3 Şubat 2016 Çarşamba

Ben severim yokuşları

Yolun çetini, yokuş olanıdır. Düz yol kolaydır. Kolaysa yokuşlarda ilerlensin de görülsün düz yollarda ilerlendiği gibi. Yokuş, sabır demektir. Azimdir, emektir. Düz yol, ya hazıra konmaktır ya da kabullenme.


Yokuş deyince, tırmanmak anlaşılır. Çıkışlar yeğlenir; zira zirve,tırmanarak ulaşılacak yerdir tek. Ağzında gümüş kaşıkla doğmuşlar dışındakiler, düz yollara erişebilmek için yokuş tırmanmalıdır ille. Çıkışın anlamı, diyelim ki izbe köşelerden, derin dehlizlerden, karanlık mağaralardan aydınlığa çıkmaktır. Gün ışığına kavuşmaktır; köhneliklerden arınıp.


Yokuş çıkmak, bir anlamda düze çıkma uğraşıdır. Varış, yıldırıcı dik zorluğun bitmesidir de ondan. Yokuş biterse düzlük başlar çünkü. Bir de bitim, ille de doruklardır. Everest’inden bir koşuluk tepelerin zirvesine… Ama tırmanın gerçekleşmiş hedefidir o bitiş. Yorgunluğun yokuş aşağı; keyfin zirve olduğu andır.


Hakkıyla tırmanmak, dişini tırnağına takarak olur. Ter dökmeden olmaz. Olmamalıdır da zaten emeksiz yemek! Hakka inanan, mutlak buna da inanır bellenmektedir. Tırmanmak, tırmalayıcıdır. Dizlerin dermanının kesilmesi, kalbin çarpması, belin bükülmesidir.Meyvesi tatlı bir zorluktur ki “emeksiz yemek olmaz” diyenler hep haklıdır bu yüzden.Gerçi yokuştan yokuşa da fark var. Kimisi kısa kimisi hayli dik ve uzundur. Yokuşun bitimi, yorgunluğun atılmasının keyif gülüşü halinde mutlulukla anlatımıdır. Biten yokuşla varılan nokta, kimi için hedef demektir; kimine başarı kimine sabrın sonu. Yokuşların yorgunluğu değil, varışı önemsenir bu yüzden.


Yokuşları tırmanmak, sek sek oynarcasına olmadığından herkes çıkmayı göze alamayabilir; ama sonuna kadar tırmanamayacağını bile bile kararlılıkla dikliğin eteğine gelip gücünün yetebildiği yere kadar gidenlerin, yokuşun tamamını tırmanmışlardan neredeyse farkı yoktur. Bazen bir işi bitirmek önemli olmayabilir; o işe kalkışma cesareti de  bitirmek kadar yürek ister. Kalkışmak, cesaret, kararlılık, kendine güven, denemek isteği ve o yolun zorluklarına göğüs gererken canın acımasını gözardı edebilecek niteliklerde olunduğu anlamına gelir zira. Bu bile bir yokuşun nihayetine varmak  kadar başlı başına bir zirvedir.


Yokuş çok; dereli tepelisinden, sarpından dikine. Hayatın kendisi başlı başına bir yokuş aslında. Bazılarının karşısına yumuşak meyillisi kimisinin karşısına da kara kışın ortasında buz tutmuş, dik, çetin yokuş olarak çıkar. Hayat, yokuşları tırmanmaktır. Bu tırmanışta herkes zirveye çıkabilir mi? Çıkamaz. Çıkmak, başka birçok şartın yanında istek, direnç, kararlılık gerektirir. Bu özelliklerin hepsi herkeste olmayabilir. Çoğumuz, pek de heveslidir yokuşları çıkmaya; ama birkaç adım attıktan sonra tepeden güneş vuruyor, terlemeye başlıyor, dikenler ayaklara batıyor, çalılar dalıyor, susuzluk dili damağa yapıştırıyorken yukarıda süzülen  kartalların çığlıklarından korkuluyorsa, o yokuş hiçbir zaman tırmanılamayacaktır. Daha yarısına bile gelmeden  düşten vazgeçilecektir. Yarısını bulacak olan  bile azdır hatta. Kimisi hiç çabalamaz bile tırmanmak gibi meşakkatli bir şeye;yokuşun dibinde oturup eğleşmek varken.


Yokuş dediğin, yolsuz belsizdir. Pusulası azimdir yalnızca. Çıkmak kadar nasıl çıkılacağı, nereden başlanacağı da  zorlu  konudur. Bir keçi izine rastlanır da sürülürse ne ala. Yoksa dağın hangi yüzünden daha kolay tırmanılır zirvelere diye dört dönmek gerek etrafında.


Nasıl da terleye terleye, tekleye tekleye çıkılan yokuşların zirvelerinden keyifle aşağılara bakarken duyulan his, hak ettiğini almış olmak hissidir.


Hayatın yokuşundan inmek pek çok anlama gelir. Kimileyin taa nerelere gelmiş birilerinin, oralardan alaşağı olması demek olabilir. Kimileyin de ömrün çoğunun geçtiği demektir.


Kartal yuvaları,yokuşlar çıkılmadan görülemez. Kartallar yükseklerde yaşar. Yuvalarına hiçbir gölge düşmez; çatıymış, direkmiş. Kartal yavruları, bulutların gölgesi altında çatlatır yumurtalarını; bulutların gölgesi altında büyürler tek. Gök gürültüsü, ilkin yükseklerde duyulur. Sesi en çok oralarda patlar. Şimşeğin ışığı, yükseklerde yanar  söner.


Yokuş, yorucudur. Etrafa bile bakılamaz, manzara seyredilemez tırmanırken doya doya. Her an ayağın altından kayacak bir taş, karşıda belirecek zehirli bir yaratık, çığlık atan kartallar,dikenler, çalılar içinde; daha yükseklerde neredeyse bitkisiz ıssızlığın koynunda, rüzgârın dayağıyla tırmanılır.Bir kez zirveye varıp bulutları ayakların altında gördükten sonra tırmanmak artık hazdır. Ne pişmanlık duyulur o yorgunluktan ne de yüksünme. Duyulan, içe çekilen soluğun temizliği, “hoş geldin” dercesine uğuldayan rüzgârın sesi ve oralara tırmanarak değil kolayından uçarak çıkmış kartalların çığlığıdır. O zaman dişini tırnağına takarak zirvelere tırmananın, uçarak çıkmışa bir selam vermesi gerekir; gülerek. Kartallar bile anlar içten bir  gülümsemenin yürekten bir selam olduğunu.


Ben, severim yokuşları. Yokuşları tırmanmayı.  Dişle, tırnakla. Hak ederek tek ve de. Yokuş tırmanmak demek, yokuşun sonundakini hakkıyla hak etmiş olmak demektir çünkü. Hak, ne hazmı ne de hak edişi kolay bir kavram değildir. Hak, bilek gücü ister, emeğin sonucudur. Alnın akıdır, teridir. Diyelim ki bir ödülü, o ödülü hedeflemiş herkes ister. Ama kimi isteyenler ödüle giden yola, yol işaretleri koyarakyolu kendine çıkarma gayretinde olabilir. Böylesi hırsın pençesindekiler, hakkı değil hırslarını umursarlar. Ödüle giden yollar, hiç yol işareti koymadığından hak edenlere çıkmasa bile emek ortadayken belirleyici olan ödül değil, ortadaki üründür. Yokuşları ter dökerek, ellerini parçalayarak, dirseklerini çürüterek, zaman harcayarak tırmananların yol işaretlerine ihtiyacı yoktur zaten.Ve onların ödülleri, kıyaslama sonucunda yol işaretlilere  dudak bükülmesidir. İşaret koyanlar, haktan bahsederken neden inandırıcı bulunmadıklarını o işaretleri tersinden takip ederek başa döndüklerinde göreceklerdir.


Hak kavramının hakkından gelinmemeli;hak eden, hak ettiğini almalı!  Hak, hep yerini bulurmuş gibidir konuşurken. Dee… Söz, güzeli söyler hep… Hele de konu hak ise… Ama söz, ortaya koyulmuş iş değildir. Kişinin aynası olan iş, ortaya koyulan emek ve onun niteliğidir. Hak etmediği şeyleri hedefleyip, yolu kendine çıkarabilmiş böylesi anlayışlar, değil yokuşları ufacık tümsekleri çıkarmış gibi yapar, çevreye zafer gülücükleri saçarken yokuştan tepetaklak yuvarlanmaktadırlar aslında. Bu gerçek, hak edilmeyenleri hakkı görenlere er geç inecek tokattır. Yüzleşmeler acıdır. Yokuş tırmanmanın acısı, bu acıdan daha tatlıdır oysa!


İnsanların ayaklarının dibine serilmeyen, hedeflenen, erişilmek istenen ne varsa tırmanma sonucu elde edilebilir. Tırmanmak,kaç kere bitip tükenip de yeniden ve yeniden gözü yokuşun bitimine dikip, sivri kayaları eller kanayarak tutup doruğa yönelmek olduğundan zordur, yorucudur.


Ben severim yokuşları. Çünkü yokuşların bitimleri, düşlere çıkışlardır… Erişilmek istenenin artık ayaklar altında olmasıdır. O yüzden severim ben yokuş çıkmayı!
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 21.01.2016, 15:58
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci 
Paylaş :

0 yorum:

Yorum Gönder

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci