13 Mart 2016 Pazar

Bir bahar yazısı; Ağacın muradı ve çiçeğin meyveye yolculuğu

(Böylesi bir günde yayınlamayabilirdim; ama sabır temalı olduğundan yayınlamayı diledim)


Bahar, bahçede. Beyaz çiçekli, uçları kızarmış dallı. Kızıl, başlangıcın rengi. Renklerin ilki. Doğum imzalı.


Güneşin doğmasındaki renk kızıl. Günbatımında kızıl, ton ton. Gül fidanlarının patlayan uçları kızıl. Nar, baharda yazda çiçek verirken üst yaprakları kızıla döner. Kayısı ağaçlarının da öyle.

Kızıl, kızgınlığın rengi de olabilir.  Kızgınlığı anlattığı zamanları ayrı tutarım, başlangıcı anlattığı anlardan. Buradaki kızıl, bahar dalı ucunda açan pembemsi beyaz çiçeklerin kökündeki kılıfın ya da  ağaç kabuğunun uyanış rengi. Gül dalının yağlıymış gibi parlayan ilk yaprağı kahvemsi kızıldır. Bahar doğumsa, o doğumda gün doğumu kızılının imzası var o halde.

Her şey vaktini bekler. Bahar çiçeği erken açar kimileyin deee… Vakitsiz açmaz yine de. Ocak ayında açmaz hiçbir çiçek eğer Ocak, Nisan ayına özenmemişse. Her şeyin bir vakti var. Gün doğumlarına baksak ya…

Gün, yirmi dört saat. Saati saatine güneşin doğumu, batımı, ayın çıkışı, hilale dönmesi, dolunay olması. Saati saatine gün dönümü, ekinoks, mevsimin  bir diğer mevsime sırasını vermesi. Cemrelerin saati var. Tabiatın uyuyuşunun, uyanışının hep saati var.

Tabiat, takvim. Sırasını bilirlik halinde akış. Zamanından önce asla olmazlık; ama zamanı gelince de olurluk. Tabiat, okuması öğrenildiğinde sabrın kitabı. Onca sabrına rağmen sabır taşı diye bir şey de bilmez üstelik. Dağında taşında, tarlasında, kıyısında, deresinde denizinde onca taş varken hem de. Tabiat, sessiz; ama saatin şaşmadığı düzen.

İnsanların da tabiatı var. O tabiatla hayat buz da tutar, beklemesi bilindiğinde buzlar çözülüp baharın şarkısı da duyulur çiçek açmış dallardan. İnsan istedi mi, istediği ne ise o hemen  olsun arzusunda. Olmayınca istediği, hoşnut kalmaz.

Olgunluk zaman işidir. Meyveler güneşin altında olgunlaşır. Bir dakikada değil, bir saatte değil. Bir ayda bile değil. Önce çiçek açar her meyve. Yola çiçek halinde çıkar. Çiçekler birkaç hafta boyunca dalları süsler. Sonra dökülen yapraklar arasından verdiği ufacık baş fark edilir, çağla gibi. Elmasından kayısısına. Yeşil çağlalar, güneşin altında olgunluğa doğru yol alır.
 
Zaman ister olgunluğa erişim. Elleri buz kesen kışın geçmesi, zaman alır. Baharın gülümsemesi onca zaman sonradır. Ağaçların uyanması, çiçeğe durması zamanı gelince olur. Çiçeğin meyve olması zamansız olmaz. Zaman ister böylesi yolculuklar. Ağacın muradı meyveyse eğer, o zaman ağaç katlanacaktır tüm bunlara. Bu bilgi, sabrın sabrıdır.

Muradı meyve olan ağaç, önce kışı dallarında taşıyacak. Karın ağırlığı altında  dalları kırılacak belki. Taşıdığı beyaz yükün altında  ezilirken buzdan saçaklar sarkacak dallarından. Kökleri üşüyecek. Ama dayanır ağaçlar kışın her zorluğuna. Çünkü kışın sonu bahardır ve  ağaçlar bunu bilir. İnsanlardan emin değilim.

Cemrelerin yolunu gözleyecek ağaçlar. Bir, iki, üç diye sayacak cemrelerin havaya, suya, toprağa düşüşünü.  Lodos esecek sonra, kar eriyecek. Baharın yeli gezecek her yanda ve dallar patlayacak.

Çiçekler açacak, çağlalar gözükecek. Güneş yakacak bu kez ağacı, reçine akıtacak sıcakta. Susuz kaldığında köklerini daha derine salacak. Yeşil çağlalar, güneş altında kızaracak,  meyve olacak. Atasözümüz ne güzel kısaca anlatıveriyor çiçeğin meyveye dönüş öyküsünü;
“Sabırla koruk helva olur” diyerek.

“Koruk, üzümün hamıdır” desem yanlış olmaz. Asmalar patladıktan sonra toplu iğne başı gibi üzüm taneleri belirginleşmeye başlar. Giderek büyür. Yeşildir. Nasıl ekşi olduğunu rengi  açıkça söyler. Soğuk, buğulu, mat bir yeşildir koruğun rengi.  Olgunlaştığında helva gibi tatlı olacak   üzümlerin tadından eser yoktur bu haliyle korukların tadında. O kadar ekşidir ki koruklar, turşulara koyulur ekşitsin diye. Limon yerine yemeklere  koyulur. Ve en az limon kadar ekşidir, ekşitir.

İşte o limon ekşiliğindeki koruk, zaman içinde üzüm olur. Koruğun azmi, sabrıdır. Koruk ekşidir, üzüme döndüğünde ise helva. Atasözümüz bunu anlatır işte.

Kimisi de “Roma, bir günde kurulmadı” der. Denilen başka çok şey var beklemek ve sonucunu görmekle ilgili.

Böylesi bir yol da, koruğun helvaya, çağlanın meyveye yolculuğu da zor. Zaman isteyen yol ve yolculuk bunlar. Çağlanın beklemeyi bilmesi gerek  meyveye dönmesi için. Beklemek en zoru elbet. Sabır işi. Sabır mı? Tek mayadır;  ekşiyi tatlıya döndüren, çorbayı içirten.

Baharın mısır patlağı gibi çiçekleri, kışa sabreden ağacın zamanı gelince gülümsemesidir. Bu gülümseyiş uzun bir yolculuğun da “Merhaba”sıdır.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 2016

Paylaş :

2 yorum:

  1. ah ben bu yazıyı, o fotoğrafları nasıl atlamışım! şahane!

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci