21 Mayıs 2016 Cumartesi

Hayat üniversitesinin eşiğindekiler; Üniversiteliler


Son günlerde hiç olmadığı sıklıkta üniversite öğrencisi ile karşılaştım hatta vakit geçirdim. Onlarla bir arada olmak, onları aslında siluet olarak dıştan tanıdığımızı; ama içlerindeki o henüz ham madenler gibi işlenmeyi bekleyen iç dünyayı hiç tanımadığımızı anlatan anlar oldu.


Çok sevimliler, çok şekerler. Ve... Çoook tecrübesizler. Her şey şimdi onlar için 100 üzerinden 100 puan. Ama biliyoruz ki o 100, dünyayı ve insanları tanıdıkça  zaman içinde doksanlı, seksenli değerleri sonra da gide gide sıfırı bulacak değerlere düşecek kimi konularda ya da kavramlarda. Sıfırın altı nasıl olur bilmediğimden yazmadım.


Mutluluk onlar için şu an tanımlanamayacak bir şey. Ya da çok sevdiğim bir yazım var ya “Yanlış Masallarla Büyüdük” diye, o yanlış masallar ile anlattığım  Kaf  Dağı ardındakileri, beyaz atlı prensleri, yüz yıl uyuyan prensesleri bekliyorlar farkında olmasalar da evlerinin prensesleri ya da prensleri olarak büyümüş ve şu an artık çocuk olmadıklarını hala kabul edemeyen gençler. Onlar için bazı kurbağalar aslında prens gibi  bile algılanıyor olabilir hatta. Masalda sandıklarından kendilerini!


On altı yıl, bir kuşak farkına denk gelirmiş. On altı yıl çok kısa olsa da anlayışlar bazen bakıverirsiniz an içinde değişiverdiğinden J aslında bir bakıma yeterli de. 


Yani on altı yaş büyükseniz birinden, aranızda kuşak farkı olduğunu peşinen kabul etmelisiniz J


Üniversite öğrencilerinin saf, henüz dış dünyanın oklarıyla delinmemiş aile kalkanıyla korunan yüreklerindekileri, yani tüm bunları pozitif ya da negatif enerji diye de yazabilirdim dallandırıp budaklandırarak. 


Ki her kültürde, doğusunda da batısında da  var pozitif ya da negatif; olumlu ya da olumsuz böylesi şeyler; ama başka adlarda. Bizde olumlu yaklaşım için “İyi düşün; iyi olsun” denilir.


Ben de lafı hiç dolandırmadan, bize yabancılaştırmadan yok pozitifmiş yok negatifmiş demeyerek, “iyi düşünelim her şeyde, iyi olsun” diyorum. Herkes için. Üniversite öğrencileri için de, tek tek her birimiz, kendimiz için de.


Diyeceğim, mutluluk, hayatın eşiğindekilerin çoğunca sanıldığı gibi  masallarla edinilemez. Bir kahvaltı masası, o masadaki tabak ve bardak sayısı bile mutluluğun niceliğidir aslında. Ama kahvaltı masasının mutlulukla ilgisini, üniversite kantininde çay ve karışık tost ile kahvaltı eden bir üniversiteli henüz algılamış değildir. 


İnsan kendi mutluluğunda pay sahibi. Mutsuzluğa götürecek olanlar, mutluluğun kapısına kilit olacaklarsa o kilitleri vurmamak gerek. Üniversite öğrencilerinin işleri zor bu yüzden. 


Bunları öğrenmek, tüm bu edinimleri anlatan kitaplardan okunsa da yaşamadan tamı tamına hakkıyla öğrenme gerçekleşemeyeceği için, çoğu kez  hayatın yollarında düşe kalka deneyim edinileceğinden hepsinin de ciddi yaralar almadan, ikinci kez düşmeye gerek kalmadan yaşadıklarından öğrenmelerini ne kadar isterim... 


Çünkü başkalarını suçlamak, kusuru onlarda görmek ya da göstermek ki bu bir zavallılık, kolay. Ama kendine dönüp, duruşuna, tavrına bakıp öz eleştiride bulunmak cesaretini gösterip kusurunu fark edip  kabullenmek, erdemden de öte. Gelişim. İyi yönde gelişim. 

Bunları nasıl yapacaklar, hep kendilerinden önce başkalarını mı suçlayacaklar yoksa önce kendilerine mi bakacaklar,  bu onların hayatlarının rotasını belirleyen pusula olacak elbette. Ve yedilerinde neyseler yetmişlerinde de o olacaklar muhtemelen!


Çevresel etkenler elbette çok, insanın bakışı da, yaklaşımı da mutlu ya da mutsuzluğun belirleyicilerinden. Üniversite okuyorlar hatırlı  okullarda; ama hayat okuluna henüz başlamamışlar. İşte asıl eğitim orada. Acısı, tatlısı, tecrübesi, olumlu ya da olumsuzuyla. Hayat eğitiminin eşiği, üniversite diplomasının ardından çoklukla.


Kimisi aynı hatayı tekrar tekrar yapıp başını hep ağrıtıp hep mutsuz olacak; kimisi bir hatadan ders çıkarıp hayatını kolaylaştırarak yaşayacak. Hayatı üniversitede değil; üniversitenin eşiği olduğu gerçek hayatın içinde öğrenecek. 

Tabelalı okullarda öğrenilen, öğrenim yalnızca. Hayat değil yani...
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 21.05.2016, 09:23
acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

14 yorum:

  1. Her şey bir yana, bizim zamanımızda olmayan bir şey söz konusu şu anda; işsiz kalma korkusu. Bizim yaşamadığımız bu zor durum şimdiki çoğu üniversitelinin en büyük korkusu.
    Hayata atılmanın ne demek olduğunu zaten öyle güzel anlatmışsın ki, ekleyecek bir şey yok. Kalemine sağlık, sevgiler <3

    YanıtlaSil
  2. Evet... Hayata bakışları ürkek. Bir yanda büyük hayalleri, beklentileri bir yanda da gerçekler içinde bocalayan en güzel yaşlar. O güzel dönem kim bilir nasıl geçecek...

    Çok teşekkürler. Benden de sana çok sevgiler :)

    YanıtlaSil
  3. Issizlik ayri , okul nasil uzamadan biticek ayri , aileye mahcup olmama korkusu ayri,egoist hocalarin kahrini cekmek ayri.. ellerine saglik cok guzel bir yazi olmus :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısın Nisa… Şu dönemin en zor dönemleri gençlik. Hatta “Çağın En Büyük Suçu: Genç Olmak” diye yazmıştım epeyce önceleri. Gençliğin geçip gittiği ve çoğunun gençliklerinden hiçbir şey anlamadıkları dönemler. Beni üzüyor  Çok selamlar.

      Sil
  4. O zamanlara gittim birden. Nasılda güzeldi herşey.. Tek başıma kaldığım bir evim, kararları kendim alma özgürlüğüm, havadan gelen param ve başımda esen tatlı kavak yelleri... Keşke hep 100 olarak kalsaydı değerler keşke yazdıklarınızı deneyimlemiş olmasaydım, keşke tatlı tatlı esseydi başımda rüzgar.. Derin bir ah çektim..:) elinize sağlık, sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))) Sakın bencilim sanma; ama eğer "aahhh" çektiysen ve bu benim yazımla olduysa sevindim. Ah çekmene değil, yazımın dokunmuş olmasına. Ahlar olmasın, istemem. "Oh" çekilsin ama.

      100 kalamasalar da yüzün 1'i dahi kalsalar ne iyi olurdu :)))) Sıfırlar kalıyor ama geriye galiba çoklukla.

      Yok yok daha yazmayım. Ahların ardı gelmesin :)))) Çok sevgiler.

      Sil
  5. Bu güzel kahvaltı sofrasına takıldı gözüm önce. Kahvaltıyı günün en güzel öğünü sayanlardanım.
    Ve sonra yıllar öncesi İstanbul Çemberlitaş Yurdu Kantininde sabah kahvaltılarımızın değişmez tercihli menüsünü düşündüm. Simit, gravyer peyniri, çay. Bazen evden gönderilmiş nefis kurabiye ya da kek-ama ancak iki gün dayanırdı 8 kişilik odaya- hemen tükenirdi


    .

    Emekli olmadan önce 10 yıl büyük bir Üniversite hazırlık dershanesinde çalıştım. Gençlerin o güzel heyecanlarına tanık oldum. Ama çok zor dönemlerdir. Çok önemli noktalara değinmişsiniz. "İkinci kez yara almadan" deyişine yürekten katılıyorum. "Hayat Okulu" öncesi ve sonrasında keşke karşılarına onları incitmeyecek, iyi yönlendirecek iyi eğiticiler çıksa...
    Sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deneyimli bir eğitimci olan sizin bu yorumunuz bana ancak teşekkür diye yazdırır.

      Anılarınız çok hoş. Diyorum ya sizin yorumlar edebi. Ben okurken çok haz alıyorum. Gençlerle ilgili daha önce "Çağın En Büyük Suçu: Genç Olmak" diye yazmıştım. Hep gelecek korkusuyla hiç yaşanmadan geçen gençlik beni üzüyor. İş gailesi daha lisede yakalarına yapışan, yetenekleri heba olan, işsiz kaldıkları için ne ev bark sahibi filan olmak hayalken yuva kurabilmenin mümkün olmadığı, hiçbir güvencesi olmayan o gençler, genç mi sahiden ? Yaşanmış bir gençlikleri oldu mu acaba?

      Sil
  6. Evet hayat şartları ağırlaştı. Günümüzde çocuklar geleceklerinden emin değiller. Onlara daha kötü bir dünya bıraktık falan ama bence en kötüsü de düşünmekten yoksun bıraktık onları. Bizim zamanımızın gençliğinin ülkeyi ileri götürecek fikirleri vardı. Şimdiki gençlik kısa yoldan nasıl köşeyi dönerim telaşında. Onları eleştirmiyorum. Elbette bu durumun sorumlusu yine bizleriz :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dediklerinizi, o gençleri izleyip konuşunca ben de harfi harfine düşündüm. Bizim konularımız da başkaydı. Kitaplar hakkında konuşmak sıradandı. İçeriği havadan sudan değildi sohbetlerin. Okurduk, tartışırdık, kavramları bilirdik.

      Bu gençler kendi hayatlarını kuramayıp yalpalarken bir sonraki kuşağın nasıl olacağını hiç hayal edemiyorum. Ama çok yanıltmalarını, bizi sevince boğmalarını da dilemiyor değilim bir sonraki kuşağın.

      Çok selamlar.

      Sil
  7. fotolar çok dikkat dağıtıyooooo :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Trafikte bakılmamalı o zaman :))))))

      Sil
  8. Yaşam şartları ve gelecek kaygısı yüzünden gençler en güzel çağrılarının tadını çıkaramıyorlar maalesef.

    YanıtlaSil
  9. Yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil, hayat bitmeyen bir üniversite. Fotoğrafta görünen yerler neresi? O kadarcık kareden bile rahatlatıyor insanı. Selamlar.

    YanıtlaSil

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci