

Yakamozlar, aysız gecelerin gümüş bilezikleri gibi geçerler kıyıların bileklerine. Kıyılara vuran simsiyah suların gümüş gerdanlıklarıdır kah. İster gümüş bilezik olabilmek ister gerdanlık olmak, bir arada olabilmeyi bilmekle olur.  Deryanın her bir damlasının, tek bir su damlası olmaktansa  denize dönüşmeyi yeğlemeleri gibi.

Bir araya gelip diyelim ki yakamoz olabilmenin anlamını bilmek, küçücük canlılar için bile geçerliyken çoğu koskoca canlılar, tek olmanın yitiklik olduğunu bilmezler bazen. Hele de insanlar mı? Bir planktonun yaptığını yapamazlar çoğu kez. Bir yakamoz zerresi kadar akıl edemezler bir araya geldiklerinde nasıl ışıyacaklarını. Oysa tekler, hep bir olmadıkça  ışıyamaz.  

Akıl sahibi olmak, yakamozların akıl ettiklerini akıl edebilmek anlamına gelseydi keşke insanlar için de. Akıllar ayrı ayrı oldukça kuzu kuzu gidilir yok edici yalnızlıklara.


Bir araya gelebilen başka ufak canlılar da var. Bir balık sürüsü mesela. Gümüş balıklarıydı yanlış hatırlamıyorsam. Gümüş gibi yanarmış pulları, bu gümüş gibi yandıklarını bilecek kadar akıllı balıkların. Tümü bir olup sırt sırta verdiklerinde  göz kamaştıran bir ışıltı olmayı, tekken cılız bir ışıma olmaya yeğleyecek  kadar akıllı bu balıklar. Tek tek ışımaktansa hep bir olup ışıdıklarında güneşe tutulmuş ayna gibi yanacaklarını, böylece köpekbalığıyla karşılaşınca yanmamayı biliyorlar.

Ne zaman bir köpek balığı görseler anında birleşiveriyorlar yan yana gelerek. Her balık kendince bir gümüşi kırıntı saçıyor etrafa. Tek tek gümüşi ışıltılar, bir aradayken koskoca bir ışık huzmesine dönüşüyor. Işık seli oluyorlar göz alan parlaklıkta.

“Bir elin nesi var; iki elin sesi var” ata sözümüzü ta su altında öğrenmiş o balıklar. Kimi insanlar için yalnızca öylesine bir atasözünden öte geçmeyen bu sözün anlamını  insanlardan çok tek hücreliler, balık sürüleri biliyor galiba. O yüzden tek el olarak kalmıyorlar  suların altında sönük, korunaksız. Çok el olunca ses veremeseler de ışık verip  köpekbalığının gözünü alıyorlar; av olmuyorlar böylece. Gümüş balıklarının gümüşi ışıltısı karşısında gözleri kamaşan,  kocaman ağzı bilenmiş bıçak gibi keskin dişlerle dolu köpekbalıkları tersini dönüp kaçıyor. Dişinin kovuğuna yetmeyecek ufacık balıkların birleşmeleri, köpekbalığına yem olmamaları, hayatta kalmaları anlamına geliyor.
 

İzlediğim belgesellerin kiminde  manda sürüsüne saldıran aslanları görürüm. Mandaların hepsinde de bir dokunsa dokunduğu yeri delik deşik edecek sivri uçlu boynuzlar. Aslana yem olmamak için yeter de artar bile bunlar. Ama avlanırken tek başına değil bir araya gelmiş aslanlar karşısında mandalar bir araya gelip boynuzlarını aslana doğrultacaklarına her biri bir köşeye kaçışır. Ve içlerinden en yavaş olan manda, aslanlara yem olur. Bu da şimdi kaçabilmişlerin yakın bir zamanda aslanlara av olacağı anlamına gelir. Koca boynuzlu mandalar, bir türlü akıl edemez şöyle aslanın karşında bir olup daire çevirmeyi. Ama bir araya gelen aslanlar onları her seferinde avlar.

Küçücük canlıların sürüsü planktonlardan, ufacık gümüş balıklarına birliğin avcıyı kaçırttığı, tekliğin av olmak olduğu bilinirken kocaman insanlar bilmez ama bu basit gerçeği.


“Doğru mu ediyoruz acaba balıkların aklını küçümserken” diye düşünüyorum da bazen, karar vermek için önce planktonlara sonra gümüş balıklarına bakıyorum. Cevabı balıklar veriyor…
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 17.11.2014

Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci