4 Şubat 2016 Perşembe

Grip Güncesi

Geçen haftadan beri kuluçkadaki grip, sonunda kabuğunu kırdı. Grip virüsü kabuğunu kırarsa, insanlar da kırılmaya başlar. Ankara, grip.


Anneme bile gidememiştim Cumartesi günü, grip kendini hissettirince. Pazar gününe ötelemiştim. Ama grip, Pazar günü biraz daha palazlandı. Hani o bildik gribin kapı çalma sesi kuvvetli çıkar olmuştu.


İdare edilemiyor daha fazla gripten muzdaripken çorbasız, kaç saat koltukta oturarak. Sona kalmışım ben grip olmada; ama kaçış yok hep kalabalık ortamda olunca. Koridorlar öksüren, hapşıran, aksıranlarla dolu. Öksürenlerin çoğu da gribe henüz tutulmuşlar değil, kaç günlük raporun ardından hala gribi tam atlatamamış olarak dönenler.


Ve ne kilit ne set ne duvar engel olamıyor virüsün ziyaretine. Grip, öykücü bünyede ziyaretteyse, sonrasında öyküye dönüşmüş olacaktır. Üç beş satır, üç buçuk, dört  saatte ancak yazılabilse de ille yazılacaktır.

Birisi şifa tasıymış.
Gripli anlar, çekilecek gibi değildir, malum. Gözler yanar. Alev alev. Yaş bile akar. Kulak tözleri, boğaz kaşınırcasına yanar. Perişanlık yani. Kendini paçavra gibi hissedenler de buna “paçavra hastalığı” demişler. Bu yakıştırmayı duyunca, kaşınırcasına yanan diyelim ki burnun yoğururcasına avuçlanması canlanır gözlerimde.  

Raporsuz filan geçiririm sanıyordum; ama geçemiyor. İlle evde kanepede uzun oturmalı. Öyle koltuk, sandalye başında geçirilemeyecek bir  durum grip.


İlaç kullanmak istemeseniz de boğazınız, gözünüz, kulak tözleriniz ısrarlıdır yanmakta. Göz kapaklarınız o kadar ağır gelir ki gözünüzü açıp bakamazsınız. Hatta size seslenildiğinde algınızın nasıl yavaşladığını fark edersiniz. Sesi duyduktan birkaç  saniye sonra anlıyorsunuz ki adınız söylendi, size seslenildi.


Şifa tası, bu mu yoksa alttaki mi?
Kulaklar tıkalı sanki.  Uğultu gibi duyuluyor tüm sesler. Hayat yavaşlıyor. Gripken hayat, ağır çekim film gibi.


Derler ya “Sağlıklı olmak hiçbir organınızın farkında olmamaktır” diye, grip olunca fark ettiklerinizin başında boğazınız, kulaklarınız, gözleriniz, kırılıp dökülen kemikler geliyor. Dökülürsünüz, lime lime. Gözünüz açık olsa bile içten içe uyuklar gibisinizdir. Yani sağlıklı olmak tanımının dışında kalırsınız.


Bugünü ve yarını evde geçirecek olmak,  kolaylaştıracak gribi ağırlamayı. Hava güneşli. Sis de yok. Böyle havalarda grip olmak… O kötü işte.


Biz büyürken ana okullu olmamıştık. Doğrudan ilkokula gitmişti çoğumuz. Ben de. İlkokula gittiğimizden beri günün güneşli anları kapalı ortamlarda geçirilir. Güneş batmasına yakın hatta kışları battıktan sonraki zamanları da evde geçiririz diye öğrendi biyoritmimiz.  Ancak gündüzün evde olunca bir gerçek çıkıyor karşınıza. Eğer gripseniz yapacağınız şey belli de eğer grip olmasaydınız evde ne yapılırdı günün bu saatinde? İş yapılırdı, dışarı çıkılırdı belki komşuda kahve içilirdi. İçilirdi dee… Biz bunları hiç yaşamadık; o yüzden de  bilmiyoruz. Ben hiç bilmiyorum hafta içi pencerelerden içeri güneş girerken evde  ne yapılabileceğini. Çeşme’de isek bilirim. Yapılacaklar bitmez zaten orada. Ben de ne yapacağımı bilirim zaten ora gündüzünde. İş! 


Böyle bir bilmezliğe düşünce "iyi ki gribim de bir de ne yapılabilir derdine düşmedim" diye sevinmek mümkün.  Hafta sonunu ezbere biliyoruz. Sıkı koşturmaca.  

Öyle içimize işliyor ki tekdüze hayatta her gün tekrarladıklarımız. Sabah önce saat çalacak. Kalkıp kapatacaksınız. Bildik işlere başlayacaksınız; el yüz yıkamadan diş fırçalamaya. Dünkü işlemleri ardı ardına bugün de yineleyecek ve saati geldiğinde evden çıkıp her günkü yolunuzdan durağınıza gideceksiniz. Dolmuş, otobüs, servis, metro ne kullanıyorsunuz onu bekleyeceksiniz. Arabayla gidiyorsanız trafik  çilesine katlanacaksınız. Sonra iş başlayacak.  Serbest meslektenseniz dükkanınızı açacak ya da iş yerinizin kepengini kaldıracaksınız.  İş ortamına girince ilk iş de bilgisayarı açmak olacak. Zira iş, bilgisayar ile yapılıyor her alanda.


Bilgisayar her şey olmuş hayatımızda. Mektubumuz olmuş, kitabımız olmuş, plağımız olmuş, sinemamız olmuş, arkadaşlarla görüştüğünüz pastane, kafe olmuş, yemek tarifine dek öğreten bir nevi sınıf olmuş. Saymaya yetemeyeceğim çok şey olmuş. Hiç fark etmeden eliniz bilgisayara gidiyor o zaman. Ve anlıyorum ki hepimizin bildiği tek şey önce bilgisayarı açmak.


Gripseniz ilacınızı aldıktan sonra biraz cana gelince şöyle hafiften göz atabilirsiniz bilgisayarınıza. Yanan gözlerinizle uzun süre bakamazsınız bilgisayarınıza zaten. Zar zor iki satır grip öyküsü yazar, birkaç saat yanan gözlerinizi dinlendirirsiniz yumarak. Yine de rahat ortamda, istediğinizde uyuklayarak taşıyamadığınız başınızı istediğiniz yere dayamak, seramik sanatçısının çamuru alışı gibi mentollü merhemleri alıp boğazınıza hiç esirgemeden fazla fazla sürmek ancak evde mümkün. Bu gribin sevindiğim yanı, o sevimsiz  ve medyatik  H1N1 değil de viral olmasıymış benim yakalandığım.  Başında  bir hayvan adı taşıyan grip bulaşmadığına memnunum.

Grip oldum diye bakmamak gerek güne. Gripken ve evdeyken hayat nasıl diye bakıldığında, evde nasıl da acemi kaldığımızı görmek güldürücü. Yanan gripli  gözlerle bu acemiliğe bakınca, ortaya bu yazı çıktı.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 04.02.2016, 10:22

Paylaş :

3 yorum:

  1. Bu tasların dotgrafi nerde cekildi acaba taslardan biri benim çalınan tastım bu siteyi mahkemeye verecem bana bu şifa tastıni nerden cektibizi söyleyin süleyman karabulut sivas şarkışla dan ben feysime yazarmısınız

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimi mahkemeye vereceksiniz Süleyman Bey? Bu site dediğiniz benin blogum mu? Ya şaka yapıyorsunuz ya da başka bir niyet var bunun ardında. Resimlere iyi bakın. O taslar, tastılar değil bu arada, anladığım yazdığınızdan tas olması gerektiği- müzedeler. Yanlarındaki yazılardan anlayabilirsiniz. Bir daha ve dikkatli bakın. Ve yine böyle bir yorumla rahatsızlık verirseniz b bu tavrınız asıl bir şikayete yol açabilecek bir tavır. Tas sizin isr gidip müzeye söyleyebilirsiniz. Bana değil!!!!

      Sil
  2. Bu tasların dotgrafi nerde cekildi acaba taslardan biri benim çalınan tastım bu siteyi mahkemeye verecem bana bu şifa tastıni nerden cektibizi söyleyin süleyman karabulut sivas şarkışla dan ben feysime yazarmısınız

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci