4 Mayıs 2016 Çarşamba

OT KÖRLÜĞÜ

Bir doğu kentimizde çiriş otu alırken

Oysa ot, sadece Ege’de bitmiyor!

Ah, bir anlayabilsek neye sahip olduğumuzu? Ah… Neyimiz var neyimiz yok sorgulamasıyla şöyle bir etrafımıza bakmadan komşunun tavuğu komşuya kaz görünür tuzağına düşmekteyiz. Ve  zarardayız bu yüzden.


Kaç zamandır Alaçatı’da ot festivali yapılacak haberlerini takip ediyorum. Kadınıyla, erkeğiyle alnı boncuk boncuk terleyerek Egeliler, üşenmemiş kâh şevketi bostan gibi dikenleri  kâh sarı kantaronları ellerini parçalaya parçalaya toplayıp aş etmiş.


Çirişin pişmiş hali
Ota, ot değil aş muamelesi yapan Ege’ye, otun sadece oralarda yetiştiği yer muamelesi yapmak… Yanlış yapmak bu! Neden mi? Güzel Ülkemiz, Asya, Avrupa ve Afrika arasında sacayağı gibi. Üç anakaranın kesişmesi ayrıcalığındayken üçünden de özelliklere sahip olduğundan  ot çeşitliliğinde çok zenginiz. Tüm Avrupa kıtasında on üç bine yakın bitki türü bulunurken Türkiye’de üç bini endemik yani sadece bizim topraklarımızda yetişen on iki bine yakın  tür mevcut. Ege ya da Akdeniz ikliminde olmak, ot türünün fazla olması anlamına gelmiyor. Yunanistan ve İspanya’da beş bin tür varken dağlık İran’da sekiz bin tür var. Çünkü dağ, ova, kumul, bozkır ve yükseklerin çeşitliliği kendine özgü.


Kimisi endemik olan bitki türlerine sahip olmak bir nimet olsa da asıl nimet bunun değerini bilmek.  Onca endemik türümüzden hangisini tanıyıp sahip çıkıyoruz? Çıkan var elbette; ama kaçımız?

Zürih havaalanında mağazalara bakınırken hediyelik çanların ucundaki kırmızılı siyahlı kadifelerden saatlerin kadranlarına, porselen duvar tabaklarına kadar ille de üzerine kondurulmuş bir çiçek motifi dikkatimi çekmişti. Satıcı kıza bu beyaz çiçeğin özelliğini sordum. Meğer çiçek, Alp Dağları’nda yetişirmiş ve İsviçre’nin tek endemik bitkisiymiş. Tek bir endemik tür! Bizim üç bin endemik  türümüze bakınca ne kadar az. Ama o tek tür, simge olmuş. Biz ise soğanlarını salep yapmak için kazırken endemik orkidelerimizin kökünü mü  kurutmak istiyoruz?


Işgın
Cumalı Kızık köyünü gezmekteydik. Hediyelik toprak çanakların üzerine çizilmiş çiçeklerin bir anlamı olup olmadığını sordum. Öylesine çizmişler. Dergide, reklamda gördüklerinden. Oysa Alp Dağları’nın  tek endemiği o beyaz çiçek gibi değeri bilinecek ne çok sırf Uludağ’a özgü tür olduğunu kaç kez gözlerimle gördüm.


Ayrığından deve dikenine ot her yerde; doğuda, kuzeyde, batıda, güneyde. Duvar dibinde, inşaata dönüşmemiş her arsada, tarlada, dağların yamaçlarında, sırtlarında. Nasıl beslenirdi yoksa onca kurt kuş? Kurt kuş bilir de otları, bizler o kuş beyinli diye küçümsediğimiz kuşlar kadar bilmiyoruz.


Çiriş  yani bir tür zambağın yaprakları.
Ot deyince ille Ege deyip Alaçatı’ya hücum etmek, nasıl bir ot körlüğü içinde olduğumuzu göstermekte. Asıl olan,  körlüğümüzü göremeyecek kadar kör olmamak! Ve biliyorum ki eğer Doğu Anadolu’nun otları bilinseydi belki Ege otları hiç anılmayacaktı bile. Daha girişte boğazınızı yakan İzmir’in kirli havasına hiç benzemeyen  doğunun tertemiz göğünde parıl parıl ışıyan yıldızların altında geceleyin buğulanan otları yanında belki Ege otlarının esamesi okunmayacaktı bile. Otun hası, dağın koyusunun olduğu doğuda. Şifası ayyuka çıkmış çirişinden ışgınına. Sapındaki kabuklar  soyularak da yenilen ışgının bir adı da doğu muzu imiş. Can eriği tadında, sulu sulu.


Muş’ta yediğimiz salamura otun, çakşır mıydı acaba, kızartmasının lezzeti anlatılamaz… Uzanıp giden ulu Muş dağlarından toplanmış çeşit çeşit otların yumurta katılarak kavrulmuşunun lezzeti ya? 


Ot her yerde İç Anadolusundan Karadenizine, Doğu Anadolusuna dek deee… Ama tek Ege otlarından bahsediliyor nedense!Yurdumuzun dört bir yanındaki dağlar, kırlar bunca otla kaplıyken ot deyince ille Ege’nin hatırlanılması Ege’ye de diyelim ki doğuya da haksızlık. Çifte standart üstelik.


Erzincan sokakları Mayıs ayında ışgın ve çiriş satan seyyar satıcılarla doluydu. Uzun sapların üzerindeki karnabaharı andıran  çiçekleri süngerimsi ışgını merak edip tadınca doğu otlarını hiç bilmemenin nasıl bir zarar olduğunu apaçıktı. Işgın, bağırsak kanseri için birebirmiş. Çiriş otu, belli ki soğanlı bir bitkinin baş vermiş yaprakları. Dönüşte Ankara’ya  da getirmiştim beraberimde.


Ot festivalinden görüntülerde Alaçatı sokakları tıklım tıklım doluydu. Sanki ot yalnızca Ege civarında yetişirmiş gibi herkes ot görmeye hurrraaa Alaçatı’ya akın etmiş. Kendi dağlarındaki, kırlarındaki  bitkilerden habersiz olup da ot almak için  Alaçatı’ya doluşmak değil  bizim kırlarımızda hangi otlarımız var diye etrafımıza bakınmak en doğrusuyken ille de Ege otu deyip İzmir’e, Çeşme’ye, Alaçatı’ya üşüşmek,geri kalan her yere  ot körlüğü haksızlığı yapmaktır. Her yerin kendine has otu, o otların da şifaları var. Bilene tabii.



İçinde Anadolu parsından, vaşağından  tokuşan boynuzlarının sesleri ta nerelerden duyulan geyiklere kadar canlı yaşayan heybetli dağlar Ege’de değil, tam aksi yönde tek. Bomboz bozkır olan İç Anadolu zaten mahrum öylesi bir doğadan. Güneydeki dağlarda ot değil otel bittiğinden oralar artık turizmin hizmetinde. Kala kala doğu kalıyor muhteşem dağlar ve vahşi tabiat denildiğinde. O tabiatın Ege’den geri kalırı olmadığı  gibi fazlası var  ot konusunda da, canlı türü konusunda da. Tek eksiği, anlatılıp tanıtılamaması. Keşke oralardan toplanan çirişler, yumurtalı bulamaca batırılıp da kızartma halinde nefis bir öğün olan çakşır mıydı tam emin değilim o otlar salamura edilip buralardaki marketlerde satılsaydı.


Tepesinde yatan Hasan Baba’nın adını taşıyan, göçmen kuşların, leyleklerin konakladığı Hasan Dağı eteklerinde çıtlık yani kara hindiba, şevketi bostan, evelek, tekercin, madımak, geyik göbeği ve daha nicesi yeşerir baharda. Bağla, bahçeyle uğraşan kadın erkek, çoluk çocuğun ille çakısı olur hem budama hem de gördükleri yerde ot toplamak için.


Çıtlık yani hindiba, üzerine limon sıkıp, tuz dökülerek yufka ekmekle dürüm yapıldığında leziz bir yaz tadıdır. Leğenlerde hamur gibi yoğrulup yeşil suyundan ayrıştırılan tekercinin posası, hamur pazısı gibi şekillendirildikten sonra kurutulup  kışın çorbasından bulgur pilavına konuluyor. Şevketi bostan, Ege’de yetişince en pahalısından katık olan hatırı sayılır bir otken diyelim ki başka bölgelerde diken sayılıp çiğneniyor.

Çıtlık yani kara hindibanın tohumu
Ot, her bölgede. Dağda bayırda, kırda, hala kaldıysa  bir yerlerdeki meralarda. Çeşit çeşit ve göz önünde. Deee… Görecek göz nerede? Gözler görünce işte ortaya Alaçatı festivali çıkıyor. Göremeyenler de sanki Amerikan tarihindeki altına hücum dönemlerindeki batıya akının bir örneğini bugün göstererek doğusundan güneyine ota  hücum diyerek Ege’ye  akın ediyor. Oysa otsuz toprağımız yok. En pahalı otlardan suya pek ihtiyaç duymayan deli karpuz yani kaparinin kireçlisinden kıracına. yetişmediği toprak yok. Akşamları görkemli kocaman çiçekler açar olarak mı algılamalı deli karpuzu yoksa Egeliler’in yaptığı gibi dikenli sapları arasından tohumlarını toplayıp salamura yaparak salatalara katmak mı yeğ? Deli karpuzu gördüklerinde “nereden bitmiş bu ayrıksı ot” diye söküp atanlar, emek emek toplayanların gerçekleştirdiği festivale koştura koştura gidiyor ya da oralara göç ediyorlar sonra da.

Onca ırmak, dağ, ova, alabildiğine uzanan kırlarla çevrili yerlerde ot olmaz mı? Görülmeyince olmuyor. Göstere göstere ot kültürü yayanlara koşturuluyor. Doğu Anadolu’yu görüp otlarını tanıyıp tattıktan sonra asıl ot festivallerinin çok zengin ot çeşidinin olduğu oralarda yapılması gerektiğine yürekten inanıyor insan. Şimdi kim doğrusunu yapıyor o zaman?
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 11.04.2016
@AcemiDermirci

Paylaş :

12 yorum:

  1. Yazınızı büyük bir merakla, çokça hak verip, çokça üzülerek okudum.Çirişi biliyorum,ışgını ne görmüşlüğüm var ne de duymuşluğum. Bir çok otu görsem , adını bilmem. Oysa severim. Yöremizin dışında adını duyduğum sadece "madımak" vardır. Sivas- Yozgat dolaylarında oldukça fazla tüketilen bir ot.
    Ne yazık ki birçok konuda olduğu gibi, ot konusunda da bilinçsiz olmamız gelecek açısından endişe verici.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel anlatmışınız. Madımak, İç Anadolu'da da, Ankara’da da çok bilinir.Toplanır. İncek trekinglerinde toplamışlığım var. Işgını keşke görseniz bir vesile olsa da. Taze bir ağaç dalı gibi, üstü kabarık kabarık, sapındaki kabuk soyulup yeniliyor. Sulu. Doğunun muzuymuş. Haklılar da öyle demekte. Bana can eriği tadını verdi. Arkadaşlar da bunu söylediğimde bana hak verdi :)))

      Bugün de oralardan getirdiğim çoban kirpiği otunu tadınca nasıl bir ıtırı olduğuna şaştım. Zaten oya gibi bir ot. Nazik ve güzel. Başındaki artık çiçeği mi olacaktı,tomurcuğu mu bilemiyorum oluşumları kopardım. Pek umudum yok, çünkü zamansız;ama yine de kurutacağım tohum elde edebilmek için. Bitki, ot mu.... Pek hoş şeylerdir :) Sevgi ve selamla.

      Sil
    2. Bu konuda çok bilgili olduğunuz ve ilgilendiğiniz belli .
      Umarım emekleriniz boşa gitmez ve kurtarırsınız :) sevgiler

      Sil
    3. kahve telvesi, çok teşekkür ve sevgilerimle :)

      Sil
  2. Merhaba;
    Sevgili Ayşei ,yazınızın çoğuna hak vermekle beraber Alaçatı Ot Festivali olayına o kadar sıcak bakıyorum ki bunu da belirtmeden geçemem. Adamlar uğraşıyor , turizm canlı bir bölge hepsini toplamışlar vs festivaller yapmışlar . Ne güzel... Tüm suç yine bizlerde ...
    Sizin gibi bilenlerin yazması ne kadar güzel.. Bilgiler paylaştıkça faydalı olur ve fısıltıyla çoğalır ... Benim Hıdırellez adetlerini sorup öğrenmeye çalışmam gibi ..
    Bzi ailece ota böceğe meraklı insanlarız . Yöre ayırt etmeden de bilgi edinmeye ve bu tür anlatımlı belgeselleri izlemeye bayılırız. Gidemediğimiz yerlerden bilgi sahibi olup yapabilmek için de bulmaya çabalarız. Hatta annem pazarda gördüğünde başlar sohbete ... Ne otu ya da bitkisi olduğunu , nasıl pişildiğini ... Yıllardır çiriş görüyoruz ama nasip bu sene almak oldu . Annem pazarcıdan öğrenmiş . Eve geldi bir de internetten bak dedi ve pişirdi . Beklediğimizden de şahane bir lezzet . Çok özel peynirlerde kullanılan önemli bir bitki aynı zamanda ... Şifasını sayamayacağım ... Sıra madımak için bekleniyor bakalım ...
    Doğu Güneydoğu Anadolu seyahat sırasında Van dan bir ot çiğ çiğ yemişlerdi bizimkiler ... Bir de onu hatırlasak :))
    Neyse bu konularda fazla meraklı biri olarak çenemi açtım , kusura bakma arkadaşım.

    Ama hep böyle faydalı yazılar lazım bizlere , hep yaz sen ...

    Biz de öğrenelim , paylaşalım ve dağıtalım fısıltı gazetesiyle ...
    Başkalarının bir şey yapacağı yok

    Sevgiyle kal

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Didemikacım, yazdıklarına çok sevindim. Ot konusunun önemini bilenlere rastlayınca tek şey hissediyorum; memnuniyet 

      Öyle otlar var ki uzaklarda. Ot deyince de başka her şeyde de ille Ege’nin hatırlanılmasına hayıflanıyorum, son otuz seneye yakın bir zamandır yazları artık Egeli, emeklilik sonrası da tümden olmasa bile yılın çok uzun kısmını Ege’de, Çeşme’de geçireceklerden olarak. Her yerin otu var; ama Egeliler değerini biliyor otun da çöpün de. Bilmeyenler de sanıyor ki her şey tek Ege’de. O zaman bitiş başlıyor. Güneyden başlayıp kuzeye doğru seyrediyor o bitiş. Bodrum başı çekmişti.

      Anlatmak istediğim, önemli olan Egeli olmak değil; Ege kavrayışında, zihniyetinde olmak… O zaman her yer Ege, hatta daha öte )))

      Oysa oralar bitince belki bu kez tam tersi yöne göç etmek zorunda kalınacak. Ve oralar nehir, göl, su açısından Ege’den de Karadeniz’den de zengin aslında.

      Sahip olduklarının farkında olanları çok takdir ediyorum, henüz olamamışlara da elimden geldiğince kendi baş ucundakileri anlatmaya çabalıyorum.

      Şu fısıltı gazetesi ile erişim çok hoşuma gitti. Harika 
      Didemikacığıma çok sevgiler 

      Sil
  3. ayyyy bu yazını zenginleştirmişsin de miiii. ot yemeklerine bayılırım yaaaaa :) izmirliyim olcak o kadaaaar :)

    YanıtlaSil

  4. Deeptone, müthişsin. Evet, birkaç satır zenginleşti yazım. Dikkatin, dikkatten kaçacak gibi değil. İzmirli olduğunu öğrendiğime sevindim. Biraz biraz yakınlarda oluruz yazları İzmir’e. İzmir'i her sene gezmek isterim; ama her sene işten güçten başımızı alamadığımızdan günler çarçabuk dolar. Ancak girişi duman altı, kirli olan çevre yoluyla yetinirim.

    Onca yol gidilir de Ankara’dan İzmir’e, Çeşme’den İzmir’e daha kısası gerçekleşemez bir gün harcanıp da. Hep içimde kalır. Hala Saat Kulesi’nin fotoğrafı benim makinemle çekilmedi )) Bazen o sıkıntılı Çeşme girişinden yanlış yöne sapıp kaybolsak diyorum daa… Vakit geç olmuş oluyor, kaybolmalı diyorum daa… Vakit geç oluyor altı yüz yetmiş küsur kilometreden sonra.

    Şikayet değil bunlar. Şartların belirleyiciliği. Ama bir gezmeye başladığımda, resimlerden anlarsın. Daha Harmandallı selamlara var, o halde Hüdaydalı selamlarımla Deep :)


    YanıtlaSil
  5. Çirişi yumurtayla pişirince harika oluyor :)) Ülkemin her yerinde harika otlar var. Tazesi şart ama.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her yer hem de ne lezzetli ve faydalı otla dolu; ama ot denilince akla ille Ege gelmez mi :))))))) Gülüyorum; ama aslında çok düşündürücü :)))

      Sil
  6. Ot yemeklerini çok severim. Türkiye bu anlamda çok zengin. Bunu avusturyaya yerlesince daha iyi farkettim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepten otçuyuz. O zaman daha sık yazayım. Çok selamlar :)

      Sil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci