13 Kasım 2015 Cuma

Uzak Yollar ve Yolculuk



En sevdiğim geziler, düşünülmediği halde pat diye damdan düşercesine gerçekleşmiş yolculuklar. 


Yolculuğun hepsini hem de nasıl severim sevmesine, ciddi ciddi bir yüzde tutar üstelik  hayatımda.


Şimdilerde zamanımızı daha çok ilgimizi bekleyen büyüklerimize harcamamızdan ötürü yolculuklar biraz askıya alınsa da bu yolculuğun güzelliğini unutmamıza neden değil. Beklenmedik anların beklenmedik yolculuklarının mutlaka bir bildiği vardır. Sunacağı şeyler, göstereceği güzellikler vardır. Bu defasında  Çeşme'nin Kasım dinginliğindeki güzelliğini öğrendik mesela.


Hiç akılda yokken başa gelen o yolculukları siz planlamazsınız; çünkü onların sizden şimdilik sakladıkları planlar vardır; kendi  eteklerinden sizin kucağınıza dökecekleri.



Annemle babamın yanındayken yolculuk çok sıradandı. Tur programında  parmağın basıldığı yer için hemen bavul hazırlanırdı. Ayda en az bir hafta sonu turu, olmazsa olmazdı. Tarihi yerlerde, örenlerde, tabiat gezilerinde çekilecek artık yüz binlerce desem belki azımsanıp, yetersiz olacak henüz çekilmemiş fotoğraflar beni beklemekteydi. 


Yurt dışı turları daha uzun süreli olur tabii. İstanbul’daki kardeşe ve yeğen sevmeye, Bolu Dağları’nı aşarak  trenle yapılan bir hafta sonu yolu daha sığardı bir aya. Yollar çok tanıdıktı, biraz geciksem beni bekler gibiydi.


Şimdi bekletir olduk, öncelikler başkalaşınca. Ancak yine de öbür öncelikler bangır bangır bağırınca mesela Kasım ayı filan demeyip yollara düşüverdik. 


Ki Kasım’dan çok öncesineydi niyetimiz. Ama dedim ya, bazen denk gelmesi gerek  her şeyin. Bizim  için de Kasım’ın ikinci haftasına denk geldi çatının onarımı için Ankara’dan neredeyse yedi yüz kilometre uzağa yola düşmek.


“Ezbere bilemiyorum” diyemiyorum artık o uzun yolu. Her geçişimizde dağların zeytinleri, şehirlerin tarlaları, kırları azalmış oluyor. Tarlalarda ekinler değil fabrikamsı yerler bitmiş oluyor. Mera hiç görmüyorum neredeyse. Sadece bir yerde var ve  o da hep orada olduğu gibi kalsa istiyorum. Mera olmazsa köy hayatı olur mu?
Fotoğraf makinem olmadan, asla!


Yolu tek başınıza alamazsınız. Siz öndeyken bagaja binmişler de vardır beraberinizde. 


Bizim bagaj sadece eşya yüklü  bavullardan değil günlük hayatta elimizden düşmeyen onlarca şeyle dolduğu için arka koltuklar bile doludur.


Nihayet yerinize ulaştığınızda eliniz kolunuz dolu girersiniz içeri, yüklenip getirdiklerinizle. Ve giderken onlar yine sizinle düşecektir yola. Gelince bir çırpıda yukarı taşınanlar, dönüşte teker teker inmeye başlar aşağıya. Merdiven başına gelirler sıraları geldikçe.


Yol müzikleri seçmek uzun iş. Piyanodan  Balkan ezgilerine, Hatırla Sevgili dizisi CDsinden Kitaro’ya, Kenny Rogers’dan Kenny G’ye dek.


Çocukken tatillerin bir kısmını geçirdiğimiz Aksaray’da salyangoza “fişgene” derdik. Orada öyle dendiğinden, çocuk dili olduğundan değil. Fişgene değil ki insanlar evlerini sırtlanıp taşısınlar. İnsanlar pılıyı pırtıyı topladıkları gibi ev yolundalar oysa artık.


Ve herkesin tavan arasında sandıklar dolusu değerli eşya saklı olabilir. Ama benim orada sakladığım, bir çeşit fişgene. Taşın üstüne işli.

Yaşanan her yer seviliyor. Ve birine gidildiğinde diğeri geride bırakılıyor. İklimiyle, rüzgarıyla, kuş sesleriyle, tuzluktaki tuzu artık akıtmayacak kadar nemlenmiş havasıyla. Tüm kış bunların özlemi çekileceği de biliniyor yedi yüze yakın kilometre tutan bir uzaklıktan. Bahara dek.
(Her hakkı saklıdır)

 Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 13.11.2015, 10:56
acemi.demirci@yahoo.com.tr; 
@AcemiDemirci



Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci