9 Kasım 2015 Pazartesi

Sanal Ortamlar Üzerine

(Aslında bir yorum olarak yazılmıştır.)

Yorum çıkışlı bu çalışmam için tema olarak iletişim deyince benim ilk aklıma gelen ötüşleriyle kuşları kullanmak istedim. Arıların ve kelebeklerin de uçuşları bir iletişim olduğundan onları da ekledim.

Bir yetişkin iseniz iş hayatının resmiyetini belli bir yaştan sonra deneyimlersiniz. Ve o ana kadar aynı caddenin, -kimseler alınmasın diye kendi büyüdüğüm caddenin adını vereyim- diyelim ki Tunalı Hilmi’nin, çocuklarısınızdır. Liseye her sabah aynı yoldan kah tarih sınavının gerilimiyle kah karda buzda gitmişinizdir. Buzda düşen, sizin elinizi tutarak kalkmıştır. Sözlü sınavlarda hep kopya veren olmuşunuzdur tahtadaki çaresiz arkadaşınıza. Bu yüzden çok azar işittiğiniz olmuştur öğretmenlerden. Ama huyunuzdan vaz geçmemişinizdir. Çünkü çocukluk arkadaşlıkları samimidir.

Beraber büyümüşünüzdür. Yaşınız gereği alaya aldığınız şeyler de, burun kıvırdığınız şeyler de üç aşağı beş yukarı aynıdır. Daha liseye gelmeden çoğunuz Rus ve Fransız klasiklerinin önemli bölümünü okumuştur. Pearl Bucks’ın Ana’sını başka Ana romanı ile karıştıran, okumaya meraklı olmadığından  kolay kolay arkadaşınız olamaz mesela.

Cumartesi günleri, eğer sıkı bir sınavınız yoksa  CSO’nun konserlerini asla kaçırmamışınızdır. Hatta CSO’ya ikinci bir söylemde bulunanlar olmuştur arkadaşlarınız arasında. “Cumartesileri Saat On birde” diye. Karmina Burano deyince hepinizde akan sular durur. Birinden değil bir eserden bahsedildiğini ve o eserin konusunu sular seller gibi bilir sizin liseliler. Bir aradayken güldüğünüz de kızdığınız da aynıdır.

 Üniversitede bu alan biraz daralır. İlk kez başka yerlerde büyümüşlerle karşı karşıyasınızdır. Hanya ve Konya tam karşınızdadır. Dünya sadece diyelim ki Tunalı Hilmi Caddesi ve Ankara’dan ibaret değildir. Bu gerçeğin öğrenilme saatindesinizdir. Yaklaşımlar başkadır farklı kültürlerde büyümüş yeni sınıf arkadaşlarınızda. Töreler, adetler filan duyarsınız. Saygı duyarsınız. Herkes bir olamaz. Ama  büyüdüğünüz arkadaşlarınıza, lise sıralarınıza özlem de duyarsınız.

Sonra iş hayatı. Orası apayrı. Hayat mücadelesi içindeki insanları, sırf çalışıyorum edası taşımak için aldığı maaşın  kaç katı  lüks arabalar ile gelip, bir çalımla herkesin önünden lastik gıcırtıları dinleterek gidenleri görünce gerçekten gülersiniz. Selamlaşırsınız onlarla; ama nasıl bir arkadaşlık geliştirilebilir ki daracık, kendine has bir dünyada belli şeylerle biri olabilen insanlarla? Kültür, okumak, sanat, edebiyat, gezmek, tabiat ve daha birçok konuda boş fıçıları andıranlar, gösteriş ile ne bir şey olabilir ne kendileri dışında  öyle kolay kolay herkesi kandırabilir. Hangi posta bürünülürse bürünülsün içteki mutlaka kendini belli eder. Orada da maskelerle dolaşanlar olduğunu deneyimlersiniz.
 
İşte bu noktada  insanların  geri kalanlarının sizin caddenin çocuklarına hiç benzemediğini, sizin o  piyano odası, resim atölyesi, biyoloji laboratuarı, bilmem kaç  başka laboratuarı daha olan lisenizdeki çocukluk arkadaşlarınız gibi anlayışta olmadığını fark edersiniz. Artık sizin caddenin çocukları da başka başka sebeplerle dünyanın her bir yerine saçılmış olduğundan biraz yalnız kalırsınız. İş hayatındaki arkadaşlıklar kolay gelişmez. Çünkü orada bir günaydın, arkadaşlık için yeterli besin değildir. 

Yine de iş hayatındaki arkadaşlıklardan da köklüler çıkar. Ama tek tük. Oysa çoğunun feyzbuk listesinde yer alan tanıdıkların belli bir yüzdesi hep öğrencilikte edinilmiş arkadaşlıklara dayanır. Çıkarsız, beklentisiz, çocuk naifliğinde beslenmiş kalıcı arkadaşlıklardır onlar. Onlarla ha deyince bir araya gelemezsiniz; ama bir liste hepinizi bir arada tutar. Bir tık ile konuşabilirsiniz onlarla. O zaman işte, dört elle sarılır yetişkinler feyzbuka. Yeni yetmeler de sarılır. Dizideki  kahramanın hali, tavrıyla özçekim yaptığı, yandan ayırdığı jöleli saçlarıyla çektiği bir de üzerine iki paragraflık bir kompozisyon dahi yazamayacağı beylik laflarla şerbetlediği resmini paylaşmak için.

Dünyanın, Türkiye’nin neresinde olurlarsa olsunlar haberlerini alırsınız akrabaların, arkadaşların, kuzenlerin, eşin dostun sanal ortamlarda. Yazılarını, duyurularını takip edebilirsiniz. Bu ortamda sınıfınız yeniden bir araya da gelir. Liseli yıllar çok uzaktır çünkü; sıralarınızda yeni yetmeler oturmaktadır. Ama olsun!  İmdada sanal ortam yetişir J

Ayrıca arkadaşlarınızla aynı kentte yaşıyor olmanız onları öğrencilikteki gibi her  gün görebilmeniz anlamına asla gelmez ne yazık ki. Öğrencilikteki yaz tatillerinde olduğu gibi  aynı caddenin çocukları olarak ya Kuğulu Park’ta ya Flamingo Pastanesi’nin önünden geçerken mutlaka birkaçını görüp  pastanede bir limonata içemezsiniz artık. O günlerin yeni versiyonu olarak bir gün karşınıza sanal ortam çıkar. Sanal manaldır; ama uzakları yakın yapabilen sihirli değnek ondadır.


Bunun yanı sıra sanal ortamda “Herkes” düğmesine tıklanınca size ulaşan başka arkadaşlar olur. Kimi, gerçekten paylaşımları ile dolu doludur. Ve kazançtır. Hiç tanışmaz, hiç görüşmezsiniz; ama ortak noktalarda paylaşım alışverişlerinde bulunursunuz. Bir başkalaşım yaşanmaktadır arkadaşlık geleneğinde böylece, somuttan soyuta.

Gerisi insanlara kalır. Bakış, yaklaşım ve anlayış. Bakışa, yaklaşıma ve anlayışa göre ha sanalmış ortam ha  gerçekmiş fark edeceğini sanmıyorum.


Daha büyük yerleşimlerde, daha  kalabalık nüfuslar olarak yaşarken kopan iletişime duyulan özlem, sanal iletişimi körüklüyor galiba. Yalnız yaşayanların çoğaldığı, bağların zayıfladığı şimdilerde sanal ortamdaki sessiz konuşmalarla yalnızlıkların  unutulduğunu söyleyen çok.  Bu da başka bir gerçek. Ortam sanal; ama gerçek kişilerden oluşan bir sanallık bu. Bu çağın iletişimin rengi galiba sanallık.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL  (Acemi Demirci),
 09.11.2015, 11:10, Çeşme
acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
 
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci