24 Ekim 2015 Cumartesi

Ankaralı olarak çok üzüldüğümüz bir Cumartesi idi o gün. Yüzler gülecek gibi değildi.

İnsanız ve üzülünce soluklanmak isteriz. Soluğu arka balkonda aldım soluklanmak için. Aşağı bakınırken gözüme bir hareket ilişti.

Bloğun bahçesine girmiş bir  kaplumbağa,   bahçe duvarı üzerindeki tel çite ayaklarını atıyor; ama dışarı çıkamıyordu. Eni konu  bunalmış olmalıydı. Resimde de görüldüğü gibi benim keyfim  de yerinde değildi.

Biraz seyrettim çabasını. Çıkamayacaktı. O teli aşması mümkün değildi. Hemen aşağıda indik eşimle.


Bu, üçüncü kaplumbağa oluyordu kurtardığım. Bağasının üzerindeki berelenmelere bakınca daha önce de zorda kaldığı anlaşılıyordu. Böyle meraklı olup o bahçe senin bu  bahçe benim gezerse  daha  göreceği de vardı.

Kurtardığım ilk kaplumbağadan “Sadzida’nın Ziyareti” adlı öykümde bahsetmiştim. Bosna’dan gelen akrabalarla Anıt Kabir’de buluşmamız sırasında turist otobüslerinin altına girmesine az kalmışken fark etmiştim. Yola çıkmış ve tekerin altına doğru ilerliyordu. Arkasında onca yeşil alan, çalılar, muhteşem ağaçlar, çiçekler varken. Galiba yavaş oldukları için hızlı olan şeylere meraklılar. Araba, otobüs gibi. 


Kaplumbağayı kaptığımla Anıt Kabir’in  muhteşem yeşilliğinin içine bırakmam bir oldu. Önce  korkup ayaklarını, kafasını içeri çekti. Sonra  kurtulmak için kolunu, bacağını, başını çıkarıp debelenmeye başladı. 

İkincisine bizim caddede rastladık. Yolda büyük bir taş izlenimi veren boz bir şey hareket edince eşim arabayı durdurmuştu. Ben de hemen inip kocaman kaplumbağayı aldım. Daha önce arabalar durmayıp üzerinden geçmiş olmalı ki bağasının üstünde koca bir delik vardı.


Kaplumbağayı aldığınızda önce korkup içeri çektikleri başları ve ayaklarını biraz sonra çıkarıyorlar. Huysuzlanıp, yaramaz çocuklar gibi kollarını bacaklarını oynatıp duruyorlar. Bu arada iç çekme gibi bir ses de çıkarıyorlar. Oflayıp pofluyorlar;  herhalde kızgınlıklan

Kaplumbağaları çok severim ve öfleseler de kızsalar da  zorda olduğunu görürsem onları kendi hallerine bırakamam.

Bu kaplumbağa, kurtardığım üçüncü kaplumbağa. İkincisi dışında  birinci ve üçüncünün resimlerini çekme fırsatım oldu. Onu, arkadaki koruluğun çitinin hemen dibine bıraktık. Durup  bana baktı.  Durumu anladı galiba. Orada durup bakmaya devam edince biz ayrıldık, yoluna devam etsin diye.

"Tüm kaplumbağalar birbirine benzer; hadi bir dahaki karşılaşmamızda onu tanıyamazsam" korkusu olmaksızın. Zira bağasındaki berelenmeler,  onun  üzerine kazınmış imzası sanki. 
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
 24.10.2015, 18:32

 @AcemiDemirci



Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci