14 Şubat 2016 Pazar

14 Şubat Öykü Günü’nde Çankaya Sokaklarında Gezen Öyküler


Koru metrosuna bindiğimde  uzun bir yolculuk olacağı belliydi. Metro o kadar yavaştı ki… Sonunda Kızılay’da indim ve Karanfil Sokak’tan anneme gitmeye koyuldum.


Yüksel Caddesi’nden müzik sesi geliyordu. Kimi gençler de renkli kağıtlarla kapladıkları kocaman karton kutuları başlarına geçirmişler halay sekercesine oynuyorlardı. Kızılay eğlenceli  gözüküyordu bugün.


Yüksel Caddesi’ndeki metro girişinden önce halka halka kalabalık oluşmuş, cep telefonlu eller havada kendilerince eğlenmekte olan  ortadakileri çekiyordu.


Derbederimsi birisi de yüksekçe bir yere çıkmış, hem eğleniyor hem de eğlendiriyordu. En ilgi çeken oydu, onu çektim ben de.


Bu arada resimler artık cep telefonuyla çekiliyor. Biraz aykırı kaçıyorum galiba. İlle de doğada en kapsamlısı sayılabileceklerden günlük hayatta da daha pratik olanından fotoğraf makinesi ile çekilecek resimler…


Kimi gençlerden kız olanın elinde bir buket kırmızı çiçek ya da tek gül vardı. Kimi kendi koşturmacasında. Keşke öykü kitapları da görseydim 14 Şubat Dünya Öykü Günü'nde ellerde.
.

Mağazalar, süslü püslü, tüllere sarılı, renkli rafyalarla bağlanmış kalp şeklinde kutularla doluydu. Yukarılara asılmış sallananlarından, vitrinlere dizilmişlerden mağaza içi raflara kadar  etraf  kalbe bezenmişti. 


Süslü püslü, paket olacak kalpleri görmek güzel; yine de en güzeli insanların kalplerinin güzel olmasını görmek.


Metropolleşme, yığılmacı yaşam, aynı blok kapısından girip birbirinden habersiz yaşayan insanların yaşadığı keşmekeş çilesi,  hayırsız olanların başında zamanın gelip insanların kendilerine bile vakit ayıramamaları, tüm bunlar kalplerin katılaşmasına, bencilleşmeye, duyarsızlaşmaya çanak tuttu.


İnsanlarla dopdolu alanlarda insanca davranış defalarca anlatılacak kadar, alkışlanacak kadar ender rastlanır oldu.


Bugün Ankara’nın  keyfi yerindeydi. Çok hoş görüntüler ortaya çıkıyor herkesin bir bahaneyle gülümsediği anlarda; öyle  ortamdan aceleyle de olsa geçerken göze çarpıyor bunlar.


Öyküler, kol geziyor o zaman gözler önünde. Kızılay’ın ortasında.


Annemden dönüşte hava kararmıştı. Ankara’nın en kalabalık, en hareketli sokaklarıdır Kızılırmak sokağı, Kocatepe tarafları. Bir binanın önünde aşağıdan yukarıya yapıyı aydınlatan, sanırım projektör deniliyordur, kocaman bir lamba vardı.


Yağmur başladığından damlaların bir kısmı, gözü kamaştırırcasına ışık saçan lambanın üstüne üstüne düşüyordu. Işık, ısı demek elbet. Düşen damlalar buhar olup lambanın üstünde dilim dilim uzuyordu.

Gündüzki hem eğlenen hem de eğlendiren adamcağızı nasıl es geçmeyip çektiysem bu görüntüyü de alelacele de olsa çekmeliydim.


Ben fotoğraflarken oradaki pek çok dershane ve sinemadan çıkan en fazla üniversite bir öğrencisi iki çocuk hayli şaştı. Hatta tuhaf tuhaf bakıp, “Hiç mi görmemiş?” diye aralarında konuştular.

 
Beni güldürdü bu hayret. Ki o çevrede  büyümüş birisi olarak oralardaki her binanın nasıl eskidiğine tanık olduğumu anlatacak değildim onlara tabii. Evet  hiç görmemiştim bu lambanın  üzerine düşüp buharlaşan yağmur damlalarını. Zira artık oradan hafta bir kez geçiyorum. Ve çektiğim o buharlaşmayı yakalayabilmem için önce  geçişlerimde hava kararmış olmalı. Koca lamba yanmış olmalı. Yetmiyor, yağmur da başlamalı ve lambanın üzerine düşen damlalar buharlaşmalı. Birçok koşul yan yana gelmeli yani.


Çocukların halleri beni içten içe güldürürken onlar arkalarına şaşkınlıkla baka baka Kocatepe tarafına doğru tırmandılar.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 14.02.2016, 20:17

Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci