1 Şubat 2016 Pazartesi

Bir Blog Öyküsü; Acemi Demirci

Acemidemirci için kullandığım ilk resim. Elbette ben çektim.
Ben blogger olmadım. Blogger kılındım. Blog demek, açtığınız bir kapı demektir. Ben edebiyata kapı açtım. O  sulara demir attım.


Aklımdan bile geçmezdi blogger olmak. Hatta ne üye olduğum tek bir blog vardı ne de ziyaret ettiğim. Yazıyordum ben. Henüz yayınlanacak yerleri de yoktu  çalışmalarımın.



Şimdi çok uzaklarda, Amerika’da yaşayan eski oda arkadaşım, tıpkı ben gibi elbette hiç de sıradan olmayan karşılaşmaları yalnızca eski Türk filmlerine has sanırdı. Gerçek hayatın konusu olamazdı böylesi tesadüfler. O tesadüflerden birini biz yaşamasaydık eminim o da benim gibi düşünmeye devam edecekti.

İnsanların gönderdiği yazılarla dolu bir sayfada  kendi adlarımız değil rumuzlarımızla oradayken hiç tahmin etmezdi elbet benim onun dört harfli rumuzunu görür görmez o rumuzun arkasındakinin kendisi olduğunu anlayacağımı. Üstelik o rumuzne çocuklarının baş harfiydi ne de açıkça kendine dair bir şey. Ama anladım. Oluyor böyle sezgiler zaman zaman :) Aylan hala uzaklarda; ama bana çok yol açtı.


Oda arkadaşım, eşi ve çocuklarıyla uzaklara gidip yerleştikten sonra yollarımızın  ikinci kesişmesi ne Ankara’da ne de başka bir yerde oldu. Hiç akla gelmedik şekilde  oldu. Ortak izlencelere sahiptik, oraya yazılar gönderenler arasındaydık ve rumuzunu görür görmez arkadaşımı tanıdım. Dünyada sanki başka hiç kimse yokmuş gibi. Anladım. Ham de tümden emin olarak! Bir yazının üzerindeki topu topu dört harf yetti Aylan'ı tanımama. Bazen böyleyimdir. Bulmaca çözmeyi ilkokuldan beri çok sevip gazeteler ortadan kalkıncaya dek sürdürdüğüm için olmalı .


Aylan, kendi olarak değil; ama dört harfle karşımdaydı. Bu kez iş ortamında yan masalarda değil uzun uzun yazıların yayınlandığı bir ortamdaydık. Yazılarımı okuyanlardandı.  Bir kez daha, yineleme olsa da o zamanki kanunlara göre gerçek adımı kullanamadığımdan rumuzumla tanıyordu beni. Ve benim kim olduğumdan çok uzun süre haberdar olmadı.

Ben yazdım, arkadaşım okudu; diğer okurlar gibi. O zaman yazdıklarımı okuyan hemen herkesten hep gelen bir soru vardı bana; “Siz, yazar mısınız?”. Zaman zaman o da yazdı. Sonunda bir gün bana bir ileti attı. O zaman henüz feyzbuk  ile de ilgilenmiyorum daha. Hala da ilgilenmezdim; ama tüm arkadaşlarım feyzbuk ile iletişime geçip e-postalara yani iletilere vakit ayıramayınca açık açık, dobra dobra  benden hesap açmamı isteyenler oldu :) Bunu bekliyordum çünkü artık ileti adresleri yalnızca feyzbuk gibi sayfalara giriş  için kullanılır olmuştu. Epeyce ayak diredim; zaman alacaktı feyzbuk çünkü; ama sonunda mecburen bir hesap açtım. İlk ödülümü aldığım rumuzum hem de blog adım ile. ACEMIDEMIRCI. Ve hesap, hesapta olmayan güzellikler sundu. Tüm arkadaşlarım karşımdaydı bir baktım.

Eski oda arkadaşım, hepimiz yazılarımızı yayınlayabilelim diye ortak  bir blog oluşturdu. Ancak o blog,  hepimizin blogduydu sonuçta. Benim denemelerimin, öykülerimin, gezi yazılarımın ve diğerlerinin  kendime ait bir blogda derli toplu olması gerektiğini düşünmüş arkadaşım. Tüm yazılarımı da orada yayınlamış. İletisinde bana yapmam gerekenleri anlatıyordu. Bir baktım, artık ben blog sahibiydim. Durduk yerde.


Bana bir blog hediye edilmişti. www.acemidemirci.blogspot.com, bana hediyedir yani. Ben kurmadım. 


Arkadaşlarınız sizi düşünmediğiniz boyutlara çekebiliyor. Her zaman anarım eski oda arkadaşım Aylan’ı. Ve her andığımda teşekkür etmeden geçemem. Aylancım, teşekkürler canım arkadaşım. Hatta kardeşim.

 
Artık yazılarım, rumuzumla adlanmış blogumdaydı. O sıralar henüz herhangi bir ortamda yayınlanacak  yazılarda kendi adımızı kullanabileceğimiz kanun hala çıkmamış olduğundan tabii. Ve nihayet kanun çıktıktan sonra blogumda kendi adımı da kullanır oldum.


Gerçi Acemi Demirci de an az öz adım kadar gerçektir; beni anlatır. İkisi de eskiye, köke, tarihe, gerçeğe dayanan ve öyküleri olan addır. Yine de amacım bir Portekizli ya da İspanyol ile yarışmak değil;  onlar kadar uzun ada sahip olmuş olsam da. Adım, artık hayli uzun. Ve sonradan edindiğim adı da öyle benimsedim ki. Acemi Demirci'yi.

Önceleri sadece yazıdan ibaretti blogum. Resimsiz. Öyle ki zaman ayırıp didik didik  edip, blog uygulamaları, usulü, yolu yordamı konusunda ayrıntılara giremiyorum hala. Zira hayat, koşturmaca. Gün yirmi dört saat ve yirmi dört saatten daha fazla zaman isteyen yükümlülüklerle dolu. Büyükler ilgi ister. Sadece telefon ile değildir ilgi. Kimisi bakım ister.


Yazmak zaman alır. Dinlenmek zaman alır. Ama zamanın ucu bucağı belli. Yalnızca yirmi dört saat bir gün. O yirmi dört saatin neredeyse yarısı iş hayatıdır. O zaman aşamayacağınız sınırlar olacaktır, bile bile. Her konunun içine fazla giremezsiniz mesela. Vazgeçilmezleriniz dahası öncelikleriniz vardır; yazmak gibi, fotoğraf çekmek gibi. Onlara ayırırsınız zamanınızı; eğer bulabilirseniz. Resim bile yapamıyorsunuzdur artık. Oysa yazılarınızdan önce çizdiklerinizi yani resimlerinizi görmüştü herkes.


İstanbul’da yaşayan çok değerli bir arkadaşım, Mine,  bunca geziye katılıp bunca resim çekiyor iken blogumun bunca renksiz olmasına kayıtsız kalamadı. Telefonun bir ucunda o bir ucunda ben resim yükledik. O günden beri de yüklüyorum. Ve böyle arkadaşlarım olmasından çok memnunum. Sayıları artsın dilerim.


Ben blogger olmadım. Bir gün bir baktım kendi blogum var ve artık bir blogerım. Şu an hayli memnunum bu hediyeden.


Eğer yazılarım ve fotoğraflarım olmasaydı hala blogger filan değildim. Çünkü blog demek,  uğraş demek, emek demek. Zaten kısıtlı olan zamanın daha da kısıtlanması demek. Bu da en başta dinlenme zamanınızdan yani uykunuzdan feragat demek.  İlle fedakarlık gerekiyor ulaşmak istediğiniz yere varabilmek. İlle emek, sabır gerekiyor. Zaman harcamak gerekiyor. Kolayına kaçamazsınız böylesi konularda. Eski alışkanlıkları bırakmak gerekiyor. Sabah spor, Cumartesi günleri sabah saat on birde CSO filan olamıyor yani.


Blogların hiçbirinden  haberdar değil iken tepeden inme blogger olmuş  birisi olarak bugün çeşit çeşit konular içeren bloglarla karşılaşıyorum.

Ben, isteyerek blogger olmadım, ama, blogger olduğum andan beri isteyerek sürdürüyorum bu uğraşı. Yayınlarda bulunuyorum.  Ben blogumun değil blogum benim kapımı çaldı. Ve içine yerleştirilmiş yazılarımla tam karşımdaydı. Bu büyük mutluluk…Bazı yıllara ait  yayın sayısı çok olamayabilir. Bu, o yıl çalışmalarımı yayınlamayıp yarışa gönderdiğimi gösterir.


Bu yazı, bir teşekkür yazısı. Teşekkür etmeyi severim ben. Bana teşekkür edilmesinden de hoşnutumdur; ama eğer teşekkür eden bensem bunun anlamı açıktır. Ortada teşekkür edilecek kadar memnuniyet veren bir olgu vardır. Teşekkür etmek, büyüğünden küçüğüne mutlu bir ana sahip olmanızın sonucunda gelir.

Teşekkürler Aylan… Teşekkür Mine.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (AcemiDemirci), 29.01.2016, 16:13

Paylaş :

8 yorum:

  1. Arkadaşınızı 4 harfli bir rumuzdan hissedip tanımanız çok etkileyici. Bence yazan birine verilebilecek en güzel hediyelerden biri olmuş bloğunuz ve bildiğim tüm blog açma hikayelerinden de daha ilginç. Güle güle yazın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öykülüktü, öyküleştirdim. Şimdi aramızda deniz, zaman ve hatta iklim farkı olan arkadaşım da bir arkadaşlık öyküsüne blog hediye ederek imza attı. Aslında ben de dinlemek isterim blogların öykülerini. Henüz hiç dinlemedim :) Anlatmak istenirse tabii... Sevgi ve selamlarımla Kalemderi

      Sil
  2. Etkileyici bir yaşanmışlık, çok da hoş anlatmışsınız; kaleminize sağlık. İyi ki burada yazmaya başlamışsınız. O halde, ben de o arkadaşlarınıza teşekkürü bir borç bilirim :) Saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu, otuz yedi buçuk derece ateşle yazınca bir şeyi birkaç yerde yinelemişim. Gördüm, fark ettim; ama elim düzeltmeye gitmedi. Tekrarları rahatsızken yazmama değil, gecikmeli bu yazımda teşekkürü sıkça anmak isteğime bağladım. Ben teşekkür ederim :)

      Sil
  3. Ne güzel arkadaşlarınız varmış. Çok şanslısınız. Bir blogun hediye edilmesi çok ince bir düşünce.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç aklıma gelmeyen bir hediye. Ve çok emek veriyorum bu hediyeyi geliştirmek için. Sevgiler.

      Sil
  4. Tesadüfen eski tarihli bu postunuza girdim. Yaklaşık bir buçuk sene önceki iş hayatımda facebook, blog yazarlığı çok uzaktı bana. Şimdi iyi ki emekli olmuşum ve bu tür güzel uğraşılara zaman ayırıyorum diyorum. Bu sayede sizin gibi değerli kişileri de tanıma ve yazdıklarından yararlanma imkanım oldu. Kocaman teşekkürler size...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sonra görebildim bu yorumu. Uğramam gerektiği için gelmiştim, tesadüfen değil. Ben de teşekkür ederim.

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci