27 Ekim 2015 Salı

Ah, o en çetin renk; Kırmızı

-Bugün derin acılar içinde olan Aksaray’ın Demirciköylüler’ine ithaftır-

Renkli sayfalara mı baksam... Kan damlası yoktur orada; olsa olsa kan kırmızı giysiler içindeki cüzdanlarına kadar tombullarla onların çocuğu, kardeşi, eşi diye bilinenlerin  resimleri vardır.

Hiç içimden gelmiyor kendini, kimlerin nereden nereye getirdiğini hatırlamayacak kadar unutkan hem de yıldızı neredeyse sönmüş hangi  geçkince falancanın, nerelere demirlemiş yatlardaki tüm ailesiyle tatillerini, İtalya’dan hatta Amerika’dan kaç bavul dolusu giysiyle döndüğünü, sırtını dayadığı yine modası geçmiş bıçkınlara methiyeler düzdüğü haberlerinin sığlığında bunca ağır acıyı hafifletmeyi… Olsa olsa cehaletin parlamayan yıldızı olabileceklerin aşırılıklarını okumayı… Oynadıkları için belki de tam tersi etkisi olacak reklamlardan kaç milyon dolarlar aldıklarını diyelim ki.

İçi almıyor insanın içi kanarken sabun köpüğü kadar bile ağırlığı olmayan hiçbir şeyi.  Televizyona bakılsa el ayak titriyor, genceciklere yakılan ağıtlarla dolu o görüntülerle yüzleşince. Gazeteye baksak yürek dağlanıyor. Ah, bugünlerde gözlerin gördükleri; bir de  kulakların duydukları…

Kimi arasam sesi titreyerek açıyor telefonu. “Hayrola?” demeye görün hele. İçler dağlayıcı haberler duyulmuş çoktan. Kara haber olur da tez duyulmaz mı? Dağ gibi acılarla dağlandık. Kan oturdu ağlamaktan gözlere. Herkes paramparça. Herkes sanki çıkışsız kör kuyularda. İp atan yok oysa kuyudan  tırmanmalara. İpler kimde?

Kuyular… İşte şiirlerden, efsanelerden kaçıp tam karşımıza dikilince ötesini berisini, anlamını daha bir öğrendiğimiz kör kuyular. Oysa o kuyular, Nasreddin Hoca’nın ayın kuyuya düştüğünü sandığı fıkrasına yakışmaz mıydı en çok? Fıkralara yakışasıca kuyular, yakamıza yapıştı. Madem kuyudayız, Yusuf sabrı ver Allahım, her birimize.

“Günaydın” diye başlasak da günün aydın geçmesini dileyerek, gün kırmızı. Batan gün gibi. Kan kırmızı. Ve de güneşin doğumunun sancısını çeken ufuklar gibi kıpkırmızı.

Bayrağımız boşuna mı kırmızı? Yüz yıl önce de ne acılar görülmüştü. Ve bayrağımız olabileceği tek renge, o günlerin rengine boyandı. Al. Yani kırmızı.

Ne çarşı pazar dolanma ne eğlence… Böyle kavramlar nasıl da eskidi birdenbire. Sahi biz de eğlenirdik değil mi? Konuşur, gülüşürdük. Pembeler giyerdik. Ya da fıstıki. Televizyonda komedi izlenceleri varsa bakardık bile. Yoksa bir güldürü,  belgeseller ne güneydi? Oysa tam şimdi biz, gerçek bir tarihi belgeselin içindeyiz.
 
Tarihe tanıklık etmek bu olmalı. Bu coğrafya, tarihin kâğıdı da kalemi de. Toprak altından asırlar sonra çıkan taş tabletleri. Mürekkebi, kan rengi. Kırmızı.

Hangi konuda şöyle ağız tadıyla, güle eğlene sohbete girilebilir ki üç, beş arkadaş bir araya gelse şimdi? Sırf gülebilmek için hiç olmayacak bir şeyi bahane edip gözden yaşlar boşanıncaya dek nasıl gülünebilir ki?

Yanakların gülmekten ağrıdığı olmuştu oysa çokça. Biz miydik öyle gülenler? Biz miydik, hayatı kan rengi acılarla duyumsamak yerine çok sıradan şeyleriyle yaşayıp gidenler?  Trafik mesela,  nasıl da güzel bir dertmiş, şu birkaç gündür dertlendiklerimizin yanında.

Alıp başını yürümeli mi yoksa? Gümbürtüyle patlamalı, taramalı sonrasında ağıt getiren hiçbir sesin olmadığı bir yere. Mesela kuşlar ötse; rüzgâr, her bir yaprağa mızrabını vurup farklı bir fısıltıyla esip dolansa yüzlere yüzlere, saçları uçurtarak. Üst dallardan birinden kuyruğunun gözüktüğünden habersiz bir sincap, gizlice izlese ağaca yaslanıp oturan bizleri. Biz de onu görmemiş gibi yapsak, gözümüzü kuyruğundan ayırmadan.
 
Orman da kalmadı şimdi. Balta değen yeşil ağaçlardan kırmızı reçine akalı da çok oldu. Önce ormanlar kanadı zaten.

Ormanlar bile huzursuzsa nerede bulacağız biz huzuru? İlle huzur arayacaksak o zaman elimize bir sözlük alıp, “H” harfini açıp, huzur sözcüğünü mü bulacağız bula bula?

Kırmızı, damarda aksın tek. Bayrağımın rengi, ala boyandı zaten defalarca ve defalarca, hiç solmayacak demde. Daha boyanmasın!
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 08.09.2015


@AcemiDemirci
Paylaş :

3 yorum:

  1. Gerçekten kaleminize sağlık :) Uzun zamandır takip ediyorum. İçtenlikle söyleyebilirim doğa gözlemleriniz ve doğa ile konuşur edasında hikayesiyle anlatmanız takdire şayan. Severek yaptığınız belli.

    http://arslanyusuf.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Yusuf, öyle dikkatlisin ki yorum olarak yazdıklarını çok önemsiyorum o yüzden:))) Üstelik genç bir arkadaş gözüyle baktığından bakış açın benim için besleyici bir ölçüt. Doğa sevgimi ancak yazılarla tam anlatabiliyorum. Senin paylaşımlarını izlemek de keyifli. Çok selamlar.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci