27 Aralık 2015 Pazar

Öykünün adı; Sis



Kısa öykü akımı da var. Bir satır bile olmayacak ya da şu sayıda kelimeyi geçmeyecek kuralıyla yazılmışlardan oluşan.


Öyleyse ben de bir örnek vermiş olayım kısa öyküye.


Bunca gündür bunca yazdığım ve görmekten bıkkınlık duyulan şey sis şimdi.  Yazmak için,   tercih edilemeyecek olsa da görülen yazılacaksa eğer o zaman  konu belli;  sisli anlar.


Sis çökmüşse, sisten başka bir şey göremiyorsunuz. Görülen tek şey, sis.


Şimdiye kadar bildiğimiz sisler, dağ başı sisleriydi.


O sis, iner ve kalkardı.


Bu sis başka. Dağlarda gezenlerden değil. Şehir sisi. Sokak sokak geziyor. Şehri dağlarla karıştırmış sanki. Dağların sisi olmayı terk edip  kentli olmaya kalktı Ankara'da.  


Öyle ki yere kadar. Yolda yürür gibi dolaşıyor ortalıkta. Geçtiği yeri ıslatarak. Ama damlacıksız, su birikintisiz.


Pencereden bakınca sanki dışarısı yok. Balkondan bakılınca sanki balkonun storları kapalı da gördüğünüz bulanıklık dışarısı değil storun kendisi.


Ne karşılar ne karşıdaki siteler ne de yol ortada. Her şey kayıp.


Rüzgarda gözümüz... Uğuldayarak bir esse... Sisi savursa... Göz gözü görür olsa... Günlerdir saklananlar açığa çıksa...


Sisin içinde yaşıyor, dolanıyor, pencereden bakınca görülen tek sis oluyorsa yazacak şey de sis o vakit. Hiç istemesem de. Hiç ama!!!


Sis yerde ... Yani kalemde.


Sis için yazılan kısa öyküm o halde.

Öykünün adı; Sis

Öykücü, artık sisli öyküler yazmak istemiyordu. Ama öykü direniyordu.
 (Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 09:1127.12.2015,


Acemi.demirci@yahoo.com.tr;
 @AcemiDemirci






Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci